Nilgün Marmara Şiirinde Anlam Duyarlılığı

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#1
Serdar Akdağ

"Bir herşey, bir hiçlik"

Başlarken, buradaki kısa okumanın Nilgün Marmara şiirine yönelik
teknik ya da içeriksel çözümlemeler getirme, yargıya dönük
temellendirmeler sunma, bu dolayımla biçimselleştirme maksadını
taşımadığını açıklamalıyız.Belki başlangıçtan bu yana şiirin
konuşulduğu her alanda vurgu yapılmış olan anlam bileşenine Nilgün
Marmara şiirince aralanan kapıdan dağılmış çağrışımlara göz gezdirme
çabası olarak nitelenebilir bu çaba.

Şeyleri özsel niteliklerinden soyutlamadan ve onları kendi kapsamında
şifrelemeden, illetten, arazdan arındırılmış rafine bir yokluk
durumunun tamlanması gibi bir arılığa atıflarla ilerleyen Nilgün
Marmara şiirine nüfuz edebilmek için bu kapsamın en doğru gözenek
olduğu düşünülebilir çünkü.

Anlamın neredeyse kurgusal ve tematik özerk bir alana dönüştüğü, yani
mutlak bir olgu gibi dize yapıtaşlarıyla ceset bulduğu bir iç ya da
tine evrildiğini söz konusu şiir için savlayabiliriz.

Esasen aynı soy şair ve yazarlar adına açımlanabilecek bu saf bilgelik
durumunun gene tamamının kendine özgü yorumundan yansıyan bütünün
kolları gibi uzanması bir vakıa.

Belirtilen kategoride yer alacak isimlerin içinde olduğunu düşünmesek
de Dağlarca da bir söyleşisinde yazdığı nesneyle bir iç içe geçme
durumunu yaşadığına, özne olarak ele aldığı objeyle bütünleşebildeğine
dair bir söylem kullanmıştı. İşte Nilgün Marmara; zaman,varlık ve
yaşayış gibi kavramarları ele alırken yukarıdaki örneğe benzer bir
bütünlüğü yansıtabiliyor yalınlığıyla.

Ancak şair, yaşam ve ölüm, varlık ve yokluk arasındaki çizginin bu
ontolojik durumlardan her hangi birinde belirsizleşebileceğine dair
benzetileri sıklıkla kullanarak; kategorize edilmiş iyi-kötü,
doğru-yanlış, güzel-çirkin gibi karşıtlıkların tek bir öbekte
doygunluk kazanması gibi, son noktadaki anlam ve anlamsızlık duygusunu
da yanına alarak aynı değer içinde bir ikiz anlamlılığa da
yürüyebiliyor.

Tabii anlam, konu alınan bütün izleklere düşsel değil sahici,
yapıntısız, özdoğasındaki homojen inşayı muhafaza ederek yol buluyor.

Buradaki doğru ya da yanlış aynı saptamanın usta şair İlhan Berk’in
"Benim derdim anlamdadır, anlamsa miadını doldurdu.Onu bozmak
istiyorum."sözleriyle yetmiş yıldır anlamı hâlâ dil ve düşünce
ekseninde kurguladığını düşündürtmesi açısından da önemlidir.

"Coşku külü ben yangınından doğmuş
inancın kanıtı"

Denebilir ki Nilgün Marmara yalın bir bağlaşımla anlamın ötesinde
artık boşunalığa uzamış bir yerden bir üst bilinçle anlamın ve
varlığın içini doldurabiliyor.

Gerçekte diri, farkında ve kendinde bir öznenin uyanıklık hali..başka
herşeyin ve herkesin yabancı olduğunu
biliş..yabancılaşmaya karşı ödünsüz bir olumsuzlamayla uzuvlara
farklı işlevler yükleme,kendi kendini bütünleme, görüntüsel olana
yenilmeme ,öz derinliğini sahiplenme gibi öncesiz, sonrasız bir
anlamın bilgeliğini sunuyor şair.

Burada anmayacaklarımla birlikte; İkiz,Kent,Küçük Ağaç, Rüzgara
yakarı,Petra Vonkant’ın Acı Gözyaşları,Değmedikleri Yerde
Bahçeler,Düşü ne biliyorum…Söz konusu bilgelik ve bütünlüğün
şiirleri gibidir.Yaşam ve varlıkla aynı kabulde hesaplaşmanın…

"Yerleşik yabancılığın acısı" sözleriyle gerçekten doymuş bir
ruhun,sapaksız, oturaklı ,bilen bir duruşunun itirafını "Kov kara
duygulu olasılığı bilincinin gücüyle/ Biçimleri kesikler yaratmadan
tininde" gibi bir özdenetim mekanizmasını sürekli işler hâlde
tutmayı.. ya da "Yeni çiçek dürbünleri bul ertesinde düş kırıklığının/
gizlenmişlerse senden kur öz yaratısını saflığının" dizeleriyle içe
doğru genişleyen bir bilinçli olma durumunu sunarak..denebilir ki
Nilgün Marmara şiiri belirgin bir ayırıcı özellikle semantik olarak da
tam bir dizgeyi devam ettiriyor.İletken, kesintisiz bir imgelem
gücüyle, dönüştürümler kendi öz yapısını bozmuyor.

"Karada, hançer suratlı abinin rüzgarında uçar adımları./ Geçmiş
ilmeğinde saklıdır arzusu/ İçinden karanlık, tekrar ve ilenç sızdıran
hayret taşında./ Soruyor hatırasında, ’sırtımda ve sırtında gezinen bu
ürperti kim, /bir damla süt yerine bu ağu kim?’/ay gözüyle bakmayan
kavruk akıllara /-boy atmış da salgıları, cücelmiş sezgileri- /bir
yanılgı rehavetinde debelenenlere…"

Derida, şiiri, kirpi metaforu ve ilintileriyle açıklarken bir
varolanın ne olamadığına dair açıklamalar getiriyordu daha çok.
Biz de durup durmanın şiiri olduğunu söyleyebiliriz, Nilgün Marmara
şiiri için..
Dünya arafından bir seslenişin farklı bir boyuttan..
Anlamı özümlemiş yalana duyarlı sözlerle..
Bütün anlamların doyduğu yerde,"taşkınlıktan ırak mı ırak"..

(Bu yazı daha önce "Yalınayak"ın nisan mayıs 2006 sayısında yayımlanmıştır.)

Aralık edebiyat sitesinden alıntıdır...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap