Peyami Safa Kendi Üniversitesinden Mezun

kelimelerin_ahengi

İnsan,dilinin altında saklıdır...
Katılım
18 Mar 2009
#1
Peyami Safa Kendi Üniversitesinden Mezun


Fatih Harbiye”yi, “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”nu, “Yalnızız”ı, “Matmazel Noralya’nın Koltuğu”nu okuyup da Peyami Safa’nın üstün roman tekniğini, estetik zevkini, zengin kültürünü; musikiden tıbba, felsefeden sosyolojiye, tarihten psikolojiye bütün ilimlerdeki derin vukûfiyetini gören birinin, onun pekâla bu ilimlerden birinde veya birkaçında yüksek tahsil yapmış; bir üniversite kürsüsünde ders veren kudretli bir hoca olduğunu düşünmesi mümkündür.


Heyhat ki o, 13’ünden sonra okul yüzü görmemiş ve hayatını hastalıklar, yoksulluklar içinde kıvranarak geçirmiş bir ‘hayat adamı’dır. Bütün ilmini ve yazarlık dehasını kendi kendine okuyarak, çalışarak kazanmıştır. 40 yıl boyunca gazetecilik ve köşe yazarlığı yapan, Server Bedi imzasıyla sayısız aşk romanı ve polisiyeye imza atan Peyami, hakkında yazılmış biricik monografinin sahibi olan Beşir Ayvazoğlu’nun deyişiyle, “... Roman tekniğine ciddi yenilikler getirmiş bir edebiyat adamı, resimden ve müzikten çok iyi anlayan bir estet/eleştirmen ve ciddi tezleri bulunan bir fikir adamıydı. Hatta ispirtizma celselerinde ruh çağıran bir medyum. Ve bir dava adamı, bu dava için zaman zaman kalemini kılıç gibi kullanan usta bir polemikçi. Kısacası, bir değil, birçok Peyami vardı(r) ve onu bütünüyle anlamak için bütün bu farklı Peyami’leri tek tek anlamak” gerekir.

Belki ünlü bir tiyatrocu olacaktı; ama...

Peyami Safa, edebiyat âleminde bir yıldız gibi doğduğunda 19 evet yanlış okumadınız, 19 yaşındadır. Bir yandan ufak dergilerde hikâye, makale ve tercümeler yayımlamaktadır; ama asıl şöhretini, ağabeyi İsmail Safa ile birlikte çıkardıkları ‘Yirminci Asır’ gazetesinde, ilk zamanlar isimsiz yayımladığı ‘Asrın Hikayeleri’ ile bulacaktır. Sıradan okurlar için yazdığı bu hikâyeleri her ne kadar kendisi ‘çırpıştırma, karalama’ dese de Yakup Kadri, Yahya Kemal ve Ömer Seyfettin onu yere göğe sığdıramıyorlardır. Gerçi yazarımız, 15 yaşında iken Şehzadebaşı’ndaki Darülbedayi’de Fransız Odeon Tiyatrosu’nun müdürü ünlü aktör Antoine’ın açacağı konservatuvarın imtihanına girip kazanır ve tiyatrocu olmak için yanıp tutuşur; ama Birinci Dünya Harbi’nin patlak vermesiyle bu hayali kursağında kalır. Kader, onun ekmeğini ‘yazı’dan kazanması için ağlarını çoktan örmüştür.

Yusuf Ziya Ortaç ‘Portreler’de der ki, “Türkiye’miz kendi kendini yetiştirenler vatanıdır: Ama hiç kimse, Peyami kadar kendi kendisini yetiştirmemiş, yetiştirmekten de fazla, yaratmamıştır.” Yine diyor ki Yusuf Ziya, “Abdullah Cevdet, bir gün onun çocuk ellerine sığmayan kocaman bir kitap vermişti: Bir Larousse. - İşte demişti, istikbalini bunun içinde arayacak, bulacaksın! Peyami, o ince yapraklar, ince satırlar üstüne yıllarca kapandı... Galiba bütün nasipsiz hayatında dinlediği tek nasihat budur.” Abdullah Cevdet, aile dostlarıdır ve ‘Petit Larousse’yi sünnet düğününde hediye etmiştir ona. Peyami, bu kitabı ezberleyerek Fransızcasını da adamakıllı ilerletmiştir. Meşhur romanı ‘Sözde Kızlar’ı yazdığında da 23 yaşındadır Peyami. Ne var ki romancımız, hem o çoğu sıradan kadın-erkek meselelerini anlatan hikâyelerini hem de ‘Sözde Kızlar’ı edebi kudretini ispat etmek için değil, yalnız ve yalnız para kazanmak, maddi sıkıntılarını aşmak için kaleme almıştır. Tıpkı Server Bedi imzasıyla yazıp yayınladığı hikâye ve romanları gibi... Hakkı Süha Gezgin de Peyami’nin portresini çıkarırken, “Server Bedi’i aynı sermayenin daha aşağı bir semtte açtığı başka bir mağaza gibi düşünebiliriz. Onda sanat endişesi, güzel yaratmak gayesi aramak, boşuna emek harcamak olur. O, Peyami’nin sadece kazanmak için kullandığı bir kalem amelesidir. (...) Yaşamak için yazmaya muhtaçtı.” demiştir.

Ömrü boyunca eskicilerden giyindi

Yoksulluk ve zaruret deyince orada durmak gerekir! Doğrusu bu ya, Peyami Safa’yı Peyami Safa yapan, yoksulluktan başkası değildir. Eğer iki yaşında babasını yitirmemiş, dokuzunda sağ kolunda mafsal iltihabı baş gösterip 17’sine kadar bu hastalık yüzünden ruhu kararmamış ve 13’ünde okulunu bırakıp ekmek parası peşine düşmemiş olsaydı, bugünkü tanıdığımız Peyami Safa olur muydu bilinmez. Küçük yaşta yetim kalan, yokluklar içinde büyüyen ve bir yandan da hastalıkla boğuşan Peyami, evin geçimine yardımcı olmak için 13 yaşında Vefa İdâdisi’ni bırakıp çalışmaya başlar. Ve kendi kendisinin öğretmeni olarak psikoloji, felsefe, pedagoji kitaplarına dalar. Akranları okul sıralarında otururken o, eski püskü elbiseleri ve delik ayakkabıları ile Posta Telgraf Nezareti’ne gidip iş müracaatında bulunur. Çocuk yaşta birinin bu haline acıyan görevlilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan önüne çıkan sınav engelini başarıyla aşarak Posta Telgraf idaresinde çalışmaya başlar. Ardından da yine çocuk yaşına rağmen Rehber-i İttihad adlı bir özel okula öğretmenlik müracaatında bulunur ve sınavı kazanarak öğretmen olur. Gerçi okulun müdürü onu gördüğünde ‘Siz çok küçüksünüz, sizi muallim değil, idadiye talebe bile alamayız.’ der; ama Peyami’deki cevheri fark edip onu 110 kuruş aylıkla öğretmenliğe başlatır.

200’den fazla kitabın yazarıdır; ama yazık ki Peyami, “belki de bir kerecik olsun ölçü üstüne ceket, ölçü üstüne pantolon, ölçü üstüne palto” diktirememiştir. Ömrü boyunca bitpazarından aldığı ‘zengin artıklarını’ giyinmek zorunda kalmıştır. Öyledir ama fotoğraflarına bakan gözler de fark edecektir ki onun giyim kuşamı adamakıllı temiz, tertipli ve intizamlıdır. Yine Yusuf Ziya’nın dediği gibi o, “Olmayan parasını ekmekten, kravattan çok kitaba vermiştir.” Yoksulluğun gözü kör olsun, Peyami, yaşı çoktan elliyi aştıktan sonra yaşadığı bir aşk vakasında, sevgilisine bir kutu çikolata alabilmek için de iki kat esvabından birini eskiciye satmak zorunda kalacaktır. Yeri gelmişken üstadın bu fırtınalı aşkına dair tafsilat vermeden geçmek olmaz. Peyami’nin aşkı, kendisinden tam otuz yaş küçük, ‘yapıncak salkımı’na benzeyen Kuzguncuklu bir kızdı. Kim miydi? Meşhur öykü ve oyun yazarı Sevim Burak... Tabii o zamanlar Sevim Burak daha 20’sindeydi ve Peyami’nin ellisini aşmış, evli barklı, çoluk çocuk sahibi bir adam olduğunu bilen ailesi, bu aşka şiddetle karşı çıkıyordu. Peyami ise aşk iksiriyle tazelenmiş gönlünün emrine uyup Kuzguncuk tepelerinde ızdırap içinde dolaşıyor; genç sevgilisine “Ruhum...” diye başlayan mektuplar yazıyordu.

Peyami Safa, ölümünün üzerinden 40 yıldan fazla geçtiği ve hiçbir reklamı, tanıtımı yapılmadığı halde hâlâ kitapları en çok satan yazarlar arasındadır. Onun kendi kendinin hocası olarak geldiği yer, o zayıf bünyesinde birden fazla yazar kimliğini saklama başarısı; sabrı, çalışkanlığı ve metaneti, insan aklını zaafa uğratır. Bugün yazı hayatına yeni atılan gençlerin, onun yaşamından öğrenecekleri, örnek alacakları çok şey vardır. Bir kitapla ün kazanıp çok satmak, bugünden yarına yazar oluvermek isteyenler, Ayvazoğlu’nun monografisini okuyup Peyami’yi tanırlarsa herhalde kendilerinden utanacaklardır!


Zaman gazetesi 25.04.2004


Ali Çolak
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#3
Ynt: Peyami Safa Kendi Üniversitesinden Mezun

Bugün üstad'ın senesi...bir fatih'a okuruz inşallah.Allah rahmet eylesin.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap