Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Katılım
18 Mar 2009
#1
Bu bölümde divan şairlerinin başına gelen olaylar sonucu söylemiş oldukları sıcağı sıcağına beyitler paylaşılacaktır.Şimdiden gülmeye ve şaşırmaya hazır olun;güleceksiniz çünkü gerçek bir nüktedandan nasıl ayak üstü nükte dersi verilir göreceksiniz;şaşıracaksınız çünkü;ayak üstü aruz ile verilen sanatlı göndermeler sizi şaşırtacak.Bu iş zeka işidir…Ah ah!!

İlk örnek benden olsun öyleyse;Rivayet edilirki Andelibi adlı şair devrinin önde gelenlerinden birine iş için başvuruda bulunur.Bu işin olması için günlerce uğraşmıştır.Günlerce efendinin kapısına gidip gelmiştir.Ancak o efendi sıfatlı kişinin kötü bir huyu var imiş.Rüşvet ile huzuruna gelenleri kapıda bekletmeden buyur edermiş.Ancak eli boş gelenlere efendi uyur derlermiş.Bunu gören Andelibi hemen orada patlatıvermiş beyiti:

Eline zer alıp varsan efendi gel buyur derler
Eğer destin tehi varsan efendiyi uyur derler

(Eline altın alıp gitsen,efendi buyur geç derler;eğer boş elle varsan efendi uyuyor derler)

 

kelimelerin_ahengi

İnsan,dilinin altında saklıdır...
Katılım
18 Mar 2009
#2
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Devamını gülmeye hazır vaziyette beklemekteyim. :)
 
Katılım
4 Mar 2009
#4
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

' nükte zekanın tatlı tatlı kaşınmasıdır' bu tabirle ilk rastlaştığımda çok hoşuma gitmişti.cidden kültür mirası nükteleimiz uyandırdıgı tebessümle, zekadaki esıntılerle hoş bir hava olusturuyor .nüktelere özel ilgim var, bu bölümun acılmasi da bbu anlamda memnun etti beni. bu aralar elime tevafuk güzel bir seçme nükteler kitabı geçti orada bir hiciv ustasının nüktesi geçiyordu.divan edebiyatı sairi degil ama bu seferlik paylasmak adına bunu ekliym gözüme ilişirse divan şairlerinden de paylaşım yaparım inş...

19. yy ın ünlü hiciv ustası Hamdi bey gelenlere uydurma muska yazar ve eline geçen üç-beş kuruşla hayatını idame ettirirmiş. bir gün avcının biri elinde bir sepet balıkla hamdi beye geliyor ve balıkları hediye edip hamdi beye tazısının tavşan tutması için bir muska yazmasını istiyor. hamdi beyde işin erbabı tabi şu beyti yazıp eline tutuşturuyor avcının :

tamah ettim semeğe(balığa),muska yazdım köpeğe
ya tutsun tavşanları ya dayansın köteğe ...
 
Katılım
12 Şub 2009
#5
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Beyitli olacak değil mi? Düz nükteler de vardı.Aslında onlardan paylaşılsa güzel olur. Letâif kitaplarında ve tezkirelerde böyle güzel nüktelere yer veriliyor.Okuması ayrı bir keyiftir...

Eski devirlerde halka faizle borç para veren cimri ve de aç gözlü para babası bir Yahûdî varmış.İnsanların nefretini kazanmış bu adam atıyla giderken bir köpek havlayarak bunun atına doğru koşturmuş.At ürkmüş,şâha kalkmış.Korkudan ne yapacağını şaşıran Yahûdi muvazenesini yitirip attan düşmüş,kafası taşa çarpmış ve ölmüş.Bu duruma şâhid olan bir şair:

"Bir kelbini bir kelbine mahvettirir Allâlh
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh"

diyerek halkın derdinin tercümanı olmuş...
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#6
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Eskiler ani bir durum karşısında bilbedahe şiir söylemekte mahir idiler. Mahir İz, bu duruma bir örnek olmak üzere Ferit Kam’la ilgili şu hatırasını naklediyor. İnkılabın ilk yıllarında bir gün Mahir İz ve hocası sokakta yürürken karşılarına o devre göre laübali edalı birkaç genç kız çıkmış. Bu manzaranın verdiği teessürle Ferit Kam’ın dudaklarından:

Ne namus u ar u ne ırz u haya,
Kelimeleri dökülmüş. Üstat bir an duraklamış ve söylediği şeyin vezinli olduğunu farkederek hemen devamını getirmiş:
Meza ma meza vü meza ma meza

Arapça bir tekerleme olan ikinci mısra şu mealde ilkini tamamlıyor: “Namus, ırz, haya... Bunlar geldi geçti, geldi geçti, geldi geçti.”

Ne namus u ar u ne ırz u haya,
Meza ma meza vü meza ma meza.
 
Katılım
18 Mar 2009
#7
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Rivayet edilir ki birgün ileri gelenlerden birinin tertiplediği mecliste ulu kişiler ululuklarına göre yerlerini alıyorlarmış.Mecliste hizmet edenler herkese nerede oturması gerektiğini gösteriyorlarmış.Ancak zamane ulularından biri böbürlenerek gelmiş ve meclisin baş köşesine pervasızca ve böbürlene böbürlene oturmuş.Oturur oturmaz şu kadar malım mülküm var diyü konuşmaya başlamış.Meclistekiler bu hale bozulmuşlar tabi.Aynı mecliste fasih ve bilge kişilerin övüncü Lamii var imiş.Hemen Lamii’den bir istekte bulunmuşlar:

-Acaba pirimiz bu görüntü karşısında nasıl bir kıt’a,rübai ya da birkaç beyit söyleyebilir.Lamii hiç durur mu sizce.Patlatmış en iki beyit:

Muteberdir cihanda dun u deni
Daima zillet üzre ehl-i hüner

(Bu dünyada alçak ve değersiz olanlar muteber olup hüner sahipleri daima zillettedir.)

Hal-i alem misal-i deryadır
Gevher-i pak zir ü cife zeber

(Dünya hali denizin durumuna benzer;değerli inciler derinlerde,değersiz şeyler üsttedir.)

Vallahi bu sözlerden sonra o densizin hali nicedir? 
 
Katılım
18 Mar 2009
#8
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Rivayet edilir ki Mesihi ve Şem’i Galata’da seyr için kiliseye gitmişler ve buradaki dilberler ve güzel yüzlüleri seyretmeye başlamışlar.Tesadüfen nüktedan,nazik bir şair bunları kilisede hristiyanlar arasına görüp ikisinin bir araya gelişini latife tarzında şiirleştirmiştir:

Galatada Mesihi deyre varmış
Meğer Şem’i anınla bile gitmiş
İşitenler galat edip dediler
Mesihi kiliseye mum iletmiş

(Mesihi,Galata’da kiliseye gitmiş,meğer Şem’i de onunla berabermiş.İşitenler yanılıp Mesihi kiliseye mum götürmüş dediler.)
 
Katılım
12 Şub 2009
#9
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

PeJMüRDE' Alıntı:
Rivayet edilir ki Mesihi ve Şem�i Galata�da seyr için kiliseye gitmişler ve buradaki dilberler ve güzel yüzlüleri seyretmeye başlamışlar.Tesadüfen nüktedan,nazik bir şair bunları kilisede hristiyanlar arasına görüp ikisinin bir araya gelişini latife tarzında şiirleştirmiştir:

Galatada Mesihi deyre varmış
Meğer Şem�i anınla bile gitmiş
İşitenler galat edip dediler
Mesihi kiliseye mum iletmiş

(Mesihi,Galata�da kiliseye gitmiş,meğer Şem�i de onunla berabermiş.İşitenler yanılıp Mesihi kiliseye mum götürmüş dediler.)

Şaşılacak şeydir ki şu lâtîfede ne güzel bir dil kullanılmış.Edebi sanatlar bir hârika!Kelimeler arsında dokunan mekik kulağa da göze de çok hoş geliyor...
 
Katılım
18 Mar 2009
#10
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Kastamou’nun içinden olan Halimi mahlaslı şair, Yavuz Sultan Selim Han’ın musahibidir.Yavuz,Trabzonda çelebiyken Haliminin ilmine hayran kalmış ve onu meclislerinde bulundurmuş.Halimi,Yavuz ile öylesine dost imiş ki savaşta ve barışta Yavuz’un dert ortaklığını yaparmış.Şu beyite bir bakın hele:

Ol padişah ki ism-i şerifi Selim ola
Layık budur musahibi anın Halim ola

(Bir padişahın adı Selim olursa,layık budur ki onun musahibinin adı da Halim olmalıdır.)

Halim selim deyimine atıfta bulunan ve lafı gediğine oturtan başka bir şairide görmüş olduk.

Devamının gelmesi ümidiyle sağlıcakla kalın…
 
Katılım
12 Şub 2009
#11
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

PeJMüRDE' Alıntı:
Kastamou�nun içinden olan Halimi mahlaslı şair, Yavuz Sultan Selim Han�ın musahibidir.Yavuz,Trabzonda çelebiyken Haliminin ilmine hayran kalmış ve onu meclislerinde bulundurmuş.Halimi,Yavuz ile öylesine dost imiş ki savaşta ve barışta Yavuz�un dert ortaklığını yaparmış.Şu beyite bir bakın hele:

Ol padişah ki ism-i şerifi Selim ola
Layık budur musahibi anın Halim ola

(Bir padişahın adı Selim olursa,layık budur ki onun musahibinin adı da Halim olmalıdır.)

Halim selim deyimine atıfta bulunan ve lafı gediğine oturtan başka bir şairide görmüş olduk.

Devamının gelmesi ümidiyle sağlıcakla kalın�
Çok güzel.Lâtîfî'nin bize anlattıkları ne güzel.Size TÜRK TARİH KURUMU'NUN KİTAP SATIŞ BÖLÜMÜNDEN Kınalızade Tezkiresi'ni almanızı da tavsiye ederim.İnternet üzerinden 15 tl'ye iki ciltlik tezkireyi alabilirsiniz.Eser Osmanlı harfleriyle basılmıştır.
 
Katılım
18 Mar 2009
#12
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Yine bir nükte dinlemeye hazır olun yarenler.Hayat bazen istediğiniz gibi gitmez ve moraliniz bozulabilir.Moralinizi ve moralimi düzeltmek adına şairlerin maharetli fikirlerinden fışkıran nükte dolu beyitleri paylaşmaya devam ediyoruz….

Osmanlının en celalli padişahı,şah fitnesinin ve Kızılbaş küfrünün başını ezen padişahın devrine,yani Yavuz Sultan Selim Han devrine gidiyoruz.Yavuz2Mısır’ı fethedince şair Revani ona Berf(kar)redifli bir kaside sunar.Ancak Mısır gibi sıcak bir yerde,kar tanesi kıtlığının yaşandığı bir yerde Berf redifli şiir yazmak ve onu Padişah’a sunmak abesle iştigaldir eski deyimle.Yavuz,sadece bir asker ve sadece bir padişah değil aynı zamanda şiirin hasından anlayan bir kişi olduğu için derhal bu kasideye tepkisini göstermiştir:’kar övülecek nesne midir,bunun gibi soğuk sözleri övgü vesilesi yapıp bana kaside sunarsın’ diyü çıkışmıştır Revaniye.Aynu mecliste bulunan Sücudi hemen patlatıvermiş beyiti:

Soğuk sözlerle dondurdun cihanı
Başına dolular yağsın Revani

Nesrini yazmaya gerek herhalde.

Bunu duyan Revani boş duru mu hiç:

Yüzün dokunmadık yer yok cihanda
Anunçün dediler sana Sücudi
(Dünyada yüzünü sürmediğin yer yok,bu yüzden sana Sücudi dediler)

He he he…Selametle…
 
Katılım
18 Mar 2009
#13
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Selamün aleyküm kahve milletinin insanları…

-Aleyküm selam ağabey

Ben size şair Melihi’yi anlattım mı hiç.

- yooo!!Anlatmadın ağabey…

-öyleyse yaklaşın yamacıma bakıyım …

Fatih devrindeyiz.Öyle bir şair var ki yeteneği güneş gibi aşikar ama işi hep üç kağıta veriyor.Eğerçü yeteneğini kullanmış olsa hani bir tabir varya:padişahın avucundan yem yer bu tuti(Papağan).Ama ne yapsın, onunda bir eksikliği bir nakıslığı var.Hayatta iki şeyin müptelası olmuş:birisi şarap diğeride nükte…Bu zeki adam Ahmet paşanın tavsiyesi ile Tokat’tan payitahta getirilmiş.Sultanın meclislerine katılır ve orada güzel şiirler söylermiş.Ancak deminde dediğim gibi erguvan renkli şarabın müptelasıymış ve gece gündüz şarap nuş edermiş.Bu yetenekli şairin bu durumunu haber alan Sultan Mehmet onu huzuruna çağırtmış.Onu baya korkutmuş ve bol bol ihsanla bir daha şarap içmeme konusunda onun sözünü almış.

Bizimki biraz sözünde durmuş.Ancak, şarap hayaline gelince duramaz olur gider esrardı,afyondu,bozaydı ne var ne yok içermiş.(Hatta boğaz köprüsünün altındaki sotede kartoncu çocuklarla bali çektiği bile söylenir.Extacy için sulukule ciavarlarında az dolanmamıştır ehehe)

Bu hasrete bir son vermek için çare olarak bir şırınga ile vücuduna şarap aşılar.Bu arada Sultan Mehmet Melihi’den haber almak için adamlarını İstanbul sokaklarına salmış…Heryeri aramışlar ama bakmadıkları bir yer kalmış;Tahtakale..Tahtakale o zamanlar ırsızın,arsızın,sarhoşun,hapçının,üçlü beşli fişekçinin alayının mesken tuttuğu,bir kibrit atsan yanacak derecede pislik bir yer imiş…manitasından ayrılan mı dersin,İdda kuponu yatan mı dersin,at yarışından muzdarip olan mı dersin,karnesinde zayıf olan mı dersin,evde karı dırdırndan bıkan mı dersin artık felekten kim sille yediyse herKEŞİN bir araya gelip köpek öldüren içtiği bir mekan,öyleki burada asıl kadroya girmek isteyenler önce yerden kotik toplar sonra şarap kadehinin dibindeki cür!ayı içmekle işe başlarmış.Raconu böyleymiş Tahtakalenin…

Neyse hafiyeler bakmışlar ki bizim eleman orda.Bizimkide iyice aşka gelip patlatmış bir beyit:

Aferinler şarab-ı gülgune
Lanet olsun bozaya vü benge
(Gül renkli şaraba binlerce aferin,boza ile esrara da lanet olsun)

Bunu duyan hafiyeler biizmkini yaka paça huzura götürmüşler..Sultan hiddetlenmiş ve kendisine verdiği sözü hatırlatmış.Ancak Melihi ,gökten inmiş ne kadar kitap varsa hatta cin ali serisinin üstüne bile yemin etmiş…Hünkarım demiş; ekmek mushaf çarpsın,yalanım varsa şurdan şuraya yürüyemez olayım,yalancıysam fatih Ürekten beter olayım…Sultan her şeye eyvallah demiş ama son ettiği yeminin hatrına onu dinlemek istemiş.Bizimki demiş ki;

-Aha gelin ağzımı koklayın eğer şarap kokarsa her şeye razıyım,ama kokmazsa beni salıverein hünkarım!

Tamam demiş Sultan.Koklayın şunun ağzını diye emir vermiş.Kimse yanaşmamış tabi.Kendi arasında konuşan zenci hizmetkarlar şöyle demiş;

-ulen bu çirozun ağzıda leş gibi kokar, acaba kim koklayacak bunu bea!!!

Sonra birisi gelip istemeye isteyeme ağzını koklamış Melihi’nin.Koklayan kişi;

-Ne yedin gardaşım sen böyle,geçi mi yedin len yoğsam.Hünkarım bu adam şarap hariç ne varsa indirmiş mideye,kayıp eşya bürosu mübarek!!!

O zaman neden böyle sarhoş durduğunu soran hünkara olup biteni anlatmış.Hünkarda onu bu doğru davranışından ötürü bağışlamış…

Hikayemiz burada sonlandı…Bu hikayeden çıkarcağımız sonuç ise şudur. (h)er kuşun eti yenmez bea…


Selametle…
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#14
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Bu nükte divân şiirinden değil ama :)

Hz. Mûsâ zamanında Firavun'un palyaçolarından biri,Hz.Mûsâ'yı taklit ediyor.Malum.Hz.Mûsâ kıllı vücutlu,göbekli,başı azlak bir zât-i şerif.İşte adam başına bir işkembe geçiriyor,o zaman naylon yok tabiî,karnına bir yastık koyuyor,elinde âsayla Hz. Mûsâ'yı taklit ediyor.Niye,Firavun'u güldürecek çünkü.Bunu haber alıyor Hz Mûsâ.Bir mükâleme,Allah'la konuşma sırasında,"bunu kahret ya Rabbî" diyor."Kahretmem" diye hitap ediyor Cenâb-ı Allah,Firavun'u değil,seni taklit ediyor."

Tam bir nükte değil belki ama inceliği çok beğendim
 
Katılım
18 Mar 2009
#15
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

He he çok güzelmiş...Hz.Musa'nın tasvirini nerden biliyorsunuz?ben bu tasviri ilk defa duydum acep sahih midir bu?
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#16
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Ömer Tuğrul İnançer'den alıntılamıştım ::) Araştıralım efendim.Yoksa iftiraya kaçar mazallah
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#17
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)


Halk gülmeye başlayınca
Vaktiyle bir memleketin idarecileri, halkın dertlerini unutmuşlar. Bir taraftan enflasyon ve hayat pahalılığı artarken; diğer yandan halka özveri ve diğergamlıktan bahsediyorlarmış. Bu arada bütçe açık vermeye, hazine boşalmaya başlamış. İdareciler bunu önlemek için mallara yeni zamlar yapmışlar, yeni yükümlülükler getirmişler. Ülkenin hakimi, adamlarını gönderip halkın tepkisini ölçmek istemiş. Tabii gelen haberler fena:
-Efendimiz, halk çok şikayetçi. Hepsi burnundan soluyor. Kızgınlıkları had safhada.
Ertesi hafta yeni zamlar yapılmasını emretmiş hakim. Sonra yine adamlarını gönderip halkın nabzını öğrenmek istemiş:
-Efendimiz, bu sefer halk, ha ayaklandı; ha ayaklanacak. Sarayınızın kapılarına dayanırlarsa şaşmayın.
Hakim yine sakin, bir hafta sonra yeniden zamlar yapılmasını istemiş. Bu seferki zamlardan sonra gelen habercilerin yüzleri gülüyormuş:
-Efendimiz, çok şükür tehlike geçti. Halk sokaklara dökülmüş; gülüyorlar, oynuyorlar. Kimsenin hiçbir şeyden şikayet ettiği, hele zamları düşündüğü falan yok!..
Hakim bu haberi duyar duymaz sarayın kapılarını sürgületmiş ve demiş ki:
-İşte bu sefer halkın sabrı zorlanmaya başlamış; zamlara son verin.
 

heyula

vâizin nâr-ı cehennem dediği firkat imiş...
Katılım
20 Ocak 2008
#18
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

PeJMüRDE' Alıntı:
Halim selim deyimine atıfta bulunan ve lafı gediğine oturtan başka bir şairide görmüş olduk.
izah mizahı öldürüyor be hocam..:)
 
Katılım
12 Şub 2009
#19
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Kânûnî Sultân Süleyman zamânında güzel şiirleriyle meşhur olmuş bir şâiredir. Sultan Süleyman Bâkî ile nikâhlarını uygun görmüştür. Nikâhtan sonra Tûtî Hanım, Bâkî’nin kendinden şikâyetçi olduğunu duyunca irticâlen şu beyiti söylemiştir:


Bağteten olmuş iken Tûtî gurâb’a hem-nişîn
Yine şekvâyı gurâb eyler garâbet bundadır TÛTÎ HANIM

Mâlûmât-furûşluk yapmış olmayalım. Herkes bilir ki Bâkî'nin lâkâbı Karga ya da Karga-zâde'dir. Büyük şair Bâkî ,Tûtî hanımla evlenince Karga ile Papağan esprileri dolaşmaya başlamış İstanbul'da. Herkes Bâkî'ye takılır olmuş. Fakat evinde çok geçimsiz olan BÂKÎ,Tûtî Hanım' a çok çektirir. Hep şikâyet eder.Bu durum üzerine şâire Tûtî Hanım kendisini tarihe yazdıracak bu güzel beyti söyler:

"Papağan ansısızn karga ile aynı yerde oturmak zorunda kalmış, şaşılacak şeyi bakın ki bu durumdan karga şikâyet ediyor."

Bildiğim kadarıyla Tûtî Hanım'a ait başka bir mısra dahi bilinmiyor. Acaba dönemin muzip şairlerinden biri Tûtî Hanım ağzından bu beyiti yazmış olmasın?
 
Katılım
30 Ocak 2010
#20
Ynt: Nüktedanlık dersleri(Divan şiirinden)

Fâtih devrinde devam eden meşhur ilim,irfan,edebiyat sohbetlerinin birisinde devrin şairleri Ahmed Paşa ile Necâtî'yi mukâyese ediyorlarmış. Söz, Necâtî'nin üstün olduğunu savunanlar tarafındayken içeriye Necâtî girmiş ve şu ibretlik beyti söylemiş:

Necâtî'nin dirisünden ölüsü Ahmed'in yeğdür
Ki Îsâ göklere ağsa gine dem urur Ahmed'den.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap