Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

Katılım
13 Nis 2008
#1
Sait Faik ismi İstanbul ile özdeşleşmiştir. Kişilerini İstanbul’un yoksul semtlerinde yaşayan, sade ve ihtirastan uzak, orta halli insanlar arasından seçen yazar, kenar mahallelileri, balıkçıları, serserileri, sokak satıcılarını kendisi ile özdeşleştirerek anlatmıştır. Hikâyelerinin geçtiği İstanbul semtleri de hikâyenin bir kahramanı gibi, canlı ve gerçekçi biçimde ele alınır. O’nun İstanbul’u yaşayan İstanbul’dur, bir nostalji veya daüssıla şehri değildir. Onun anlattığı İstanbul bir “sergüzeşt tombalasıdır”, o gün şansına ne çıkacağını, başına ne geleceğini kestiremez, Beyoğlu her zaman cıvıl cıvıl, şıkır şıkırdır; Beyoğlu’suz İstanbul düşünülemez, Burgazada denizdir, martıdır, balıktır, hüzündür; Haliç fakirdir ama can gibi canan gibidir; Galata dünyada misli menendi olmayan şairane bir köprüdür; Üsküdar namuslu ve fakirdir. Sait Faik’in hikâyelerinde İstanbul her an soluk alıp vermektedir. Onun eserlerini okurken tablo güzelliğinde ve canlılığında bir İstanbul karşımıza çıkmaz. Sait Faik’in İstanbul’u uzaktan seyredilmez. Yaşayan, nefes alan bir varlıktır. Yazar İstanbul’u bir insanı anlatır gibi anlatmaya gayret etmiştir.

Eserlerinde İstanbul semtlerini mekân olarak seçen Sait Faik, ele aldığı semtleri salt mekân olarak algılamamış, mekânları orada yaşayan insanlarla özdeşleştirmiştir. Adanın yoksul balıkçıları, Galata rıhtımındaki hamallar, İstiklal Caddesinde gazete satan çocuklar, Burgazada’daki berber çırağı, Mecidiyeköy sırtlarındaki kulübesinde yaşayan çingene karısı, kahveci, vapurdan inen yolcular, çımacı, Gülhane Parkı’nın banklarında uyuyan evsizler ve serseriler öylesine canlı ve gerçekçi biçimde anlatmıştır ki, bu kişiler her an karşımıza çıkıverecek gibidir. Onun hikâyelerindeki İstanbullular yalı, konak ve köşklerde yaşamazlar. Değişen ve zorlaşan hayat şartları her birini İstanbul’un bir köşesinde mütevazı yaşamlar sürmeye itmiştir. Sait Faik’in hikâyelerindeki tiplerin çoğu İstanbul’a sonradan gelip yerleşmiş taşralılardır. İstanbul’un düzenine ayak uydurmaya çalışırlar. Anadolu’dan gelen insanlarımızın İstanbul’da verdikleri yaşam mücadelesi yazarı derinden etkiler. İstanbul coğrafyasına dağılmış, yerinden, yurdundan kopmak zorunda kalmış bu insanlara karşı acıma ile karışık büyük bir sevgi duyan yazar, eserlerinde onların İstanbul’un kargaşası içindeki hayata tutunma mücadelelerini yansıtmaya çalışır. Anadolu’yu anlatmadığı için eleştirilen Sait Faik, aslında Anadolu insanından uzak olmadığını, İstanbul’da yaşam mücadelesi veren Anadolulu işçiler, ameleler, çımacılar, hamallar, garsonların hayatından kesitler sunarak göstermiştir.
 
Katılım
13 Nis 2008
#2
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

Sizin İstanbul'unuz Sait Faik'in İstanbul'una benziyor mu?
 
Katılım
13 Mar 2008
#3
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

benim istanbulum eyupten baslar, sultan ahmet, ayasofya, topkapi devam eder...

uskudar kurucesme parki, palali ahmet sokak benim minikligimdeki hatiralarin izlerini tasir uzerlerinde...

bir cok mukaddes mekana gozyaslari ekmisimdir, bir gun filizlensin cicek acsinlar diye...

hasreti burnumda tuten bir memlekettir istanbul... kayserimle beraber siyah beyaz bir resim olur, hafizamdan tek tek gecer kareleri...
 
Katılım
13 Nis 2008
#4
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

Benim İstanbul'um Bayezıt ve Sultanahmet arasındadır.Üniversiteden çıkıp Sultanahmet'e doğru kalabalıklar içinde yürümek. Gönlüm orada kaldı.
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Katılım
13 Mar 2008
#5
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

Benim İstanbul'um hayalden ibarettir...

Hayalimdeki İstanbul'un deryasına dalabilsem, gark olsam...
 
Katılım
20 Nis 2008
#6
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

"İstanbul'u bizim elimizden feth ederek değil içindekileri bizanslaştırarak feth" edecekler demişti Üstadın biri.

Şimdi Topkapı surlarından en yükseğine çıkıp sağ kolunuzu bir yay gibi germek ve baş parmağınızı kaldırıp sol gözünüzü kapatmak suretiyle şöylebir noktayı nazar eylerseniz, görünen manzara şu ihtivayı verir.

Bir şehir planlma harikası olan eski eserlerin simetrik dizilişi.
iki eski eserlerin adını batıran çarpık kentleşme numunesi.

Siz içinizde mevcut ecdat abidesi kokusu ve biraz lalezarı,gülizarı ıtri bestesiyle koklamak ve duymak hasletiyle yaklaşırsanız birinci manzara görmek istediğinize işaret eder.

Fakat zorlama bir tecessüme dalmışken kafanzı dolduran korna sesleri ve geniş debisiyle bir uğultu denizi ,ifrazat kokuları, biçimsiz binalar ve nereye gittiği hep soru işareti yığınlar ,tarih kirişlerinizi kırıp "ben burdayım ben asıl gerçeğim sen nekadarda kabul etmesen" der.

İstanbul işte burada "kavranan ve görünen" olmak üzere ikiye bölünür.
 
Katılım
5 Eki 2008
#7
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

istabul yahya kemal'in yorumuyla:

Sana dün bir tepeden baktım azîz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#8
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

Nevakar Hocamızın tezi basılmış, baskı aşamasında olduğunu biliyordum ama yayınlandığından haberim yoktu.şimdi kendisinden öğrendim. kendisine buradan da hayırlı olsun diyorum ve her daim buralarda olması dileğiyle

kitaba ulaşmak için:

http://kitap.antoloji.com/sait-faik-in-istanbul-u-kitabi/
 
Katılım
13 Nis 2008
#10
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

teşekkür ederim.
 
Katılım
19 Şub 2008
#12
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

"Bayılıyorum buraya ben, herkes bilir bu yokuşu, çoğu insan da sever. Lakayd olan da vardır. Şöyle böyle hoşlanan da ondan; benim gibi, bazı sabahlar deli gibi olan da... Şimdi Tunel işlemeyeli akşamları pek kalabalık oluyor da onu ben de yadırgıyorum. Sevgilimin etrafını kalabalık gördüğüm zamanki gibi bir yalnızlığa kapılıyorum.

En revaçta şarkıların bedava söylendiği Yüksekkaldırım, İstanbulun mütevazî şekilde meşhur bir yeridir. Ondan ne Nişantaşı, ne Maçka, ne Adalar Modalar gibi söz açılabilir. Ne de paralı taşralıların hayal ettiği doğru yol gibi şehvetli, zevklidir. Yüksek Kaldırım gören olursa acayiblerin yokuşudur. Yan sokaklarının isimleri pek güzeldir. Bir "Alageyik" sokağı vardır hele... Akşam olunca kalın sesli bir kadının Gramofonda söylediği "bir ihtimal..." şarkısını, alageyik sokağının başındaki kahveci ile beraber mırıldanan "6" No:nın Ayseli'nin korkunç kaşları, yanan gözleri bir dakika insan oğlunun kitaplara, konferanslara, mekteplere, gazetelere, siyasi müzakerelere, her şeye girmiş halini düşündürür, yine unutur. Alageyik sokağından Yüksekkaldırıma keskin bir insanlık kokusu fırlar. Aşağıya doğru karanlık insanların saadete doğru gittikleri görülür. Adem oğlunun Havva kızına en kavuşamadığı yerde kavuşmak istenilen saadete Alageyik sokağından girilir. Sonra yine Yüksekkaldırıma çıkılır. Sol tarafda merdivenli bir yokuş, havagazı fenerleri, üzüntüsüz gözüken dar sokakların hikayesine yürümek istemezseniz Yüksekkaldırımın tepesinden "Şimdi yar olmayı istersin ama" şarkısı sizi çeker. Durmazsanız iki adımla üç adım arasında hangi şarkının söylenildiğini, anlamak mümkün değildir. "Mariya Madelena" mı yoksa, "olmaz ilaç sinei sad pareme" mi. Akşamları da güzeldir Yüksekkaldırımın, ihtiyar levanten kitapçıları, kitapçılarının camekanları da... Montekristo romanının resimli bir sahifesinde "Edmon Dantes" sevgilisine diz çökmüştür. İşte 1834 tarihli bir "Magazine Pittoresque" 244 üncü sahifesi açık, lepiska sakallı, saçlı, bıyıklı Leonard de Vinci öteki sahifede, Le Céne isimli meşhut fresque détruite de L.u" yazılı. İşte Manolesko... kenarda Standal'ın de l'amour'ı... İki adım sonra vücudunun yarısı insan, yarısı balık bir o.ospu seyrederim. Nişancıda büyük kırmızı ağızlı bir kız güler. Alçıdan bir Napolyon heykeli ile bronz taklidi bir "Vagner" büyük adamlığın Yüksekkaldırımda tecellisidirler..."

(Bacaklarımız Olsaydı, Sait Faik, Akademi-Fikir Hareketleri Dergisi, s.27, 1946)
 
Katılım
19 Şub 2008
#13
Ynt: Sait Faik'in Gözüyle İstanbul

eklemeyi unutmuşuz, kitabınız hayırlı olsun.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap