Nurettin Topçu

Katılım
18 Mar 2009
#1
Üstadın hayat hikayesini burada paylaşmak bana boş geliyor.O yüzden eserlerinden bazı alıntılar yaparak onu tanımaya ve tanıtmaya çalışacağız.Bu konuda onu tanıyan herkesin birşeyler yazmasını ve eserlerinden beğendiğiniz yerleri burada paylaşmanızı rica ediyorum.

Selametle
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#2
Ynt: Nurettin Topçu

ben açacaktıım (:) gereken bir başlıktı (;

Evliya-yı Google'a adını yazınca herkesin bilgisine erişebiliriz elbet; bir yazarı, şahsiyeti en iyi eserleri ile anlayabileceksek de bir ön bilgi gerekecektir.. diye düşünüyorum. yüksek müsadenizle tanımayan, tanımak isteyen olabilir ben bir biyografi ekliyorum.

Yazılı kaynaklara başımızı vuracak olur isek;

Nurettin Topçu baba tarafından Erzurumludur. Ailesi Topçuzâdeler diye tanınır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum'un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk etmiş; bu lâkap oradan kalmıştır. Babası Topçuzâde Ahmet Efendi ailenin tek evladıdır. Küçük yaşta yetim kalır. Alaftarlık (tahıl alım satımı) yaparak aileyi geçindirmeye çalışır. Bu arada Erzurum'un tanınmış zenginlerinden Gülü Bey'in yardımını görür. Canlı hayvan ticaretine başlar. Doğu Anadolu ve bilhassa Erzurum yöresinden topladığı koyunları İstanbul'a satarak işini genişletir. İstanbul'da bir yazıhane tutar. Zamanla Tahtakale'de bir han (Erzurum Hanı) satın alan Ahmet Efendi, İstanbul'a yerleşir. İlk evleri Süleymaniye Deveoğlu Yokuşu, Hatap Kapı sokağında bir ahşap binadır. Nurettin Topçu Süleymaniye'deki bu evde doğar (7 İkinci teşrin 1909). Topçu'nun ninesi Eğinlidir. Ahmet Efendi İstanbul'a yerleştikten sonra birinci hanımı vefat eder. Bu hanımdan olma iki oğlu da Balkan Harbi'nde şehit düşerler. Ahmet Efendi daha sonra yine Eğinli olan Kasap Hasan Ağa'nın kızı Fatma Hanım ile evlenir. Bu hanım Nurettin Topçu'nun annesidir.

Harp yılları Ahmet Efendi'nin işlerinin bozulmasına ve iflâsına yol açar. Aile Süleymaniye'deki evden ayrılmış Çemberlitaş'ta, bir ahşap eve taşınır. (Şatır sokaktaki bu ev daha sonra yıkılacak yeniden Nurettin Topçu tarafından yaptırılacaktır, 1970).

Nurettin Topçu altı yaşında Bezmiâlem Valide Sultan Mektebi'nin ana kısmına yazılır. Burayı bitirdikten sonra Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi (şimdiki İstanbul Lisesi civarında)ne verilir. Mektebi birincilikle bitirir. Babası Ahmet Efendi Çemberlitaş'ta kasap dükkânı işletmeye başlamıştır.

Reşit Paşa Mektebi'nin sarıklı hocası Osman Efendi bir gün babasına "Osman Nuri -Nüfus kağıdında ismi bu şekilde geçer- büyük adam olacak" deyince çok az gülen babası hayli mütehassis olur. Bu sıralarda sakin, biraz içe dönük bir mizaca sahiptir. Küçük bir sandıkta kitap ve gazete biriktirmek merakı vardır. İmlâ öğretmeni Nafiz Bey, Nurettin Topçu'nun hayatı boyunca sürecek Mehmet Âkif sevgisini uyandıracaktır.

Daha sonraki yıllarda Osman Nurettin, Vefa İdadisi'ne devam eder. Birinci sınıfta babasını kaybeder. Evlerinin bir katını kiraya verirler. Ağabeyi Hayrettin Topçu mektepten ayrılarak ailenin yükünü omuzlar. Topçu Vefa İdadisi'nde de sınıflarını birincilikle geçer. Felsefeye bu sıralarda meyletmektedir. Edip Bey, tarihçi Memduh Bey, Celâl Ferdî ve ulûm-ı diniyye hocası Şerafettin Yaltkayadan ders alır. Son sınıf Haziran imtihanında Arapça hocası (Sıfırcı) Salih Bey'den kalır. Bu vaka ona çok tesir etmiştir. Bütün yaz çalışır. İdadi tahsilini İstanbul Lisesi'nde 1927-28 ders yılında edebiyat bölümünü pekiyi derece ile tamamlar.

Liseden mezun olan Topçu, kendi kendine Avrupa'ya tahsil imtihanlarına girer, kazanır (1928). Hamdi Akverdi, Vehbi Eralp, Ziya Somar gibi şahıslarla birlikte Fransa'ya gider. Daha önce giden Remzi Oğuz Arık, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Cevdet Perin, Bedrettin Tuncer Paris'tedirler. Daha sonra bu şahıslarla, bilhassa Remzi Oğuz ve Ziyaeddin Fahri ile görüşmeleri olacaktır. Topçu önce Bordo Lisesi'ne nakledilir. İlk yazı denemelerini burada kaleme alır ve üye olduğu Sosyoloji Cemiyeti'ne gönderir. Moris Blondel'i bu lise döneminde tanır. Daha sonra mektuplaşırlar. Burada psikoloji sertifikasını verir. İki sene sonra Strazbourg'a geçer. Üniversitede felsefe tahsil eder. Ahlâk kurlarını tamamlar, sanat tarihi lisansı yapar.

Nurettin Topçu'nun Fransa'da aldığı lisans dersleri:
1. Ruhiyat ve bediiyat (Haziran 1930)
2. Umumî felsefe ve mantık (İkinci teşrin 1932)
3. Muasır sanat tarihi (İkinci teşrin 1932)
4. İçtimaiyat ve ahlâk (Haziran 1933)
5. İlk zaman sanat ve arkeolojisi (İkinci teşrin 1933)

Yazları İstanbul'a gelip gitmektedir. 1931'de ağabeyi Hayrettin Topçu'yu yanına alır. Topçu'nun Avrupa'daki hayatı okul, ev, kütüphane çerçevesi içinde geçer. Ancak hafta tatillerinde derneklerin tertip ettikleri toplantılara gider. Aynı toplantılarda Samet Ağaoğlu, Ömer Lütfi Barkan, Besim Darkot gibi zatlar da bulunmaktadırlar. Topçu bu arada Tasavvuf tarihçisi Luis Massignon ile tanışır. Dr. Adnan Adıvar'ın Türkçe dersi verdiği Masignon'a daha sonra bu dersi Topçu verecektir. Strazbourg'da doktorasını hazırlayan Topçu, Sorbon'a gider, doktorasını verir: "Conformisme et révolte". Bu üniversitede felsefe doktorası veren ilk Türk öğrencisidir. Bu tez Paris'te kitap halinde yayınlanır (Paris 1934). 1990 yılında da tıpkı baskısı Kültür Bakanlığı'nca Ankara'da yapılır.

1934'de yurda döner. Galatasaray Lisesi'nde felsefe öğretmeni olarak görev alır (1935).

Hüseyin Avni Ulaş ailenin baba dostudur. Çemberlitaş'taki eve sık sık gelir gider. Topçu küçük yaştan beri bu zatın tesiri altında kalmıştır. Yurda döndükten sonra H. Avni Ulaş'ın kızı Fethiye Hanım'la evlenir. Düğün gününün akşamı İzmir Atatürk Lisesi'ne tayin emri gelir. Galatasaray Lisesi Müdürü Behçet Bey, o sene Haziran imtihanından geçmesini istediği altı kişilik bir öğrenci listesini Topçu'ya teklif etmiştir. Nurettin Topçu bu teklife karşı "Eğer bunlar çalışkan talebelerse elbette geçerler"' cevabını verir. Neticede talebelerin bir kısmı imtihanda kalır. Ankara'nın tepkisi ani olur ve Topçu'nun tayini İzmir'e çıkar.

Fransız filozofu Blondel’in hareket felsefesinden etkilenen Nurettin Topçu, Türkiye'de çıkardığı derginin adını da Hareket Felsefesinden ilhamla "Hareket" koydu. Hareket dergisi'ni İzmir'de bulunduğu yıllarda yayımlamaya başlar (1939). Dergi İstanbul'da basılır. Bu arada eşinden ayrılır. Hareket'te yayınlanan "Çalgıcılar yine toplandı" isimli yazıdan dolayı açılan soruşturma üzerine Denizli'ye sürgün edilir. Denizli'de bulunduğu yıllarda Said-i Nursi ile tanışır, o sırada yapılan mahkemelerini takip eder. Daha sonra Haydarpaşa Lisesi'ne tayin edilir. Bir müddet sonra da Vefa Lisesi'ne geçer. Üstad'dan üniversite hocası olup düzgün insanlar yetiştirebilmek için dua ister. Üstadı'ın sözleri "Dinini selameti için sana dua edeceğim." olur. Bu, üniversitede hoca olabilmek için dua istenci ve dinin selameti için edilen dua 3 kez tekrarlanır. Topçu, arkadaşlarına anlattığı bu hadisenin hikmetine evel vakıf olamaz ise de sonra onlara itiraf eder ki "sonradan çok ihtiyacım olacağını bilmiyordum..."

Çocukluk arkadaşı Sırrı Bey vasıtayısla devrin manevi büyüklerinden Hasib ve Abdülaziz Efendilerle tanışan Topçu, bu kişilerden hayatı boyu sürecek etkiler alır, Nakşî şeyhî Abdûlaziz Bekkine Efendi'ye intisab eder. Topçu, Celâl Hoca (Celâl Ökten)dan da İslâmî ilimler yönünden faydalandı. Daha sonra İmam-Hatip okullarının kuruluşu sırasında Celâl Hoca ile mesaî arkadaşlığı yaptı.

Son olarak İstanbul Lisesi'ne tayin olunan N. Topçu buradaki görevinden emekli oldu (1974).

N. Topçu, bir süre Edebiyat Fakültesi'nde H. Z. Ülken'in kürsüsünde eylemsiz-doçentlik yaptı. "Bergson" konusunda doçentlik tezi hazırladı. Fakat kendisine kadro verilmemiş ve muhtelif entrikalarla üniversiteye alınmamıştır. Doçentlik tezi Bergson daha sonra kitap halinde yayınlandı.

"Ziya-Gökalp- Atatürk çizgisinin savunduğu ırkçı turancı milliyetçilik ve batılılaşma idealine karşı, Yahya Kemal, Mükremin Halil Yinanç, Hilmi Ziya Ülken, 'ın oluşturduğu Anadolu Milliyetçiliği’ni savundu. İslam Ruhçuluğu’nu işledi. Oğuz kavmini İslam ahlakı ile bütünleştirerek Türk kavmini Türk Milleti haline getiren Anadolu topraklarını veya Türkiye'nin fiziki değerini ve Türk Milliyetçiliği’ni İslami akımlardan üstün görmüş ve hatta Ümmetçiliği milli hedefler için zararlı bir cerayan olarak telakki etmiştir."

27 Mayıs 1960'a kadar uzun yıllar Robert Kolej'de tarih okuttu. 27 Mayıs'tan sonra devrim aleyhtarı bulunarak buradaki görevine son verildi.

Fikri faaliyetlerini Türk Kültür Ocağı, Türk Milliyetçiler Cemiyeti, Milliyetçiler Derneği ve Türkiye Milliyetçiler Derneği'nde sürdürdü.

Hareket Dergisi dışında Türk Yurdu, Büyük Doğu, Sebilürreşad, Düşünen Adam, Türk Düşüncesi Türk Ruhu, Komunizme Karşı Mücadele, İslam, Bizim Türkiye, Serdengeçti, Asrın Dini Müslümanlık, Şule dergileri ile Yeni istiklal, Havadis, Son Havadis, Akşam, Erzurum Hürsöz gazelerinde yazıları çıktı.

" Ölününden sonra 3 aylık periyotla 1 yıl daha çıktı sonra Hareket Dergisi 1979-1982 Mart’ına kadar yayınını sürdürdü. 1980 e gelindiğinde artık Milliyetçiliğin yanısıra İslami vurgusunu da eklemiştir, ama onun İslamiliği Türkiye'nin bütünlüğüne ve Türk milletinin geleceğine hizmet eden bir islamiliktir. Hareket Dergisi bin yıllık tarih kutsamacılığının ilk önemli savunucusu ve Türk İslamı'nın ilk mimarıdır."

1975 Nisanında hastalandı. Hastalığının teşhisinde güçlük çekildi. Pankreas kanserine yakalandığı ameliyatta belli oldu. Topçu, 10 Temmuz 1975'te vefat etti. Fatih Camiinde kılınan namazdan sonra Topkapı'da Kozlu kabristanına defnedildi.

1939'dan itibaren çeşitli aralıklarla yayımladığı Hareket dergisi ile bir dünya görüşü mücadelesini şuurla yürüttü. 1939-42 Hareket dergilerindeki yazılarıyla, ruhçu ve mistik düşünüşün felsefî temellerini araştırdı. Teknik ve makina medeniyetine duyulan şuursuz ihtirasın asrın insanını boğduğunu, bu yüzden kendi benliğinden uzaklaşan insanın kurtuluşunun ancak özbenine kavuşmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. İnsan ruhunu demir pençeleriyle felce uğratan materyalizm, pozitivizm, sosyolojizm, pragmatizm akımlarına karşı çıkarken, akılcılığın bile ancak kalbîlikle değer kazanacağını belirtti. Kalb ahlâkı ve irade felsefesini ortaya koymaya yöneldi. Hüseyin Avni Ulaş ve Fransa'da tanıştığı Remzi Oğuz Arık'ın tesiriyle benimsediği Anadoluculuğun âdeta ruhî, içtimaî programını yeniden çizdi. 1947-49 Hareket'lerinde bu çerçevedeki düşüncelerin İslâmi temellerini açıklığa kavuşturdu. Türk milliyetçiliğin İslâm dâvasından ayrılamayacağını, milletle dinin iç içe kavramlar olduğunu ortaya koydu. Ancak, İslâmiyetin hâmisi ve müdafii olarak görünen sahtekârlarla ve menfaatperestlerle mücadeleden de geri kalmadı.

Son sayısında " İnanıyoruz ki, bundan sonra olduğu gibi Hareket yine bir gün belki başka bir adla neşriyatına başlayacak, Türk Kültür hayatındaki yarım asırlık macerasına devam edecektir" diyen Dergi’nin çizgisini 1990 den sonra yayınlanan Dergah sürdürüyor.


1952-53 Hareket'lerinde Nurettin Topçu, değişen toplum yapımızı da batılılaşma karşısında, inancımızı ve tarihimizi savunurken, kapitalist ve komünist iki kamp arasında cemaatçi bir nizamın zaruretini öngören "yeni nizam"ın ana hatlarını çizdi. 1966-1975 Hareket'lerinde ise, daha önceki dönemlerde ileri sürdüğü düşünceleri, bütün fikir hamulesiyle yeniden kuvvetle ortaya koydu. İslâmiyetin, bu Allah'ın insanlar için seçtiği nizamın, cemaatçi yönünü cesaretle belirtti.

Son yazıları harp ve harp sonrasıyla alakalıdır.

Eserleri:


-Conformisme et revolte
-Garbın İlim Zihniyeti ve Ahlak Görüşü
-Mehmet Akif
-Şehit
-Türkiye'nin Maarif Davası
-Komunizme Karşı Yeni Nizam
-Ahlak Nizamı
-Yarınki Türkiye
-Büyük Fetih
-Var olmak
-Varoluş Felsefesi
-Bergson
-İradenin Davası
-İslam ve İnsan
-Devlet ve Demokrasi
-Kültür ve Medeniyet
-Mevlana ve Tasavvuf
-Milliyetçiliğin Esasları

Hikaye:
-Taşralı

Ders Kitapları:
-Felsefe
-Psikoloji
-Mantık
-Sosyoloji
-Ahlak



**eklemeler yapılmıştır


Üstüne konuşulası ilk kelamı için sizi bekliyoruz hocam..
 
Katılım
18 Mar 2009
#3
Ynt: Nurettin Topçu

Yeniçeri ocağı dünyanın hayran olduğu bir askerlik mektebi idi.Bu ocakta askerlik talimlerinden başka hiçbir şey yapılmazdı;yapılması şiddetle yasaktı.Kanuni Sultan Süleyman,sefere giderken,kırılan gümüş üzengisini,bir asker tamir etti diye bu hareketi şiddetle karşılamış,’Ocağa esnaf karışmış’diyerek askeri ordudan kovmuş ve kumandanları cezalandırmıştır…
Ahlak Nizamı(Mektep bölümünden)

Şimdik buradan bize ne düşer onu bir düşünelim.Ocağa esnaf karışmış bre!!!!Buda laf mı bre1!!Gelinde görün şimdi ocağa ne karıştığını!!!Koca örgüt pehhhh!!Ocağa karışmak ne demek,ocağı ele almış adamlar.

Bir manşet size:’İşine bak general’ Bu manşet org. General başbuğun açıklamalrı üzerine 26 Ağustos 2009 tarihli taraf gazetesinin manşetidir.Yahu ordu kimin emrinde?Yada ordu kimin amiri?Bu insanların yaptığı açıklamalar neden bu kadar yankı bulur ki?İşte bunun cevabını yine Nurettin Topçu verecek matbuat mevzuunda.

Görev paylaşımını bir türlü öğrenemedik biz:)
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#4
Ynt: Nurettin Topçu

Parça 1:
"Bati medeniyetinin bugüne kadar yarattığı felsefe, ahlâk, sanat ve ilim aşkı, hep Hristiyanlığın eseri olmuştur. Bu sonsuz ruh kuvvetinin karşısında onunla ölüm dirim mücadelesine karar vermiş olan ve hoyrat maddenin bütün kuvvetlerini kumandası altında toplayan komünizm cephesi yaratılmıştır. Din ile kin karşı karşıya çarpışıyorlar. Dünyanın bütün, maddeye esir mideleri komünist safında, bütün ruh âşıkları da mukaddesat sancağı altında toplanıyorlar."

Soru 1:

Peki Topçu hocam, komünizmin ruh ile derdi nedir? Din karşısındaki kin olarak nasıl bir mahiyeti mevcuttur?

El-Cevab:

"Komünizm, amele sınıfının sermayeyi elinde bulunduruan sınıfa karşı, kin ve silahla ayaklanmasının eseridir. Sonra bu kin, içtimî bünyenin bütün eserlerini yıkmıştır. Bunun için de midenin insan için yegâne irade ve değerler kaynağı olduğunu iddia ederek, milletlerin ruh ve beynini, milletleşen insanlığımızın gerçek hayatı olan millî tarihi inkâr etmiştir."

Soru 2:

İnkar edilen tarih.. tarihî maddeciliğe dayanmasına karşılık kalkıp bir de tarihi inkar eden bu sistemin, esasında, bu noktadan hareketle.. kendini inkar ettiği söylenebilir mi ?

Topçu Hoca'dan El-Cevab'a devam ile..

"Ruh ile vücud 1 arabaya koşulmuş 2 ata benzer.." <inkarı mümkün değildir >

"Yeisin tedavi edilmediği yerde kin hakimiyetini şahlandırır. O, yeisin tohumundan doğmadır. Merhametle aşkın düşmanıdır. ...Onların davalarının hudud nefsin isteklerinden ileri gitmiyor... Din, aşk ve imanın çocuğu, komünizm ise yeisle intikamın pençesidir."

Hocam bir de
madde, beden arabasıdır; ruh onun sürücüsüdür, ihtiraslar ise onun arabaları ise maddenin sürükleyicisi olan ihtiraslar nizam dışı hareket ile birey tefekküründe içsel anarşiye akabinde bireyin topluma karışması ile toplumsal anarşiye sürükler değil mi insanı.. diye düşünesimi getirdiniz eklemek istedim.

Soru 3

Hocam, komünistler neden ruh düşmanıdır? veyahut kifayetsizidir deyimizle??

El-Cevab:

"Bir tarafan telkin ve irşad edilmeye, inanmaya, feragat göstermeye, hamle yapmaya kabiliyetsiz 1 ruh yaşayışı, yani tam 1 ruh kifayetsizliği; diğer taraftan, cemiyette ferdin her tarafından taşan haksızlıklara karşı duyulan nefret, kin ve isyan. Ruhda bütünlük olsa, bu kin içimizdeki imana, insanlık seviyesine yerini bırakacak ve kendi benzersiz yaratma iradesine bağlanacak, onun yaratıcı iktidarıyla merhamet haline gelecek ve onsuz kalınca komünist olacak olan insandan o zaman belkide 1 mistik çıkacaktır."

yani diyorsunuz ki ruh da ruh.. inanç sağlamlığı da inanç sağlamlığı..

Bu parçanmın 1 de uzuun.. 1 "Bizim dünyamızda" kısmı var batıya mukabil.. o da diğer 1 gönderide inşaallah.
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#5
Ynt: Nurettin Topçu

Nurettin Topçu, Türk toplumu için bir Rönesans ve eğitim seferberliğinin ihtiyacını duyan, bilim, felsefe, sanat alanlarında Rönesans'ı gerçekleştirecek dehaların da yaratıcı düşünceyi sağlayıcı bir eğitim modelinin yetiştireceği insanlar olacağını düşünen bir yenilikçidir. Çünkü onun gözünde, tekamül prensibine dayanmayan bir felsefe ve bilimsel hareketin başarılı olnası düşünülemez. O, yenilikçi olmakla birlikte, geleneksel değerlere bağlılığı ve milliyetçi düşünceleriyle de muhafazakar bir aydındır...
 
Katılım
18 Mar 2009
#6
Ynt: Nurettin Topçu

Çocuğu ağladığı için döven anneye benziyoruz.Köylüsünün olduğu gibi,gençliğinin de sefaletine nasırlanmış ellerle dokunan,duygusuz gözlerle bakan merhametsiz bir cemaat olduk.Zulmümüze bir de kin karıştırdığımızın farkında değiliz.Daha dün câmi avlusundaki çınarda gölgelenirken,elli sene içinde ne olduğunu bilmediğimiz bir büyük sanayi asrının ateşten bir sel gibi baskınına uğradık:Örf gitti,kuvvet gitti,aile gitti,idrâk gitti;ümitler hep gitti;hâlâ karanlıkta bekliyoruz.Bugünkü bir ailenin romanı,Âsur hükümdarına esir olan bir kahramanın macerasından bin defa daha acıklıdır.Maddî ve ruhî sefalet çekenlerin sayısı milyonları aşan büyük sanayi asrının çocuklarıyız.Ancak maddî ve mânevî bütün tedavi vasıtaları yabancı diyarların elinde ve şuurundadır.Bu,belki sefaletimizin en acıklı tarafıdır.Vâkıa üniversite gençliğimizin sayısı da on binleri buldu.Fakat kültür ve ahlâk davalarının en küçüğü bile halledilmekten ümitsiz,düşünülmekten uzak duruyor.Gitgide ilim,hayata hâkim olma iktidarını kaybetmektedir.En kalabalıklaşan yerler,yalnız maddesiz kokain uyuşukluğu veren sinemalar değil,ayni zamanda mahkemeler,hapishaneler,sanatoryumlar ve hastahanelerdir ve sefaletlerin en müthişi bu:Sefaleti duyan,duyuran yok.
Böyle diyordu Nurettin Topçu.Bir portre çizmişti; yeis,gaflet ve hezeyan içinde kıvranan insanların,insanlarımızın halini.Maddenin nasıl da mânâ temelli ailemizi ve ailemizin sırtladığı milletimizi paramparça ettiğini dile getiriyordu.Kültür ve ahlak davamızın sahipsiz kalmasından yakınıyor,bu davanın sancağını taşıması gerekenlerin nasıl müthiş bir sefalet içinde olduklarını ifade ediyordu.Herşeyden daha acınası olan ise:Bu sefaleti duyanın,duyuranın olmamasıdır.Zulmü yapan kadar onu alkışlayan ve zulme karşı sessiz kalanlarda bu büyük günahın mesulleridir.Bu sefaleti gören,duyan,iliklerine kadar hisseden ve bu his neticesinde büyük bir ıztırab duyan biri vardı:Mehmet Akif…Kabına sığmıyor gittiği heryerde,gördüğü herşeyde önce düştüğümüz noktaları tespit ediyor sonrasında nasıl kalkarız biz bu düştüğümüz yerden diye hesap ediyor.Milletine beyit beyit vaaz ediyor.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#7
Ynt: Nurettin Topçu

Bize kaç fırın açarlar da nasibleniriz ? :) ne dersin?
 
Katılım
18 Mar 2009
#8
Ynt: Nurettin Topçu

sevgili abla:D

Öyle zannediyorumki bizler rejimdeyiz :D kilo almayalım diyerek ekmek yemiyoruz,yememeğe gayret ediyoruz.Şaka bir yana şahsiyet kavramının tecessüm ettiği insanlardan biri Nurettin Topçu!Bu kavramın en çok yakıştığı,hakkını verdiği insanlardan biri.Akif'i anlatmaya layık biri.İsyanın ne demek olduğunu ve nasıl dile gelmesi,fiile dökülmesi gerektiğini anlatan biri.İsyan,sağ veya sol elin göklere uzanıp meydanlarda avazın çıktığı kadar bağırmak,çevrene ve en önemlisi kendine zarar vermek olmadığını anlatan biri.Akif'in şiirlerini her okuduğumda ellerim önümde bağlanmış,ceketim iliklenmiş,bir köşede birisinin bana fırça atmasını dinliyormuşum gibi oluyorum.Onu her okuduğumda utanıyorum pasifliğimden,düşüncesizliğimden,ahmaklığımdan.Bir ahlak polisi gibi tepemde dikilmiş beni tenkid ediyor zannediyorum.Haya nedirin,ahlak nedirin,azim nedirin,hürriyet nedirin canlı bir cevabı Akif.Ona sadece vatan şairi deyip gecenler Hz.Mevlana'ya sema eden adam diyip geçenlerle aynı kefede benim için.Avrupalı dostlarımızın:D Atilla için dedikleri Tanrı'nın kırbacı deyimi aklıma geliyor.Akif bu millet için hatta İslam ümmeti için Tanrı'nın bir lütfu.Hatta ihtarnamesi.Nasiplenmek...kazara zerre miskal nasiplensek ne ala...Safahat canlı bir isyanın ruh kitabı,bu milletin reçetesi,bu milletin mürebbiyesidir.Şiir kitabı değildir,bu itham ona yakışmaz...Yine alıntılayacağım aynı kitaptan,tüylerim sayırdadı derler bizim orda,gerçekten öyle...
 
Katılım
18 Mar 2009
#9
Ynt: Nurettin Topçu

Cemaat uçurumda iken zirveyi göremiyor Âkif,belki otuz sene bu cemaatin sefaletini terennüm etti.Cemaatle hemhal,hemderd oldu.Neslimizin ruhunun doktoru o idi.Bedbaht bir nesil onu hastalarının başucunda,mezarlıkta,meyhanede,mahalle kahvesinde,hâsılı bütün sefaletlerinin yanında bulmuştu.Birinci Safahat’ın bu realist ve canlı tabloları,Âkif’in sanat idealinde ilk adımlarıdır.Bu sahneleri anlatmakla acaba hüner mi göstermek istiyordu?Hayır.Sefaletimizin acısı bizde henüz uyanma şuuru doğurmaktan uzakken her tarafta aydınlık arayan öksüz bir nesli,semalardan vahiy gibi inen bir feryat,canlandırmaya kâfi geldi:
Âlemde ziya kalmasa,halk etmelisin,halk!
Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam,kalk!
Milletimizin maddî ve manevi sefaletine en yakından şahid olan Âkif adeta bir hekim gibi millet için gerekli olan tiryakın reçetesini beyitlerine nakşetmiş ve en yüksek perdeden bunları vaaz etmiştir.Hastasının iyi olması için kendini parçalayacak kadar görevine aşık bir hekim edasıyla milleti için kendini paralayan,göğsünü dikenlere siper eden bir bülbül misalidir Âkif.Gaflet,yeis ve sefalet çukurlarında bir Yûsuf misali olan millet nezdinde Âkif,gözleri kör oluncaya kadar ağlayacak olan Yakup misalidir.

Şu sessiz kubbenin altında insandan eser yokmuş!
 
Katılım
18 Mar 2009
#10
Ynt: Nurettin Topçu

Cemaat adamı,kendi kendisine yeterliliğine kani değildir.Öyle iken mevhum veya ideal de olsa,aradığı ve ancak idealinde yarattığı bir toplum önünde kahraman vakarıyla yürümekten kendini alamaz.Âkif’de de aynı Saint Paul tavrını veya hissiyle iradesinin ateşli çarpışmasına Büyük Hâkim’i hakem yapmak ihtırasiyle,her başı sıkıldıkça Tûr-u Sina’ya koşan Nebî Musa’nın Rabb’ine teslimiyet sevgisini görüyoruz.Cemaat içinde yalnız kalan büyük muhterisin ilâhî huzura tek başına bile çıkmak ümidi,Âkif’in şiirinde,volkan püskürmesini andıran Beethoven’ın bu kubbeyi hâlâ çınlatan seslerine nazire oldu.
Zamanında hakkıyla anlaşılmayan yalnız biri var ki bugün kalplerin sultanıdır.Bütün varlığını şiirle dile getiren Âkif,bizi bu dünyada iken büyük mahkemenin huzura yükselten mürşididir;büyük kurtarıcımızdır.Hattab’ın oğlu Ömer’in XX. Asırda yaşayan müridi,onun gibi haşin mizaçlı,sert yürüyüşlü,zulme tahammülsüz,riyâ karşısında şiddet taşıran bir imân ve isyân heykelidir.Onun yedi ciltlik Safahat’ı,bir volkanı andıran iç hayatının macerasıdır;ruh dünyasının,cemaatın acılarından başlayıp ilâhî denemede nihayetlenen dramıdır;bir kelime ile bir büyük ruhun romanıdır.
Âkif gurbettedir öz vatanda.Cismi bir gurbet değildir bu aksine hissi bir gurbettir,fikri bir gurbettir.Sefalet içindeki milletinin hislerinden,fikirlerinden ırakta münzevi bir hayat yaşamaktadır.Manevi bir patlamadan önce halvetgahına çekilmiş bir derviş misali çilesini doldurmaktadır.Şahsiyet kavramının tecessüm ettiği ender insanlardan biridir Âkif.Abide şahsiyet makamını fazlasıyla haketmiş vatansever bir şairdir.O herşeyden önce büyük bir adamdır.Nitekim yazar,onun hakkında şöyle diyor:
Büyük adam,eseriyle hayatını birleştiren adamdır.Biz onda şu vasıfları arıyoruz:Önce bütün ömründe ayni kanaatin,ayni imanın sahibi olan adamdır.Devirlere,zaruretlere,cemiyetlere göre değişmez,muhitine uymaz;muhiti kendine uydurur,uydurmazsa çarpışır.Cemiyetten daha kuvvetlidir;cemiyeti sürükleyicidir.Bu karaktere sahip insanların,yâni değer yaratıcısı olanların bir kısmı zekâsıyla,bir kısmı kalbi ve hisleriyle,bir kısmı da iradesiyle başka insanlara ve cemiyete üstündür,yaratıcıdır,sahiptir ve velîdir.Bu üstün insanlar içerisinde ise bazıları her bakımdan,hem zekâ hem duygu,hem de irade kuvvetleriyle cemiyetin insanlarına üstün durumdadırlar.Böylelerine muvazeneli karakter sahipleri denir.Filhakika zekâ,duygu ve irade fonksiyonlarından yalnız bir kısmında üstünlüğe sahip olanlarda,alelâde olan ruh sahasına doğru açılmış bir yara halinde anormallikler,ruh ve karakter sarsıntıları göze çarpmaktadır.Ancak muvazeneli karakter sahipleri,bu sarsıntılardan korunmuş sağlam ruhlu insanlardır.Bu üç türlü fonksiyonlarında ayni seviyede yüksek ve keskin oluşu,insanoğlunu hilkatin harikulâde bir eseri yapabiliyor.İşte Âkif yaradılışın bu lütfuna uğramıştı.Ancak onu,iradesinin ateşli tazyikiyle diğer sahalarda muvanezesizlikten koruyan pek mühim bir sebebin var olduğu da unutulmamalıdır:Bu sebep,demirden bir iradeyi ahenkdar bir ray üzerinde yürüten İslâm terbiyesi ve Allah’a imanıydı.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap