Necip Fâzıl Kısakürek

mustafabalci_07

"Sabır" eey gönlüm...
Katılım
28 Kas 2007
#21
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Allah dostu odur ki, nefsine tek pay biçmez;
Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez.
 

mustafabalci_07

"Sabır" eey gönlüm...
Katılım
28 Kas 2007
#22
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem;
İnsandan kaçmak kolay; kendimden kaçabilsem...
 

mustafabalci_07

"Sabır" eey gönlüm...
Katılım
28 Kas 2007
#23
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Ölüm güzel şey;budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?...
 
Katılım
23 Kas 2007
#24
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Gaiblerden bir ses geldi:Bu adam, gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi,künde üstüne künde...
Fazla söze ne hacet üstad O,tek bir cümleyle dünyaları ayaklarımıza seren adam!
 
Katılım
21 Ara 2007
#25
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

hasreti denizlerin
denizler kadar derin
ve o kadar bucaksız
.
.
.
.

kurşun yükünü gönlün
tüy gibi hafiflettim
denize hicret ettim!
 
Katılım
3 Ağu 2008
#26
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

merhumun 1965 senesinde irad ettiği ayasofya hitabesinden;

"bana öyle geliyor ki yalnız manayı anlasak yalnız onu yerine getirebilsek ayasofyanın kapıları sabır taşı
gib çatlar,kendi kendisine açılır.isterse açılmasın ondan sonra herşey küçük bir tatbikat işinden ibaret kalır!"
.................

"alemde cüceleşmiş devlerin eski rollerini takınmasından daha çirkin bir tablo yoktur.cüceleşmeyeydin şimdi devin hakkından nasıl bahsedebiliyorsun derler böyle insanlara ve milletlere."
 
Katılım
28 Ara 2007
#27
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.

Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!


Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!

Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...

Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?

Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık

Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış

Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu

Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!

Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir
 
Katılım
21 Ara 2007
#28
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!

Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?


Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;

Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#29
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Bu şiir çok güzel daha önce okumuştum sanki
ama şimdide yeni okumuş gibi taze bir haz verdi
paylaşımın için teşekkürler sufi
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#30
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Zıtlar bir araya gelmez toplanamaz!H.Ş
Ama zıtlar bu bir araya gelemeyiş içinde;öyle bir beraberlik içindedirler ki
bir kere buluşsalar bir daha bırakmazlar birbirlerini.
Mesela ters açı biri diğerinin tersi olduğu halde katladınızmı AYNI!
Bu ayniyyet içinde bir o kadar da ZIDDIYET!!!
NECİP FAZIL KISAKÜREK
 
Katılım
13 Mar 2008
#31
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

KALDIRIMLAR - 2

Başını bir gayeye satmış kahraman gibi
Etinle kemiğinle sokakların malısın.
Kurulup şiltesine bir tahtırevan gibi
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın.

(İnsanın içindeki kahramanlık hisslerine bir hitaptır. Burda kaldırımlar, Necip Fazıl'ın zamanında davaya sahip çıkan çok insan olmadığı için yalnızlık hissi içinde hareketi, hizmeti temsil ediyor. (Gerçi şimdi de yalnız sayılırız). Kahraman odur ki davası uğruna kendinden de vazgeçip kendini tamamen hizmete vakfeder. )

Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş onun gözbebekleri
Onun taşı erimiş senin kafatasında.

(Burda yatak, meyl ür-rahat'ı temsil ediyor. Ve rahat düşkünlerinin ahlakına gönderme var. Haliyle rahattan kaçınca karşısına dert çıkıyor. hizmetle iştigal ede ede gölgesini içiyor. kafa tasında taşın erimesi hizmeti düşünmenin çokluğundan kinaye. )


İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var.
Sukut gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var
Onuda hangi diyar olsa götürürsünüz.

(Burası bana çok dokunur. Yanlızlık insan konsantrasyonunun az olduğu yerde yaşamak değildir. Yalnızlık anlaşılmamaktır. Ve şunu hatırlatır:
DOST BÎ-VEFA, FELEK BÎ-RAHM, DEVRAN BÎ-SUKÛN.
DERT ÇOK, DERMAN YOK, DÜMAN KAVÎ, TALİH ZEBÛN...
İnsanın dünyaya bağlılığı olmayınca hangi diyar olsa gider ve gittiler Allah'ın izni ve inayetiyle.. Düşman zaten yapacağını yapıyor, ama asıl acı veren Hallac'ın Şiblîye dediği gibi dostun attığı güldü. )


Yağız atlı süvari koştur atını koştur,
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur
Ne senin anladığın kadar kaldırımları...

(Sen aldırma, nasıl olsa ölüm var. Çok da bekleme anlaşılmayı. diyor şair.
Demek o devirde de aynıymış. Anlaşılmamak bu yolun yolcularının değişmez yazgısıymış. Benzer sitemleri veya inkisarları M.Akif'ten de işitmek mümkün. Üstad .'da aynı nağmeleri yakmış. )
NFK.
 
Katılım
13 Mar 2008
#32
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek


Oncelikle ifade edyim ki ben siirden cok anlar birisi sayilmam. Ama onlarca manzum yazi arasinda bir kac kere siir yazmaya tesebbus ettigim icin, ayrica Necip Fazil'dan da bir miktar okumuslugum oldugu icin, bir miktar ne demek istedigini hissedebiliyor gibiyim.
Necip Fazil kalemini cok ince kullanan birisidir. Sectigi kelimeler cok ustaca secilmis ve sanat kaygisi gudulmustur.

Siirde secilen kelimeler o kadar muhimdir ki, adeta o kelimeler ile karinin zihninde olusturacak hayalin resmini yaparsiniz. Bu yuzden mana genelde arkalara saklanir ve okuyucudan resmin geneline bakarak cikarmasi beklenir.

BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.



Hasta sabahi bekler mi beklemez mi sorusuna bir altindaki satirda kullandigi olu ifadesi, hastanin olumcul oldugunu aklimiza getirir. Yani olumcul bir hasta icin sabahi beklemek diye bisey yoktur. O her an vakit geldi mi, gelmedi mi endisesi icindedir. Sairin mahbub beklentisindeki helecani ve endiseyi ifade etmek sadedinde bir manayi alir zihnimize tasir bu satir.
Mezarin taze oluyu beklemesi nasil olur? Burada da yine bir zihne firca darbesi gorulur. olu-mezar iliskisi oradaki sessiz, mahzun ve mateme yakin bir his olusturur insanda. Sonra taze olu icin yeni acilmis mezarin acik halde bir gun bekleyisi akla gelir.
Seytanin bir gunahi beklemesi, insanla ugrastiktan sonra, ona vesveselerini fisildadiktan sonra zakkum tohumunun meyvesini bekler gibi insanin gunahini beklemesidir...

Bu rub' da kullanilan ifadelere bakarsak, hasta-olu-seytan kelimelerinin hep olumsuz manalari cagristirdigini gorur ve demek ki sairin mahbubuna karsi bakisinin da sonradan olumsuza dondugunu yani yanlis yaptigini itiraf ettigini goruruz. Sonraki kit'adan da anlasilacagi uzere buradaki mahbub elbette mukaddes bir mefhum degil, mecazi bir mahbubdur.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?


Artik mecazi mahbub vazifesini eda etmis, o latif yuregi yakmis, kor etmistir. O kivama gelen her asigin diyecegi seyi sair kendi cephesinden soyluyor: gelme artik!
Yoklugunda buluyor sair mahbubunun hakikatini... meger sairin kalbindeki ve hayalindeki mahbub, aslinda Mecnun Leylasi gibi bir utopyadan ibaretmis. Anliyor ki, bu derece izdirap ve ates, hicbir faniye degmezmis. Bediuzzaman Hazretlerinin 17. sozun hatimesinde dedigi gibi "La uhibbul afilin" diyenlerin kervanina girmek icinmis.
Hem sair yoklugunda asil hubb'u buluyor ve

Afitab-i husn-u huban akibet eyler uful,
Ben muhibb-i layezalim "La uhibbul afilin"


diyor...Diyor ve butun hepsinin vehim oldugunu itiraf ediyor...
Ama tabi bu aci sitemin yanik nagmeleri, her siirin amaci oldugu gibi, insanda Sairdekine benzer bir his olusmasini sagliyor.
 
Katılım
13 Mar 2008
#33
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Eger yuregin yanmissa ve enfusi aleminde ye'se yakin bir havf-u reca siyaseti izleniyorsa, bu vakit bir kelebegin bir spot lambasina yaklasip, done done dustugunu gorursun de yuregin bir kere daha yanar...

Necip Fazilin siirleri, kendisi ile rezonansi yakalayabilenleri etkiler...

Dedigin gibi, insan hayatinin hicbir diliminde, "serseri" olmaya karar vermemisse, hic bir vakit, basini bir gayeye satamamis ise, elbette soylenenlerin sag kulaktan sol kulaga transit gecis yapacagini tahmin etmek zor olmasa gerek...

Necip fazilin siirlerini bende buyuk yapan, akil kalp ve ruhu cem etmis olmasidir...
Sirf bir diyalektik degil, sirf bir huzun degil, sirf bir his ve sevk degildir...

Mazi kalbin, hal ise aklin, istikbal de ruhun tuzagidir.
 
Katılım
13 Mar 2008
#36
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

derinsu' Alıntı:
Nitekim, Necip Fazılcı reis odasına çağırtmış, yanından jandarmaları uzaklaştırmış ve ona şöyle demiştir:
-Tavan üzerime yıkılacak gibi oluyor. Cübbemi paralayacağım geliyor. Fakat sizi tahliye edemiyorum! Anlayınız!...
acaba ne karsiliginda satti necip fazili?
makami? rahati? hayati? bilmeyecegim...
ama
EL HAKKU YA'LU VE LA YU'LA ALEYH
 
Katılım
20 Nis 2008
#37
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek


Öldükten bir gün sonra doğan tek şaire...

Sen geldinya Üstad
"küfrü" mısralarında boğdun.
Dün ölmüştün, bu gün doğdun.
( ..........2002 beyazıt)
 

zulmet

Gözyaşlarımla Siliyorum Şimdi, Ruhumun Kirlerini..
Katılım
25 May 2008
#38
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek…

*Üstad hakkında bir gün karşıt görüşlü bir yazar ağzına geleni yazar... Neyse konudan haberi kısa süre sonra olan Üstad; O Yazar alsın da kalemini en münasip yerine soksun der…
Vay sen misin bunu diyen diye… Malum kişi Üstadı mahkemeye verir… Gün gelir mahkeme kurulur… Hâkim karşısına gelen taraflardan. Önce Bizim karşıt görüşlü diyeceklerini der… Hâkim üstada dönerek hakkında bunlar söyleniyor sen diyeceksin.
Üstad; Hâkim Bey Bir yazar için kalemini sokacağı en münasip yer Cebidir.  Ancak başka bir yer biliyorsa ben orayı bilmem.
Karar: dava düşer

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

*Bir gün kendisine, bir dostu:
-Üstad, dünyada iki büyük şair var, demiş.
Necip Fazıl’ın tepkisi şu olmuş:
-Öteki kim?

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------


*Üstad'a yapılan bir saygısızlık ve ağır karşılığı... Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek:
"- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın" der.
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

*Necip Fazıl’la yakınlığı ve dostluğu olan Prof. Ayhan Songar, Üstatla bir sohbeti sırasında, televizyonda yaptığı programı seyredip seyretmediğini sormuş.
Necip Fazıl:
— Gördüm, demiş.
Ayhan Songar:
— Tabii beğenmediniz, diye eklemiş.
Necip Fazıl afallamış:
— Nereden anladın?
— Çünkü siz yapmadınız...
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

*Değerli arkadaşlar aşağıda Üstad'ın bir anısını okuyacaksın, güler misin? Ağlar mısın tarzında her şey…
ÜSTAD anlatıyor:
Sınıfın sessizliği...
Bir aralık Güzel Sanatlar Akademisi’nde hocalığım oldu, Kültür dersi hocalığı. Girdim sınıfa. Sınıfım gayet enteresan, hepsi kibarzade Galatasaray mezunu malum tipler. Karşılıklı oturduk. Talebede usuldür, hocasını imtihan eder, Hoca da talebesini. İki taraf evvela bir göz düellosu yapar. Konferanslarda da aynı şeydir. Evet; sınıf konuşmamı bekliyor, sesime kadar merakta. Şöyle bir yoklama yaptım; döndüm dedim ki: “Çocuklar garibinize gidecek ama sorayım; İslâm’ın kaç mezhebi vardır? Bunu bana söyleyecek var mı?” “Tıss.” “Hayret” dedim. Yahu fenalaşıyorum, hepiniz Müslüman çocuğusunuz; hepsi mezhep ismi istiyorum o kadar. Bir müddet sonra –şimdi gülenler ağlasın- bir delikanlı kalktı: “Efendim müsaade ederseniz ben söyleyeyim!” dedi. “Şimdiye kadar niçin söylemedin?” diye mukabele ettim. “Sebebi var efendim!” “Söyle!” dedim. Söyledi kek tek. Sordum: “İsmin ne?” “Dimitro” Buyurun! Hayâsından da önce Müslümanların cevabını bekliyor. Bakın inceliğe. “Tüh suratınıza” dedim; “Utanmazlar!”

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

*Kayseri'deydik, Büyük Doğu teşkilatında... Bir adam getirdiler, " Şununla iki kelime konuş!" dediler bana... Adam geldi. Elinde sigara, Ramazan günü... Anladım ne tip olduğunu...
Hitap ettim:
"- Sigaranı at da öyle gel karşıma!"
Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin... Günün hemen bütün formülleri gibi...
O da aynı şekilde cevap verdi:
"- Allah'ın bildiğini kuldan niye saklayayım?"
Bu umumî formül...
Devam ettim:
"- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor. Niye saklıyorsun?"
Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi. "- Senin bu susman mağlûp olman değildir. Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah'ın bilmediği bir şey olabilir mi? O her şeyi biliyor. Yalnız senin, Allah'ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım... Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!"
Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu isimli konferansından iktibastır...

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

*Mahkemede hâkim, Necip Fazıl'a:
- Bak, der. Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi?
Necip Fazıl sorar:
- Hâkim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz?
--------------o-o-o-o-o-o-o--------------


*Bir gün bir komünist güya düşünme istidadında biri, bana dedi ki:
"-İslam'ı takdir ediyorum, her şeyiyle harika..."
"-Eeee!"
"-Ama iktisadi doktrini yok!"
O komüniste dedim ki:
"-Sana birşey söyleyeceğim şimdi, her şeyi anlayacaksın. Tıpkı bir elmadaki erimiş lezzet gibi... İslam’da bütün iktisadi dava(ama onu çözebilmek, lifini bulabilmek lazım...)maden suyunda demir gibi; bünyede erimiş olarak mevcuttur. Ne mutlu onu görebilene!
"Beninki benim, seninki de senin!" Bu ŞERİATTIR.
İkincisi "Seninki senin, benimki de senin!" Bu TARİKATTIR.
Üçüncüsü:"Ne seninki senin ne benimki benim... Her şey Allah'ın…"Bu da HAKİKATTIR.
Komünist muhatabım o kadar tahassüs sahibi oldu ki, gözleri yaşla doldu. Fakat ne inceleyen, ne soran, ne ayıklayan, ne bakan, ne eden var bu memlekette. Sadece mağrur bir cehaletti.

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------


*Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar:
- Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız?
Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir.
— Kovdum gitti, der.

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------


*Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış...
Çıkıp her zamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş...
Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör, Necip Fazıl'a
'Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz... Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir... Bu ne demek oluyor? '
Necip Fazıl'ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur 'Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar'

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

*Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."
N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.
(Cagriweb'den alıntıdır, yanılmıyorsam Üstad bunu "O ve Ben" isimli kitabında veya herhangi bir konferansında anlatmıştı.)

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

*Bir gün, Necip Fazıl hoşlanmadığı birisiyle yemek yemek zorunda kalmış. Yemek için bir lokantaya gidip, normal bir masaya oturmuşlar. Garson siparişleri almak üzere masalarına gelip;
-Hoş geldiniz efendim, ne alırsınız, ne arzu etmiştiniz? Diye sorar.
Necip Fazıl ile yemeğe gelen adam siparişini verir;
-Pilavın üstüne et!
Bunun üzerine garson Necip Fazıl dönerek siparişini sorar; Üstad da şöyle der;
-Benim, pilavın üstüne etme!

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

*Necip fazıl Kısakürek, sakal bırakmaya karar verir ve bırakır. Sakallı halini görenler şaşırırlar. Hatta bazıları hakaret etmek bile ister. Fakat üstad bu. Hiç lafın altında kalır mı? Adama laik olduğu cevabı verir. Üstadın sakallı halini gören biri, üstada hakaret etmek için karşısına geçip sakallı halini kastederek;
-“Yahu Maymuna dönmüşsün!” der.
Bu söz üzerine üstad adama haddini bildirir:
-“Öylemiii, peki o zaman arkamı döneyim...

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:

"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."

N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:

"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.

--------------o-o-o-o-o-o-o--------------

Üstadın Müdafalarım’ında geçiyor. Yıl1939… Çankaya’nın kalemşoru Falih Rıfkı Atay, Caddebostan’daki villasına Üstadı yemeğe davet eder. Bir ara sofrada şöyle der: “yahu, Necip, senin tarzında, senin çapında bir adam, nasıl Müslüman olur? “üstadın cevabı, anlayana zehir zemberek :”benim çapımı geç, insanın çapı yükseldikçe Müslümanlığa bağlanmak ve ondan başka hiçbir şeyi tanımama şansı artar.

-alıntı-
 

zulmet

Gözyaşlarımla Siliyorum Şimdi, Ruhumun Kirlerini..
Katılım
25 May 2008
#39
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

Aslında o karşısındaki insanın niyetine göre cevaplar veriyor sanırım.. Büyüklük edene, kibirle yaklaşana büyüklüğünü gösteriyor olabilir.. ???
 
Katılım
3 Ağu 2008
#40
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

derinsu' Alıntı:
necip fazılda bazen kendini bir büyük görme var gibi neden acaba?
hangi kitabında idi bilemiyorum ama "O'nun ümmetinden en düşük bir ferde düşen liyakat payını göstermek için............ dünyanın en büyük şairi olmak isterdim"

...... olarak yazdığım yerleri şu an hatırlayamadım.

evet Necib Fazıl bey'in enesi kuvvetlidir ve fakat Hakk rızasına müteveccihtir.
kendisi ile yapılan bir mülakatta sorulan:
-kendinizde beğendiğiniz ve beğenmediğiniz taraflar nelerdir? sualine
-kimse benim kendimi beğendiğim kadar beğenemez ve yine kimse benim kendimi beğenmediğim kadar beğenemez
kabilinden cevab vermiştir (tabii cevab kelimesi kelimesine bu şekilde değil. maalesef hafızam kuvvetli değil ki eser adını vereyim)
Necib Fazıl bey egosantrik bir şahsiyettir denilebilir.
mekanı cennet olsun.
 

Giriş yap