önce yangını söndürelim;şair, şarkılarını sonra söylesin.

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#1
Gandi ve Tagor çağdaş Hint düşüncesinin iki kutbu. Kalplerinde aynı kutsal inançlar tutuşuyordu. Zora düşmandılar, sönmürgeciliğe düşmandılar. Ama uçurumlar vardı aralarında; yaşayışları başkaydı, duyuşları başkaydı, anlayışları başka. Biri imanla şefkati, tek arzusu yeni bir insanlık yaratmak; öteki sakin, serazat bir gönül, bütün varlıkları kuçaklayacak kadar geniş, bütün tezatları ahenkleştirecek kadar güçlü...

Şair zirvelerde kanat çırpıyor, ezelide yaşıyordu. Ama anın ihtiyacları vardı: Acıları dindirmek, hemen dindirmek, mutlaka dindirmek. Gandi'nin cevabı dünyanın bütün şairlerini susturacak kadar kesindi: Hint alevler içinde, önce yangını söndürelim; şair, şarkılarını sonra söylesin. Hint'i çıkrığa zorlayan: açlık. Tagor kuşlardan söz ediyor. Kuşların karınları tok ve kanatları dinlenmiş. Şarkılar açların acısını dindirmiyor.

Sefaleti inkar etmiyordu şair. Ben, diyordu, askerlik oyunu oynayamam. Gandi hakikatti, Tagor rüya. Tagor'un vatanı istikbaldi, istikbali bile aşan bir vatan: ebediyet. Heine gibi tabutuna bir kılıç konulmasını istemiyordu Tagor. Barış'tı, neşe idi, neşide idi. Nehru*, Glimpses of Word History'yi* Tagor'un şu mısralarıyla tamamlar.

"Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke
Bir ülke ki insanları dimdik,
Dünya duvarlarla bölünmemiş,
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
Emek kemale uzatır kollarını,
Aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde
kuruyup gitmemiş,
Ne olurdu Tanrım!Benim yurdum da böyle bir
ülke olsa!"

saygıyla selamlıyoruz Gandi ve Tagor'u...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap