Rüya

Katılım
18 Mar 2009
#1
İnsanlar geleceklerini belirleyecek mahiyetde olan kararlarını almadan evvel istiareye yatarlar ve onun sonucuna göre bir işin hayır veya şer olduğuna karar verirler.Usta yorum sahiplerinin önünde işlenmeyi bekleyen bir rüya sanki bir çömlekçinin şekil vermeye çalıştığı kil yığını gibidir.Ancak burada rüya ile bahsettiğimiz kil yumağı arasında bir fark vardır.Kil yumağına istediğin şekli sen kendi cüzi iraden ile şekil verirken rüyaya istediğin şekli verme olasılığın çok düşüktür.Çünkü bir remizler alemidir rüyalar alemi…her şeyin bir simgesi bir anlamı vardır.Renkler,kokular,cisimler ve aklınıza gelen herşey birbiriyle gizliden gizliye terkipler kurarak bir lisan haline gelir ve o lisanı iyi bilen kişilerin ağzından damla damla dökülerek hayır ve şer çizgisi çizilir.

Birde sosyal mahiyetli rüyalar vardır.Bu rüyaları görenler kendi milletinin derdini,tasasını,ikbalini,neşesini kısacası maddi manevi her duygu ve düşünüşünü kendi içinin en derin ve en hisli yerinde hisseden kişilerdir.Şimdi diyorsunuz ki:’ muhterem ne demeye çalıyon sen Allah’ını seviyorsan??’Durun durun ben bir şey söylemiyeceğim ama Üstadın diyeceği bir şeyler var isterseniz dinleyelim onu:Her çağın kendi idealine göre gördüğü sosyal manalı bazı rüyalar vardır.Oğuz Kağan’ın yaşlı veziri,rüyasında doğudan batıya uzanan büyük bir altın yay ve kuzeye uçan oklar görür.(‘Şimale doğru koşu’ Osmanlı devletinde de çokca söylenen bir deyimdir.Batıya yapılan seferlerin genel adıdır bu söz.Bknz:Açık Deniz şiiri/Yahya Kemal)Bu tam atlı göçebe medeniyetine has bir cihangirlik rüyasıdır.Oğuz,bütün dünyayı fethetmek ister.Destan,bu fetihleri hikaye eder.Yay ve ok,at sırtında yaşayan,bir yerde oturmak ve kök salmaktan hoşlanmayan atlı göçebenin sembolüdür…..ilh.
Oğuz ölürken oğullarına:’Ok ve yay gibi olun,ufuktan ufuka atılın’der…ilh.

Aşık Paşa Tarihi’nde nakledilen Osman Gazi’nin rüyası,Oğuz’unkinden farklıdır.Burada toğrağa kök salarak büyüme ve etrafa dallar budaklar salma manasını taşıyan ulu bir ağaç sembolü vardır…İlh.

Üstad Kaplan hocanın bu tespiti aslında rüyaların yaşam tarzına göre şekil aldığını ve ona göre yorumlanması gerektiğini gösterir.Orta Asya steplerinde göçebe bir halde yaşayan,çadırlar içinde hayat geçiren bir toplum iken görülen rüyanın hususiyeti ile artık bir millet olmaktan çıkıp medeniyet olmanın verdiği şan ile betondan devasa camiler yapan ve atılan her harçta ‘Ben Burada Kalıcıyım’mesajı veren bir toplum haline gelmişiz.Ama değişmeyen bir şey olmuş çadır ile kubbe altında yaşamak arasında.Türlerin çadırı bilindiği gibi göğe doğru sivrilen tarzda değil oval olan ve bir kubbeyi andıran çadırdır.Camilerin kubbelerinin şeklini dememe hacet yoktur herhalde.Bu ikisinin ortak noktası ise şudur:Cami kubbesininde çadır kubbesininde verdiği mesaj birliktir.Bu kubberin merkesinde olan simgelerde çok önemlidir.Camilerin kubbesindeki simge Hilal dir.Hilal Arapça yazıldığında Allah lafzının tüm harflerini kapsamaktadır.Bu demek oluyor ki bizim altında toplandığımız kubbenin merkezinde Allah(C.C)vardır.Çadırların merkezinde ise çok sağlam bir demir vardır.Buda birliğin ve beraberliğin ne kadar sağlam olduğunun bir simgesidir.

Allah bizi bu kubbelerin altında olupta ayrı gayrı düşenlerden eylemesin.Birde sorum olacak eğer cevao vermek isterseniz tabi…Oğuz’un ve Osman Bey’in gördüğü rüyaların ortaya çıktığı ortam ile günümüz ortamını karşılaştırırsak bugünün Oğuz’ları ve Osman Beyleri acaba ne tür mahiyetde rüyalar görürler…selametle…
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap