NE DE OLSA İNSAN

  • Konbuyu başlatan dirvas47
  • Başlangıç tarihi
D

dirvas47

#1
Bilmem biliyor musun ey insan seninle aynı olduğumuzu. Daha doğrusu (en doğrsu da var sanki ama onu kendime sakladım) seninle bir zamanlar aynı olduğumuzu. Oysa ne çabuk değiştin sen. Ben bile sana yetişemiyorum. Hatta kendi değiştirdiğin çevren ve senin elinden çıkan kültürel ve teknolojik ürünler veya metalar bile sana yabancı artık. Yoksa kendine mi yabancı demeliydim acaba İNSAN. Ama İNSANa dair değerler ve yargılar mı çok değişti acaba yoksa ben mi yerimde durmakta ısrar ediyorum bilmiyorum. İNSANlar neden bu kadar çabuk değişiyor diye sitem ettiğim bir zamanda ki sık sık yaparım (bazen sadece eleştiren bir yaratıkmışım gibi hissediyorum) bir dostum şöyle demişti: değişimin bu kadar hızlı olduğu bir zamanda İNSANdan değişmemesini beklemek fazla iyimserlik olur.
Ben çok mu iyimserdim acaba yoksa arkadaşım mı karamsardı. Ben değişimin olumsuzluğuna vurgu yapmak istedim sadece. O da biliyordu bunu ama sanki ya da belki benim iyimser oluşum adına karamsardı. Bu durumda ben kendi adıma karamsar onun adına iyimser oluyorum galiba(saçmaladım mı acaba). Gerçek olan şu: İNSAN değişiyor ve bundan hoşlanmıyorum. Değersizleşen, dejenere olma yolunda değişen bir toplumda aynı İNSANlarla yaşamak istemiyorum ben. Hatta onlarla aynı türe ait bir CİNS isimle bile anılmak istemiyorum. İNSAN bu değildi oysa. Benim tanıdığım İNSANlar bu hale gelmeden önce bazı değerlere sahipti. Kendinin olmayan ve onun oluşturmasına gerek olmayan ama yine de sahip olduğu değerler vardı. Benim tanıdığım İNSANlar düşünmezdi çoğu zaman. Bazı düşünce kalıplarına göre hüküm verirlerdi sadece. Hatta bu işte öyle ilerlerdilerki bir zaman sonra düşünmelerine gerek kalmadı.
Zaten düşünmek dediğin neydi ki. Tahtadan bir kafanın ve sıradan ya da masadan bir beynin ki hammaddesi hala tahta kiminde odun veya kalas da olabiliyor, yaptığı basit bir eylem. Hatta bu yapılan şey eylem bile sayılmazdı. Düşünce suçu da işlenmiyordu artık ama ara sıra düşünce hırsızlığı olmuyor değildi. Kendinin farklı olduğunu iddia için düşünce çalan bir takım beyinsizler vardı. Evet evet bunların en büyük mahareti buydu: Beyin olmadan düşünmek ya da düşünüyoırmuş hissi vermek.
Sonra İNTERNET diye bir şey girdi hayatımıza. Daha doğrusu ve bu sefer gerçeği saklamayacağım, en doğrusu bilgisayar girdi hayatımıza. Evet bilgisaydığı yoktu ama zaten artık İNSANların da düşündüğü yoktu. Önce internet sonra google. Bilgi paylaşımı ya da sosyal paylaşım platformu gibi sosyal sorumluluk yüklü isimler verdik forumlara. Sonra bunların ilki olan MSN girdi hayatımıza. Hatta o kadar çabuk benimsedik ki hiç gitmemiş gibi bir muamele yaptık kendisine ve mektup yazmayı bıraktık. Sonra YOUTUBE geldi evimizin içine. Bu sefer özel hayatımızı sosyal sorumluluk aşkıyla paylaşma görevi edindik. Ve büyük bir hevesle ve gururla yaptık bunu.
Arada sırada sohbet sitelerinden küçük sohbet girişimlerimiz oldu. Zamanla bu iş hoşumuza gitti ve bunu daha sık yapmaya başladık. Ve bu sefer sohbet etmeyi unuttuk. Zaten biz büyük sözü dinleriz her zaman: çeneniz çalışacağına eliniz çalışsın derlerdi eskiden. Biz de eskilerin yüzünü kara çıkartmamak adına çeneyi bıraktık parmağa kuvvet artık. Gerçi ağzı sonra kullanıyoruz ama önce parmaklar başlıyor. Böylece ilk sohbetler zamanla buluşmalara ve derken evli olanlarda aldatmaya yeni olanlarda flörte kadar uzandı. Artık ağzımızı kullanabiliriz zira asıl amaç bu. Çünkü değişim bu kadar hızlı olursa her şeyin tadına bakmak isteriz elbet. Yasağı ya da ulaşılmazı veya günahı güzel kılan da bu. Arzulanan değil arzunun kendisine olan arzu.
Bu sosyal paylaşım platformlarının en son halkası olan FACEBOOK da hayatımıza girince artık tam internet ailesi olduk yani. Biz de seni bekliyorduk. Yüzümüz yollarda kaldı. Gözümüz demek isterdim ama adınla müsemma olsun dedim. Müsemma da neyse. Neyse. Evet artık fotoğraflarımızı da paylaşabildiğimize göre sanırım bir eksik kalmadı. Mektup, sohbet bitti. Özel hayat kalmadı. Resimler de paylaşıldığına göre yapılacak şey belli. Herkesin birbirini tanıdığı ama kimsenin birbirine bakmadığı, konuşmadığı bir hayat. Artık buna da yaşamak denirse. Evet İNSAN işte sırf bu yüzden evete sadece bu yüzden senden nefret ediyorum. Ama bir de iyi tarafından bakmak lazım. Bu kadar olumsuzluktan sonra olumlu olan mı ne. Söyleyeyim. Genelde toplumun büyük bir kesimi bu çarkın içinde yani internet denen bu bela onlara musallat olmuş durumda.
İşte toplumun durumunun farkında olan insanlar bu noktada şartları lehine çevirir. Büyük şirketler ve genelde akıllı CEOları vardır bu şirketlerin, varlık zamanlarında değil kriz zamanlarında büyür ve zenginleşir. İsmini hatırlayamadığım bir yazarın şöyle bir sözü vardı: büyük savaşlardan sonra büyük eserler yazmak gerekir. Sanırım buydu ya da buna yakın. Neyse diyeceğim o ki akıllı insan fırsatları lehine çeviren insandır. Şimdi ben bu yazıyı bitirip okumanızı isteyeceğim. Sonra siz diyeceksinizki valla aynısını ben de düşündüm ya da ya ne kadar doğru keşke ben yazsaydım falan gibi sözler ama yemezler. Ben yazdım bir kere. İşte olay bu. Ama her şeye rağmen ve hatta sırf senden ve sadece senden nefret etmem rağmen İNSAN şunu bil: her şey güzel olacak. Umut ediyorum. Senden değilse bile varlığına inandığım iyi insanlardan umutluyum. Şu değiştirdiğimiz ve kirlettiğimiz DÜNYAyı tekrar temizlemek zorundayız çünkü dünyanın kendisi geri dönüşümlü değil bildiğim kadarıyla. Bir dahaki yazıda görüşmek üzere İNSAN. Tabi değişmiş olarak.

Not: Bu bir yazı değil karalama çalışmasıdır.
Not: Karalama malzemem İNSANdı.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap