Osmanlı Padişahlarından notlar...

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

Yavuz Sultan Selim...

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış.
Bir sefer hazırlığında vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:

- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş.

Vezir:

- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- Ben de bilirim.
 

eylül

 
Katılım
20 Eyl 2008
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı-İran ilişkileri belki düzelir umuduyla Şah'ın elçisi İmamkulu Han'ı kabul edecektir.

Elçi büyük bir ihtişam ve tantana içinde Üsküdar'a ulaşır. Şemsi Paşa kendisine mihmandarlık yapmaktadır. İlk görüşmeden sonra atbaşı ilerlemekteydiler. Elçi çok özenip gelmiştir ama Şemsi Paşa'nın hazırlattığı tören birliğini görünce gözleri kamaşır. Boylu poslu Türk askeri baştan başa sırma ve ipekler içindedir. Atlarının koşumları bile göz almaktadır. İmamkulu'nun şaşkınlığı gitgide kıskançlığa ve kendi askerine karşı komplekse dönüşür. Nefsini tatmin için Şemsi Paşa'yı iğnelemek ister.

"Bunlar ne acayip süslü askerler, sanki düğün alayı gibi...."

Paşa'nın cevabı tam da İmamkulu'nun hakettiği biçimde gelir:

"Evet. Taçlı Hatun'u Şah İsmail'den alan düğün alayı bu idi."


(Yavuz Selim, Şah İsmail ile Çaldıran'da yaptığı savaş sonunda, İsmail'i büyük bir hezimete uğratır. Öyleki Şah İsmail karısını dahi savaş meydanında bırakıp kaçar. Yavuz'da güzeller güzeli Taçlı Hatunu sırf Şah'ı tahkir için, çiçek bozuğu bir yüze sahip olan Tacizâde Cafer Çelebi ile evlendirir.)
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

isitmediydim bunu. garip hissettim ya hu rahmetli pasaya dedigim yoktur da hatunun günahi ne ola?? gittigin yönü sectigince yanindakini de seçeceksin he bu da bu gecenin nüktesi degil kendime diktesi ola
 

eylül

 
Katılım
20 Eyl 2008
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

Haklı olabilirsin NuN. Gerçekten de güzeller güzeli Taçlı Hatun'un çiçek bozuğu bir yüze sahip olan Tacizâde Cafer Çelebi ile evlendirilmesi; insanın üzülmesine, kendisini bir garip hissetmesine sebep oluyor.

Şah İsmail Çaldıran savaşını kazanacağından öylesine emindir ki; bu sebepten ötürü muharebeye hanımını da götürür. Fakat büyük bir yenilgiye uğrar. Ve canını kurtarmak adına kendisi için çok değerli olan Taçlı Hatun'u savaş meydanında bırakıp kaçar.

Elmaslar kadar değerli olan güzeller güzeli bir kadını canı uğruna savaş meydanında bırakıp kaçmak ve çirkin bir adamla evlendirildiğini öğrenmek kimbilir bir erkek için ne kadar incitici ve onur kırıcı bir durumdur. İşte Yavuz'un amacı da budur.
Alıntı

Yavuz Selim'in bu davranışının sebebi intikamdan başka birşey değildir. Yavuz Sultan Selim Çaldıran Savaşından yıllar önce Taçlı Hatun'a evlenme teklifi eder. Fakat Taçlı Hatun bunu kabul etmez. Yavuz Selim'in güzeller güzeli Bihruze Hatun'u yaşlı ve çirkin bir adam olan Tacizâde Cafer Çelebi ile evlendirmesinin sebebi de budur.
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

ders 1--> hayat, kontrolünün sende olmadığını sana anlatır; kesinlik temelli bi yapı değildir
ders 2--> yanında gezdiğin adama dikkat et, sen onun yanında taşınan ve ağır geldiğinde bırakabileceği sadece hoş görünümlü bir "taç" olabilirsin..
ders 3--> güvenme dayına... silah al git savaşa
der 1 nun
 

eylül

 
Katılım
20 Eyl 2008
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

NuN' Alıntı:
ders 1--> hayat, kontrolünün sende olmadığını sana anlatır; kesinlik temelli bi yapı değildir
ders 2--> yanında gezdiğin adama dikkat et, sen onun yanında taşınan ve ağır geldiğinde bırakabileceği sadece hoş görünümlü bir "taç" olabilirsin..
ders 3--> güvenme dayına... silah al git savaşa
der 1 nun
Doğru söze/sözlere ne denir. :)
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
Fatih'in Dilenci Kardeşi

FATİH'İN DİLENCİ KARDEŞİ

Taşköprülüzâde Mehmed Kemâlüddin Efendi’nin (Tuhfetü-l Ahbab) yâhut “Târih-i Sâf” adındaki eserinin birinci cüzünün 1287 İstanbul tab’ının 57-58. sayfalarında Fatih Sultan Mehmed’in hazır cevaplığını gösteren çok hoş bir menkıbe nakledilir: Hem kıssa, hem hisse sayılabilecek olan bu tatlı menkıbeye göre İstanbul Fâtih Sultan Mehmet bir gün atına binip ava çıkarken, karşısına bir dilenci çıkar: Fatih de cebinden bir altın çıkarıp verir, bir altını az gören dilenci:

— Padişahım, ben senin kardeşin olduğum halde nasıl oluyor da sen bana tek bir altın verirsin? Şu hareketin insâfa sığar mı?

Diye feryâd ve figâna başlamış! Bunun üzerine Hz. Fâtih atının dizginini çekip durmuş ve dilenciyi yanına çağırıp sormuş:

— Bu ne söz böyle. Sen benim kardeşim olduğunu nasıl iddiâ edebilirsin?

Dilenci de hemen cevabını dayamış:

— Nasıl olur da sen benim kardeşim olduğunu bilmezsin? Hiç öyle şey olur mu?

Fatih Sultan Mehmed, kardeşliğin sırrını öğrenmekte ısrâr edince, nihâyet cesur dilenciden şu cevâbı almış:

— Padişahım, ikimiz de Âdem babamızın oğulları değil miyiz?

Bu cevaptan çok hoşlanan Sultan da şöyle mukâbele etmiş:

— Eğer öteki kardeşlerimiz de haber alacak olurlarsa, senin hissene bu bir altın bile düşmez!

Bununla beraber, bu nükte çok hoşuna gittiği için, cömert Sultan dilenci kardeşine ihsanda bulunmuş.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
Frasız'ların Korkaklığı



19. yüzyılda Almanya'nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Alman’lar, öbür yakasında da Fransız’lar oturuyordu.
Fransız’lar, her sene nehrin karşı kıyısına geçiyor, Alman’lara âit topraklardaki mahsûlün tümünü toplayıp götürüyorlardı.
O sıralarda, birliğini henüz te’mîn edememiş olan güçsüz Alman’lar ise buna fazlaca ses çıkaramıyorlardı.
Ancak bu durum her yıl tekrarlanmayı sürdürünce, Alman’lar çâreyi Osmanlı sultanına durumu yazıp, imdât istemekte bulurlar ve sultâna bir mektup gönderirler.
Mektupta şöyle denilmektedir:
“Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsûlümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyâya adâlet dağıtan bir imparatorluğun sultânı, İslâmiyet’in de halîfesisiniz. Bizi bu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkânı sağlayın.”
Osmanlı’nın gerileme yıllarına girdiği bir zamâna denk gelen bu yardım isteğini inceleyen pâdişâh asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnızca asker elbîsesi göndermeyi kâfî bulur. Yardım isteğini bildiren mektuba cevâbî bir mektup yazılır. Bu mektupla birlikte içi asker elbîsesi dolu üç çuval da Alman’lara yollanır.
Şaşkına dönen Alman’lar, çuvalları alıp mektubu okurlar: Mektupta şunlar yazmaktadır:
“Fransız’lar korkak adamlardır. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfîdir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbîselerini adamlarınıza giydirin. Bu adamları mahsûl zamânı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfîdir.”
Bağ bahçe sâhipleri hemen Osmanlı askerinin kıyâfetlerini kapışırlar. Hasat vakti geldiğinde giydikleri bu yeniçeri kıyâfetleriyle ve büyük bir heyecanla, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar.
Ertesi gün, nehrin karşı yakasından gelen haber, Alman’ların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur: “Alman’lara Osmanlı’lardan imdât geldiğini zanneden Fransız’lar, korkudan, köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçmaktadırlar. Mahsûlünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir.”
Bu olay, Mülhaym’lıların gönüllerinde taht kurar.
Giydikleri yeniçeri kıyâfetlerini, daha sonra Mülhaym'a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyârete açarlar. Şehrin en yüksek binâsına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, hâlen olayın yıldönümünde şehirde bir karnaval düzenleyip hadiseyi temsîlen kutlarlar.
Bu olay, Osmanlı'nın sâdece birkaç yeniçeri kıyâfetiyle Alman’ları Fransız’ların elinden ve talanından nasıl kurtardığını anlatan, mâziden kalma, pırlantalarla resmedilmiş bir tablo gibidir.
Bir de şimdiki Türkiye'ye bakın, bizi ne hâle getirmişler, bizi yönetenler...
 

eylül

 
Katılım
20 Eyl 2008
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

mehmet baki' Alıntı:
selim han hazretleri çaldıranda şah ismail'i mağlıub etmiştir lakin tarih sahnesinde tersi olmuştur.

selim han olduğu söylenilen ünlü palabıyıklı şah ismaildir... bir;
Bu sadece bir rivayetten ibaret değil mi? Yavuz Sultan Selim'in küpe takması da öyle.

mehmet baki' Alıntı:
necip fazıl merhumun hazret-i Ali isimli eserini okuyanınız var mıdır?.. üç.
Bu kitabı okumadım. Hiç zamanım olmuyor şu sıralar kitap okumaya yine de bu kitabı temin edip okumaya çalışacağım...
Selamlar
 

heyula

vâizin nâr-ı cehennem dediği firkat imiş...
Katılım
20 Ocak 2008
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

_MeFtUn_' Alıntı:
BENİ BİR GÖZLERİ AHUYA ZEBUN ETTİ FELEK



"Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı hûn eşkimi füzûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek "


Bilmem ki gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı ki
Gözümü kan içinde bıraktı, askımı artırdı
Benim pençemin( gücümün) korkusundan arslanlar(bile) titrerken
Felek beni bir ahu gözlüye esir etti.




YAVUZ SULTAN SELİM HAN
bu şiir yavuz'a isnad edilmiştir. fakat yavuz sultan selim şiirlerini Farsça yazmıştır. Türkçe şiiri yoktur. tabii sanma şahım... şiiri de bu isnada dahildir. söyleyişteki güzellik ve haşmet insanlara Yavuz'un olabileceğini düşündürtebilir.
 

heyula

vâizin nâr-ı cehennem dediği firkat imiş...
Katılım
20 Ocak 2008
Ynt: Osmanlı Padişahlarından notlar...

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Hürrem Sultan için yazdığı gazel

Celis-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım
Enisim, mahremim, varım, güzeller şahı sultanım

Hayatım, hasılım, ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim
Baharım, behçetim, rûzum, nigârım verd-i handanım

Neşatım, işretim, bezmim, çerağım, neyyirim, şem’im
Turuncu u nar u nârencim, benim şem’-i şebistanım

Nebatım, sükkerim, gencim, cihan içinde bi-rencim
Azizim, Yusuf’um varım, gönül Mısr’ındaki hanım

Stanbulum, Karaman’ım, diyar-ı milket-i Rum’um
Bedahşan’ım ve Kıpçağım ve Bağdad’ım, Horasanım

Saçı varım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bîmârım
Ölürsem boynuna kanım, meded he na-müselmanım

Kapında çünki meddahım, seni medh ederim daim
Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim hoş halim!

Muhibbî

Bunu lezzet-i gazele mi yazayım yoksa buraya mı yazayım bilemedim..:):)