Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Katılım
13 Nis 2008
#1
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiirleri, diğer türdeki eserlerine nazaran biraz geri planda kalmış gibi geliyor bana. Yahya Kemal'in etkisi var diye bir kere yaftayı yapıştırmışlar sonra onun kendine has şiirleriyle meraklıları hariç ilgilenen olmamış. Fikir adamlığı, hocalığı, romancılığı, hikayeciliği, edebiyat tarihçiliği hep şairliğinden önce anılmış.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın benim için değerli olan şiirlerin sizlerle paylaşmak istedim.

AŞK !..
Aşk dediğin nedir ki
Tenden bedenden sıyrık
Çocukların içinde
Yaşadığı bir çığlık

Aşk dediğin nedir ki
Histen nefesten varlık
Umutsuzluk içinde
Karanlığa son ıslık



[br]Gönderilme zamanı: 11 May 08, 09:21:42 YAĞMUR

Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde,
Bir parça uzaklaş kederlerinden.
Bir ruh gülümsüyor gibi derinden,
Mehtabın ördüğü saatler nerde?
Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin,
Yağmur ince ince toprağa sinsin,
Bir başka alemden gelmiş gibisin,
Dalmış gözlerinle pencerelerde.

Ahmet Hamdi Tanpınar
 
Katılım
13 Nis 2008
#2
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

BİR ADIN KALMALI...

bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet

sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam

dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

Ahmet Hamdi Tanpınar
 
Katılım
13 Nis 2008
#3
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

HATIRLAMA


Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak
Rüyaların kadar sade, güzeldin,
Başbaşa uzandık günlerce ıslak
Çimenlerinde yaz bahçelerinin.

Ömrün gecesinde sükun, aydınlık
Boşanan bir seldi avuçlarından
Bir masal meyvası gibi paylaştık
Mehtabı kırılmış dal uçlarından
Ahmet Hamdi Tanpınar
 
Katılım
13 Nis 2008
#4
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) Türk edebiyatının en büyük yazarlarından biridir. Bu hükmü verirken kat’iyen mübalağa ettiğimi sanmıyorum. Dayandığım delil ve ölçüleri açıklayabilirim.
Edebiyatta değer, eserin her şeyden önce güzel olmasında, fakat aynı zamanda onun insanı ve hayatı derinlik ve bütün zenginliği ile ifade etmesindedir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde bu vasıflar vardır.


1901 yılında doğan Tanpınar, gençlik yıllarında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’in talebesi ve dostu olmuş, Batı edebiyatından Paul Valery ile Marcel Proust’u kendisine üstad olarak seçmiştir. Bu yazarlar edebiyatta güzellik ve mükemmeliyete ön planda yer verirler. Ahmet Haşim ile Yahya Kemal, Türkiye’de Paul Valery ile Marcel Proust Fransa’da edebiyatın politik ve sosyal gayelerin emrinde bir propaganda vasıtası olmasına karşı çıkmışlardır. Onlara göre edebiyat, tıpkı resim ve musıki gibi -güzel- sanat-tır. Onlardan farkı, boya ve ses yerine, insani ve hayatı anlatmada bu iki vasıtadan çok daha zengin olan dili kullanmasıdır. Tanpınar’ın tenkidi yazılarını okuyanlar, onun sık sık -dil- ve -mükemmeliyet- deyimlerini kullandığını görürler. Dil edebiyatın ifade vasıtasıdır. İyi yazar odur ki, kullandığı vasıtanın bütün imkanlarını bilir. Mükemmeliyete bu imkanları aramakla ulaşılır. Kelime, şiirde, adeta hassas terazi ile tartıldığı için, dilin imkanlarını en iyi bilenler şairlerdir.
Tanpınar şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş, fakat asıl kabiliyetini şiir estetiğine göre yazdığı mensur eserlerinde göstermiştir. Yahya Kemal ve Paul Valery’den gelen -mükemmeliyet- fikrine göre şiirlerinin dilini durmadan yoğuran Tanpınar, az, fakat derin, güzel ve yeni şiirler yazmıştır. Geniş okuyucu kütlesi onu umumiyetle lise kitaplarına ve antolojilere giren -Bursa’da Zaman- şiiri ile tanır. Halbuki Tanpınar’ın en çok önem verdiği şiirler hayatının sonuna doğru çevresinin baskısı ile neşrettiği Şiirler kitabındaki manzumeler ile vefatından sonra kitap haline getirilmiş olan serbest şiirleridir.
Ben Tanpınar’ın şiirlerini Tanpınar’ın Şiir Dünyası adlı kitabımda tahlile çalıştım.
Tanpınar nesirlerinde kendisini daha serbest, adeta daha mesut hissetmiştir. Zira burada onun karşısında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim gibi büyük rakipler yoktur. Dikkate şayandır ki, Tanpınar, mensur eserlerini olgunluk yaşına ulaştıktan sonra yazmıştır. Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943), Beş Şehir (1946), Huzur (1949), Yaz Yağmuru (1953), Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962) yılında basılmışlardır. Uzun yıllar kendi şahsiyetini geliştiren Tanpınar’ın otuz beş yaşından sonra kaleme aldığı bu eserlerde, derin kültüre sahip, olgun bir sanatkarın varlığı kendisini gösterir.
Eroine alıştırılan gibi kolay, hafif, sudan yazılara alıştırılmış okuyucu kütlesi için bu yazıların okunması ve anlaşılması bir hayli güçtür. Fakat insan ve hayat son derece karışık ve en büyük filozof ve alimlerin sırlarını çözemediği karanlık muammalarla doludur. Tanpınar gibi çok yüklü bir hayat tecrübesi geçiren -Evin Sahibi- adlı hikayenin kahramanı yanlarında oturmak mecburiyetinde kaldığı aileden bahsederken: -Hayır, der, burada her şeye bu kadar basit bir gözle bakan insanların arasında yaşamak bana güç gelecek. Bunlar için ölüm, hayat, günün her hadisesi, saadetler ve felaketler o kadar tabii şeylerdi ki… Halbuki ben bir masalı olan adamdım-.
Bu cümle Tanpınar’ın insan ve hayat karşısında aldığı tavrı aydınlatır. O hayatı, derinliğine ele alan, onu bir masal kadar esrarlı ve -ilave edelim- güzel hale getiren bir yazardır. Onun eserleri ancak yazarın sahip olduğu dikkat ve kültür ile okundukları zaman anlaşılabilir ve zevkine varılabilir.
Dünyada koşarak hiçbir şey görülmez. Alain -düşünmek için durmak lazımdır- der. İlim adamı, filozof ve sanatkar durur. Derinleştirir. Uzun uzun yoklar. Bize basit gibi görünen cümlelerin arkasında çalışma ile dolu günler ve uyanık geçmiş geceler vardır. Tanpınar bir sanatkar olduğu için, duygu ve düşüncelerinin teferruatını bütün girinti ve çıkıntıları ile verir. O yazılarında sık sık cümlelerini uzatmakla beraber, onları bir resim veya musıki parçasına yaklaştıran hayallere başvurur. Tanpınar’ın edebiyattan sonra en çok uğraştığı sanatlar -bir seyirci ve dinleyici olarak- resim ve musıkidir. Yazılarında bu iki güzel sanatın tesirleri açıkça görülür. Tanpınar son çağ Türk edebiyatında Halid Ziya Uşaklıgil’den sonra gelen en büyük -üslupçu-dur. Halid Ziya’nın nesirleri gibi onun nesirleri de -sanatkarane-dir, şiir kutbuna yaklaşır. Denemelerinde bile bu özellik kuvvetle hissolunur.
Tanpınar’ı sanatkarane üsluba götüren başlıca amillerden biri onun dünyaya bir ressam gözü ile bakmasıdır. Bir ressam için olduğu gibi, Tanpınar için de dünya bir ışık, şekil ve renk cümbüşüdür. Fakat Tanpınar tabiat ve insanın sadece dış görünüşüne bakmaz. Onların derinliğine de iner. Halid Ziya büyük bir yazar olmakla beraber, umumiyetle hayatın sathında kalmıştır. Onda Tanpınar’ın eserlerindeki başdöndürücü derinlik yoktur. Çok geniş kültüre sahip olan Tanpınar, tarih, psikoloji ve felsefeye de meraklı idi. Diyebilirim ki, son çağ Türk edebiyatında beşeri kültür ile güzel sanatlara Tanpınar kadar ihtiras ile sarılan, onlarla ruhunu besleyen başka bir Türk yazarı yoktur. Hayatı bir sanat eseri kadar güzel bulan Tanpınar’ın içinde onun sırlarını araştıran bir filozof, psikolog ve sosyolog tecessüsü de vardı. O, bu cephesiyle Halid Ziya’dan ve diğer -üslupçu- yazarlardan ayrılır, onların çok üstüne çıkar.
Değerli bir şair, büyük bir hikayeci ve romancı olan Tanpınar derin görüşlerle dolu denemeler de yazmıştır. Beş Şehir, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyata Dair Makaleler ve Yaşadığım Gibi adlı kitaplarında sanatkar Tanpınar’ın yanı sıra çok okumuş, çok düşünmüş bir fikir adamını da buluruz. Üstadları olan Yahya Kemal ve Ahmet Haşim fikre büyük önem vermemişlerdir. Tanpınar’ın sanat eserlerinde bile fikir, arka planda insan hayatını gizliden gizliye idare eden esrarlı kainat gibi derinleşir.
Valery, sanat eserinde fikir, meyvenin içindeki besleyici gıda gibi erimiş olmalıdır, der. Tanpınar’ın şiirleri, hikayeleri, romanları bu prensibe tamamiyle uygundur. Okuyucu onları okurken bir masal alemine girmiş gibi büyülenir. Hikayelerinde görüldüğü üzere Tanpınar, rüya ve masala büyük ehemmiyet verir. Modern psikoloji, rüya ve mitlerde derin sembolik manalar bulmuştur. Fakat onlar aynı zamanda güzeldirler. Güzellik kainatın altın anahtarıdır. Tanpınar’ı okurken bunu derinden hissederiz.
Tanpınar’ı onun istediği gibi, dura dura, içlerine sindire sindire okuyanlar, onu sevecekler, yalnız ona karşı değil, bütün sanata, insana ve kainata başka bir gözle bakacaklar, kendilerini ebediyete götüren esrarlı ışıklarla dolu bir yolda bulacaklardır.
Prof. Dr. Mehmet KAPLAN
Not: Yazının orijinal adı: “Tanpınar Hakkında Birkaç Söz”
 
Katılım
13 Nis 2008
#5
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Üstadın en bilinen şiiri "Bursa'da Zaman" ...
O da güzel ama diğer güzel şiirleri gölgede bırakmasa...
 
Katılım
15 Mar 2006
#6
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

NE İÇİNDEYİM ZAMANIN

Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında,

Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sukutu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
Içim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;

Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#7
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Üniversitede iken şiir derslerine giren bir hocamdaki izlenimlerimden hareketle - kendisinin birkaç şiir kitabı bulunmakta ve 1980 kuşağı sonrası Türk şiiri hakkında çeşitli çalışmalar yapmış bulunmakta- şairlerin ukala olduğunu düşünürdüm.Nitekim bu düşüncemi muhtelif şairlerde destekler. Bana göre Necip Fazıl'a da bu yakıştırmayı yapabiliriz.Kendini beğenmişlik vardır onda da .Fikret'i hatta Kemal'i bile bu eksen içinde bir yerlere oturtabiliriz. Belki bir şair olmanın gereği bu, kendini beğenmek...

Tanpınar'ın günlükleri bahsolunurken bir yazarın bir şairin kendisi ile düştüğü bu kavga bu anlaşmazlık garibime gitmiştir. Tanpınar bir şairdi, peki onu diğerlerinden ayıran neydi ?
 
Katılım
13 Nis 2008
#8
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Tanpınar'da kendini beğenmişliği ben de sezerim. Ama yadırganmayacak bir kendini beğenmişlik. Günlüklerini, mektuplarını değerlendirdiğimizde pek çok insani zaafı olduğunu kabullenip, bunları dile getirmekten çekinmeyen bir birey olarak çıkar karşımıza. Ama sanatçı ve akademisyen olarak beğenir kendini. Haklıdır da benim gözümde. Kendi içinde o ayrımı yapabilmiştir. Zaaflarıyla, eksikleriyle, acizliğiyle her insan gibi bir insan Tanpınar ve sanatla, ilimle yücelmiş özel insan Tanpınar.Nasıl karıştırmıyordu hayret. Kişilik bölünmesi yaşar insan aslında.
Bir ara edebiyat çevrelerinde moda bir tartışma vardı: Mektuplarının yayımlanması Tanpınar'ın Sanatçı, akademisyen kimliğini zedeler mi diye.

Sizce?
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#9
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Bu konuda henüz fikrimi netleştirmiş değilim açıkcası. Nitekim bazan bir sanatçının eserlerinin yazarın hayatından soyutlanarak incelenmesi gerektiğini düşünürken bazen bunların bir bütün olduğunu düşünürüm.

Tanpınar ileri gören bir insan.Kendi yazdıklarının kıymetinin farkında henüz muasırları farkında olmadan önce.Ama bu mektupların yayınlanması ile o aklımızdaki 'mükemmel insan' profili biraz da olsa zedelendi diye düşünüyorum. Zira Tanpınar kılı kırk yaran bir insan.Etrafıyla bu kadar meşgul olması ve kendi her daim bir gömlek fazla görmesi yukarıda bahsettiğim 'kendini beğenmişlik' kavramını da geçerek 'kendini çok fazla beğenmişlik' mertebesine erişiyor. Bu beğeniye kıymet vermeyen eşhas ile elbette Tanpınar'ın anlaşamaması onlar hakkında farklı düşünmesi tabii dir.

Tanpınar ne düşünüyor olursa olsun, kendisi edebiyatımızın yapı taşlarından biridir. Ortaya koyduğu ürünlerin zedelenmesi onun aklından geçen özel düşünceleriyle mümkün olmayacaktır. Şayet tespitlerinin geçersizliği ve tekerleği tümsekten çıkarmak maksadıyla yaptıklarının boşunalığı ispatlanırsa işte o vakit onun akademisyen kimliği zedelenir.

Tanpınar müthiş bir insan... Hoş henüz anlayamasam da onu, en azından böyle olduğunu seziyorum. Akademik camiaya baktığımda bugün bir Tanpınar,Kaplan görememek üzücü...
 
Katılım
13 Nis 2008
#10
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Ben mektuplarını okuduğumda Tanpınar için önce üzüldüm.Onun yalnızlığına üzüldüm.Bir miktar da şaşırdım. Benim gözümde çok değerli ya; bu insanın mesala evlilik, ikili ilişkiler konusundaki acemiliği, sıkıntıları olmaması gereken şeylermiş gibi geldi.Sanatı ve akademik kimliğiyle önemli hatta zor ulaşılabilecek bir noktaya oturttuğum Tanpınar'ın mektuplarında olanca samimiyetiyle dile getirdiği özel hayatı bir müddet sonra onu daha sıcak bulmamı sağladı. Şiirlerini daha farklı bir duyguyla okumam bundan sonradır. Yani şair Tanpınar'ı biraz da mektuplarıyla keşfettim diyebilirim.
Kararsızlığınıza gelince. Zaman zaman ben de yaşıyorum. Ama bir sanatçının , akademisyenin özel dünyasından rahatsız olmamak gerektiğini düşünüyorum uzun süredir. Özel dünyasında yaşadıkları eserlerine bir halel getirmez zannımca.
 
Katılım
13 Nis 2008
#11
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Yalnız bir mesele daha var ki o da bu mektupların,yazarının izni olmadan yayınlamasının nekadar etik olduğudur. (Moda tabirle)
Ben Kafka'nın ölürken arkadaşına yakması için verdiği yazılarının arkadaşı tarafından yayımlanmasını da garip bulurum.
 
Katılım
18 Mar 2009
#12
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

nevakar' Alıntı:
Özel dünyasında yaşadıkları eserlerine bir halel getirmez zannımca.
Konu müthiş gidiyor.Seyrini bozmayalım,hatta değişerek gelişen gelişerek değişen bir hale bürünsün.Özel hayat bencede esere bir halel getirmez.Çünkü özel dünyada yaşanan her duygu yoğunluğu farklı eserlerin ortaya çıkmasına yani zenginliğin zuhur etmesine sebeb olabilir.

Ancak şöyle bir ayrım yapmak istiyorum.Bir akademisyen ile bir sanatçının özel dünyasında yaşadığı olaylarıın yankısı farklı olabilir.Çünkü sanatçı duyguyu yine duygu kanalıyla gönüle hitap ettiren biridir.Malumunuz ki bir insanda tek bir duygu yoktur.Özel dünydaki yıkımlar ve yapımlar eserine farklı duyguların yansıması olarak yansıyacaktır.
Ancak bir akademisyenin amacı duyguyu ispat etmektir.Yani onu önce akla kabul ettirmektir.Öyleyse bunu yapması için harab bir özel dünyadan ziyade ma'mur bir özel dünyaya ihtiyaç vardır diye düşünüyorum...
 
Katılım
3 Ağu 2008
#13
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

şair yahut muharrir istememişse, mahrem olanın -her ne ise artık- ortalığa serilmesi bence terbiyesizliktir.

bir insanın mahremine kadem basmak hakkını kim, nereden alıyor acaba? cemil meriç'in jurnalinin neşr edilmesi ne kadar doğru?

biz büyük isimleri sadece eserleri yoliyle biliyor ve bize takdim ettikleri şeyler kadar tanıyoruz daha da ötesi sadece takdim ettiklerinden ibaret zannediyoruz. halbuki onlar da insan hatta bir çok ciheti ile sair insanlardan çok daha hassas olan insanlar. bu mesele ile alakalı hatta münasebetli bir bir eser vardır: bir adam yaratmak!

"hüsrev" bir ayağı gökte bir ayağı çukurda adamdır. kim bilir belki de sanatkar dediğimiz adam, bu ikisi arasında mekik dokuyan insana derler?!
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#14
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....


Peki şöyle bir düşünce sunsam:

Şair yahut muharririn düşündükleri sadece hafızasında ise sadece ona aittir, şayet hafızasından çıkmış ve dahi kalem ile anlamlanmışsa bu düşünceler o onun olmaktan çıkmıştır. Tıpkı yaydan çıkan ok gibi...

birde sanatta etik ne kadar mühimdir? ya da asıl sual sanatta etik nedir? şayet muharririn yahut şairin reddettiğini bir fikrini irdeliyorsak etik dışı bir davranışta mı bulunmuş oluruz?

misal Necip Fazıl'a biraz daha yakınlaşmak adına ya da onun düşüncelerinin filizlenmelerini takip etmek adına 'bu şiirler benim değil!' deyip reddettiği şiirleri okumak ve dahi bunlar hakkında belki hüküm vermek moda tabirle etik değil midir?

Akif'inde Safahat'ına bazı şiirlerini dahil etmediğini biliyoruz...


hürmetler
 
Katılım
26 Nis 2007
#15
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Uluğbey' Alıntı:
Şair yahut muharririn düşündükleri sadece hafızasında ise sadece ona aittir, şayet hafızasından çıkmış ve dahi kalem ile anlamlanmışsa bu düşünceler o onun olmaktan çıkmıştır. Tıpkı yaydan çıkan ok gibi...
Aklıma cep telefonunun ya da kredi kartının şifresini unutmamak üzere bir yere not eden insanlar geldi. Hafızasından çıkıp kağıda düştü diye bu şifreleri topluma mal etmek gibi bir şey zannımca sanatçının mahremiyetinin ifşa edilmesi. Kişi topluma mal olmuş bir sanatçı da olsa bazen sadece kendisi için yazmak isteyebilir ve yazar da. Başarınızın sizi mahremiyetine saygı duyulan normal insanlardan eksik kılması pek de mantıklı gelmiyor bana..
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#16
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....


Sanatçının normal insanlardan bir farkı vardır. İnsanlar onu her yönüyle tanımak ister.En doğal halini bilmek ister, ihtiraslarını düşüncelerini , her şeyini bilmek ister.Çünkü bunları ne kadar bilirse kendini o sanatçıya o derece yakın hissedebilir, örneğin örümcek adam filminde peter parker herkes gibi bir insandır bir zamana kadar, gözlükleri olan yer yer beceriksiz, hataları olan bir insan. onun bu özelliği belki de onu ön plana çıkarıyor.sanatçının dikkatli olmasından yanayım ben.yani sırf yazarın ya da şairin bilinmeyen yönlerini merak etti diye insanı suçlayamam...

başarı sizi normal insanlardan farklı kılacak elbette... aksi taktirde normal insan olursun zaten.
 
Katılım
26 Nis 2007
#17
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Uluğbey' Alıntı:
başarı sizi normal insanlardan farklı kılacak elbette... aksi taktirde normal insan olursun zaten.
Dikkat ediniz, farklı olmaktan söz etmedim bazı haklardan eksik bırakılmaktan söz ettim.

Bireysel istekler vardır evet, insandan söz ediyoruz, fakat özgürlükler başkalarının haklarının ihlali söz konusu olduğunda sona erer değil mi? Ve bu da haktır..
 
Katılım
13 Nis 2008
#18
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....

Bir insan kabul gören bir akademisyen, çok okunan bir yazar, sevilen bir sanatçı olayım arzusu ve azmini taşıyorsa,bu sıradan insanların taleplerinden farklı bir durum arz eder. Herkes böyle taleplerle özelliklerini, birikimini toplumla paylaşmıyor. Bu da bir tercih meselesi. Tercihi topluma mal olmaksa bu kişilerin özelinin sınırlandırılması normal bir şey gibi görünüyor.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#20
Ynt: Şair Olarak Ahmet Hamdi Tanpınar.....



:D ağabey.gecenin 2:30 unda beni güldürdün ya Allah da seni güldürsün emi :)

Misal şundan ibaret ağabeyim:

Tezim şu idi: Bir vatandaş örnek aldığı yazar ya da şairin kendisine benzeyen yönlerinin olmasını isteyebilir.Yani o satırları yazan kişinin de hataları olduğunu, belki çevresiyle alakalı problemleri olduğunu belki işinde arkadaşlarıyla sorunları olduğunu bilmek isteyebilir. Muhatabının nihayetinde 'insan' olduğunu bilmek isteyebilir. Bir yazar düşünün ki, geçmişi hakkında hiçbir şey bilmeyelim ve dahi gökten zembille inmiş gibi gelsin, ağzından tek bir yanlış söz çıkmamış olsun, çevre ilişkileri mükemmel, bizim 4 4 lük insan diyebileceğimiz karekterde birisi olsun. İnsanlar ona bakınca adeta bir 'melek' tahayyül etsin. Sizce böyle biri insanlar tarafından tam olarak sevilir mi?Ya da takib edilir mi ? Bence hayır, yazarın da benim gibi nihayetinde hata yapabilecek, kusurları olan bir insan olduğunu bilirsem onunla kendimi daha çok özdeşleştirebilirim..

Örümcek adam örneği de bu yönden alakalı. Örümcek adam olmadan önce peter sıradan bir insandır, sokakta görmeye alışık olduğumuz hatta kenarda kalmış insan profili çizer fakat bir tesadüf sonucu birtakım yeteneklere bürünür, ve bizim vatandaş peter imiz bir kahraman haline gelir. eğer ki peter doğuştan bu yetenekte olsaydı, emin olun bu kadar sevilmezdi.

Bilmem anlatabildim mi ?
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap