Otuz İki Kısım Tekmili Birden: A. Cahit Zarifoğlu

  • Konbuyu başlatan Sav
  • Başlangıç tarihi
S
#1
Otuz İki Kısım Tekmili Birden: A. Cahit Zarifoğlu

Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
A. CAHİT ZARİFOĞLU


1. 'Kafkasya'dan esen bir rüzgâr'ın Maraş'taki serinliğidir. Fransızca, Farsça, Arapça bilen; Nakşî tarikatına bağlı, Fuzuli'den gazeller okuyabilen; öğretmenlik, defterdarlıkta memurluk, hakimlik yapan; dört kez evlenen bir babanın oğludur. Evde, annesinin yanında hep ikinci bir kadın vardır. Yalnızlığı ve sessizliği sevmesi o yıllara rastlar. Hayattan kaçıp sanata sığınan bütün çocuklar gibi 'yazı'yı arkadaş edinir.

2. Lise yıllarında sessizliğinden başka bir özelliği yoktur. Bu filozofça sessizliğin ona getirdiği ad Aristo'dur.

Nuri Pakdil'le başlayan bir gelenek, Zarifoğlu, Rasim Özdenören ve Erdem Bayazıt'la devam eder: Dergi çıkarmak! Maraş Lisesi'nde bir edebiyat dergisi çıkarır. Maraşlı genç şairleri örgütler. Ne Türk Edebiyatı tarihinin tozlu sayfalarına dalar, ne de edebiyat aleminin dedikodularına. 'Başka türlü bir şeydir onların anlatmak istedikleri.'

3. Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, Maraş Lisesi'nde, yani taşranın o buğulu ve sıkıcı ortamında, sessiz, sakin bir gençken, bilmeden, tanımadan, yani farkında olmadan Rilke gibi düşünür ve kendisine sorar: "Yazmak zorunda mıyım?". Yanıt, çok kesin bir 'evet'tir.


4. "Evlerinde Dostoyevski, Balzac, Cervantes kitaplarıyla dolu bir kütüphane yoktur. 25 yaşına kadar kitabı yayımlanmış tek bir şair bile görmemiştir. Ancak, Rilke gibi dizeler yazar... İkinci Yeni'yi çağrıştıran, gizli ve karanlık dizeler... İşin garibi daha çok gençtir ve ne Rilke'yi okumuştur ne Pazar Postası'nı biliyordur, ne de İkinci Yeni'yi."

5. Kendine özgü bir asaleti ve doğuştan artistliği vardır. Necip Fazıl ona 'artist' der. Necip Fazıl'ın evinde bir sohbet toplantısı vardır. Birkaç cümleden sonra 'Kitaplarınıza bakabilir miyim?' diye N. Fazıl'ın sözünü keser. Sıkılmıştır. Kitapların azlığıyla şaşırır. Plakları karıştırır. N. Fazıl'ın sözünü yine keser: 'Efendim, hangi müzisyenleri seviyorsunuz?' diye sorar. N. Fazıl, 'Betoven' dedikten sonra biraz şaşkın, biraz öfkeli, biraz hoşgörülü bir tonla: 'Burada muhteşem bir konser icra ediliyor, sen orada notalarla meşgulsün.'dedikten sonra 'artist' sözünü ekler.

6. Hep atak, hep örgütçüdür. Mavera dergisi ve Akabe Yayınları'nı yönetir. Çevresindeki coşkuları çoğaltır.

7. Hem çok dağınık, hem iradesine müthiş sahip ve hem de serüvencidir. Dağınıktır, çünkü ilk gençliğinde bir filmi üst üste 13 kez izlemiştir. İradesine müthiş sahiptir, askere giderken kendisini şöyle ikna eder: "Nasıl olsa bunu yapmak zorundayım, o halde isteyerek ve severek yapayım."

8. İslâmî çevrenin ilk serüvencisidir. Bu çevreden Avrupa'yı otostopla dolaşan ilk kişidir. Türkiye'de çok az kimsenin otostopla gezi yöntemini denediği bir dönemde, sırtında trendy bir çanta ve uzamış tıraşıyla Batı yollarında büyük serüvenler yaşar. 'Doğunun Yedinci Oğlu'yla 'Yorgun Serüvenci' arasında gidip gelir.

9. Her kavruk Anadolu genci gibi sarışınları sever. Ellerinde hep beyaz bir gül destesi vardır. Gözlerinde sisli puslu bir akşam... Sarışın bir yalanda burkulan yüreğini birçok yerde bırakır.

10. Edebiyat üzerine konuşmaktan, ideolojik nutuklarından sıkılır ve bu konuşmaların yapıldığı yerden hemen uzaklaşır.

11. Çocuksu bir adamdır. 'Erkek ve dalgınca büyür' Çocukluğun gökyüzünden hiç kurtulamaz.

'Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum
Uyku yansın
Yürek mecburlansın'

12. "Önce güreşe, sonra pilotluğa merak sarar. Güreş İhtisas Kulübü'nün yayın organında güreş güzellemesi, Türkkuşu dergisinde de pilotluk üzerine yazılar yazar. Kayıklara duyduğu tutku yüzünden de bir kayık kiralayıcının yanında çalışır tam bir yaz..."

13. "Yazılarında Abdurrahman Cem, Ahmet Sağlam, Vedat Can gibi müstear adları kullanır. Abdurrahman Cem'de bıçkın bir İstanbul delikanlısını, Ahmet Sağlam'da yeraltındaki Güneydoğu medreselerinde "emsilebina" okuyarak işe başlamış, ağırbaşlı bir hocaefendiyi, Vedat Can'da ise genç şairlere yol gösteren, heyecanlı ve atak bir ağabeyi canlandırır."

14. İlk şiirlerini Türk Dili, Soyut, Papirüs, Yeni Dergi'de yayımlatır. Sezai Karakoç'un Diriliş dergisini çıkarmasıyla birlikte kendini orada bulur... Çok okumaz, çok düşünmez. Fişek gibidir ve yaşamın şiirini yazar. Edip Cansever ve Cemal Süreya'nın şiirlerini sever, bir de Suç ve Ceza'yı...

15. Bir şiirinde şu dize yer alır: "Raskolinikov müthiş bir Allah ağrısı çekmektedir." İşte bu, onun en entelektüel dizesidir.

16. "Serazat ve bohemdir. En azılı fundemantalizmden, en kıvrak sekülerizme kayar; hiç kimse tedirgin olmaz."

17. Edebiyat ortamındaki kamplaşmalara karşın o, kabul edilmiş bir şairdir. Hangi kesimden olursa olsun kapısını şiir için çalan hiç kimseyi boş çevirmez.

18. Kendini kolayca ele vermeyen şiirler yazar. Şiiriyle karşılaşanlar, "Bu ne anlaşılmaz bir şiir" der. O da şöyle yanıt verir: "Herkes her zaman her şiiri anlamak zorunda değildir." Kimse bilmez, Kirkeegard'ı hatmettiğini. Yine İslâmcı gençlerin 'şiirlerinde dinsel öğeler bulunmadığına dair' eleştirisine de ' Siz, hiç buğday içindeki güneşi gördünüz mü?' karşılığını verir.

19. Afganistan işgaline karşı çıkar. Meral Maruf adlı genç bir Afganlı kızla mektuplaşır ve bu mektupları toplayarak "Dullar Kampı" adlı bir roman çıkarır. Afgan şiirleri yazar, ama hamaset yapmaz.

20. Faulkner'ı orijinalinden okur. Ve Faulkner'den şu cümleyi hiç unutmaz: My mother is a fish.

21. Okur mektuplarına yanıt vermek gibi sıradan bir işi, sorumlu bir edebiyat öğretmenliğine dönüştürür. Birçok yeteneği edebiyat dünyasına kazandırırken nice hevesli ve sabırsıza da bu işi bıraktırır.

22. Her zaman paraya ihtiyacı olur. Necip Fazıl gibi, paraya hakaretle bakar ve hakaretle harcar.

23. "İşaret Çocukları" ve Yedi Güzel Adam" yaşamının bohem döneminin iki şiir kitabı... "Menziller" dinginlik döneminin, "Korku ve Yakarış" ise ölüm öncesinin şiir kitabıdır.

24. "Felsefe bilmeden felsefe yapan, insanlığın varoluş sorunlarına doğulu bir hikmet adamı edasıyla yaklaşan bir şair, öykü kitabı yazarsa adını ne koyar? İns. 'Sizi Görmeliydim'de modern öykünün en güzel örneklerinden birini sergiler."

25. Yalın ve sadedir. Bu yüzden, çocuklarla ve yaşlılarla iyi anlaşır. Çocuklara olan ilgisi onu 5 çocuğa baba yaparken çocuk edebiyatının en güzel metinlerini de yazdırtır: Serçekuş, Yürekdede ile Padişah, Motorlu Kuş...

26. Öğrencilik devam ederken Genç Şairler toplantısına davet edilir. Toplantı sonunda konuşmacılar arasında 'farklı bir ses' olarak kalır. Beklenenin dışında konuştuğu için yalnızdır. İsmet Özel toplantıya Ankara'dan katılmıştır. Zarifoğlu'nu kutlar. 'Toplantının yıldızıydınız. Bizim safımızda olmanızı isterdim.' der. Ancak, yıllar sonra İsmet Özel, Zarifoğlu'nun safına geçer.

27. Yaşamında ve şiirlerinde yapaylığa hiç yer vermez. Gülümser, fakat kesinlikle sırıtmaz. İlişkilerinde sağlam bir duruş sergiler. Güvenilir ve sessizdir. Kimseye şirin görünmek için davranışlarını değiştirmez. Tavrını koyar. Evet'i ve Hayır'ı her zaman aynı rahatlıkla söyler. Gösteriş merakından dolayı Necip Fazıl'a, randevularına geç kaldığı için Sezai Karakoç'a tavrını hiç çekinmeden koyar. Çoğu kez, 'Affedersiniz' sözüne 'Hayır, affetmiyorum' karşılığını verir. Bunun sonuçlarına da katlanır. Gösterişten ateşten kaçar gibi kaçar. Kesinlikle dedikodu yapmaz. Çok çabuk sıkılır. İnsanlarla ilişkilerinde şairliğini hiç belli etmez. Onun şair olduğunu çevresindeki birçok insan, o öldükten sonra öğrenir.

28. Enis Batur'a göre, Cahit Zarifoğlu, bir gün keşfedilecek özel bir adadır. Selim İleri'ye göre, onun şiiri, bir gün, çok daha aydınlık bir ortamda, acısını asıl okuruna iletebilecektir.

29. 'Yaşamak' adlı günlüğü 'Ne çok acı var!' cümlesiyle başlar. Zarifoğlu'nun hayatı, bir başına bu tarafsız cümle içerisine sıkıştırılmış gibidir.

30. N. Fazıl'ın aracılığıyla Arvasilere damat olur. Nakşî şeyhine damat olmak hayatında yeni bir dönemi başlatır.

31. İstanbul'da Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü okur. Devlet memurluğu ona göre bir iş değildir. İlk kitabı 'İşaret Çocukları'nı öğrenci harçlığıyla çıkarır. Askerliğini 1973'te 33 yaşında Kıbrıs'ta yapar. Memuriyete, 35 yaşında, 9/1 derece ve kademeyle Ankara Makine Kimya Endüstrisi Kurumu'nda başlar. Evrakı dolduran bayanın, 'Senin hayatın kaymış. Bu yaşta bu derece...' cümlesinden çok etkilenir. Ardından TRT Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak çalışır. Hayatının son dört yılını TRT İstanbul Radyosu'nda geçirir.

32. Simsiyah sakalı, geriye doğru taradığı gür saçları ve vezinli suratıyla bir şair yakışıklılığı sergiler. 47 yaşında kansere yakalanır. Uzun hastalık döneminde kendisini ziyarete gelen en yakın arkadaşına şöyle der: 'Bana bir fıkra anlatsana...'

En çok dağları özler. 7 Haziran 1987'de ölür.

'Erken iner güz
Gider o güzel yolcu
Yıllarda izi kalır' (Avni Doğan)
...
En yakışıklı şairimizdin sen Cahit Abi*

Sıddık Akbayır
 
Katılım
20 Haz 2018
#2
Zarifoğlu 'nun 'KİM'liği ve Nasillığına Tutulan Ayna

Şairlerin Dilinden Şair Zarifoğlu:

-Cahit Zarifoğlu bir gün keşfedilecek özel bir adadır. (Enis Batur)

-Cahit Zarifoğlu, çağın en büyük problemi olan insan problemine doğru çözümler öneren, insanı, insana yakışır bir konuma koyan bu iki sanatçıyı, (N.Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç) kendi önünde izlenebilir sanatçılar olarak bulunur. Ama bu iki sanatçıyı taklit etmez. Bu anlamda değil onun izleyiciliği. Başka başka vadilerde yazan bu iki sanatçının dışında. Zarifoğlu’nun sanatı bir üçüncü vadidir. Kendi sesi ve kendi imkanlarıyla ortaya konmuş, orjinal bir sanattır.(Mehmet Karaman)

Şiirlerinde geniş boyutlarda, özellikle madde ve ruh çatışması, Batı diktasına karşı Doğu protestosu gibi temaları işlediği görülüyor.
(Behçet Necatigil)

-Kendinden sonra yazmaya başlayan genç Müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, ondan sonrakiler onda ders alınacak bir taraf bulacaklardır. Hem şiirin kendisine mahsus kaliteleri bakımından, hem Müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından.
(İsmet Özel)

-Cahit kadar kendisini şiirle özdeşleştirmiş başka bir şaire rastlamak çok güçtür. Şiirin kapalı olduğuna, anlaşılmadığına bir çok protestolar, itirazlar olmuştur. Ben bu noktada şöyle bir düşünceye sahibim: Cahit, insanın kaderini, yalnızlığını, faniliğini, ölümünü, varoluşunun anlamını veya anlamsızlığını hiç felsefi spekülasyonlara kaçmaksızın bir şiir diliyle yansıtmasını bilen bir şairdir. Şiirin kapalı oluşunu ben buna bağlıyorum. Doğayı nicel olarak değil, nitel olarak gözleyen bir insandı. Yani münasebetler halinde değil de, doğanın arkasına nüfuz etmesini bilen bir insandı. Dolayısıyla bu şiir kendiliğinden bir anlaşılmazlığı da beraberinde getirmek zorundaydı. O hür bir şairdi, yaşantısıyla da hür bir insandı.
(Alaeddin Özdenören)


-Cahit’te çok sık görürüz anlatılmaz olanı, çok değişik, belki şiire hiçbir zaman malzeme olmayacak diye düşündüğüm kelimelerle öyle bir ifade eder ki, tam şiiri orda yakalar. Hemen somutlaştırıverir o soyut şeyi. Yine naçizane görüşümü belirteyim; Cahit Zarifoğlu o hale gelmişti ki, kendi dünyası içinde bir şiir dili kurmuştu ve bunu çok iyi kullanırdı. Yani şiire, o anlatılmaz olana ait bir durum çıktığı zaman, bir algılama olduğu zaman onu hemen anında şiire döküverirdi.
(Erdem Bayazıt)
 
Katılım
5 Ağu 2018
#3
Öyle severim,öyle severim...Allah rahmet eylesin
 
Katılım
20 Haz 2018
#4
Yeni Şafak yazarı Gökhan Özcan'in yorumuyla :
Adını ‘Yaşamak’ koyduğu bir kitap yazdı ama gözü yaşamakta değildi.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap