Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#1
Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

Sebk-i HindÎ, Hint tarzı, Hint biçemi demektir. Hindistanda, Babürlü Hint-Türk hükümdarlarının saraylarında Farsça yazan ozanlarca geliştirilmiş, XVII. yüzyıl divan sanatçılarından Nefi, Naili, Neşati, Nabi gibi ozanlar, bütünüyle bu akım içinde yer almamakla birlikte ondan etkilenmişlerdir. Böylece, Sebk-i Hindînin, "Bilmeceyi andıran karmaşık mazmun ve anlatımlar, hayal oyunları, güçlükle anlaşılır, beklenmedik ve alışılmamış benzetmeler, sentetik bir şiir dili" (Fahiz İz) olarak sıralanabilecek özellikleri, divan şiirinin kalıplarını kırmak yerine bu kalıplarla oynamak ustalığına yol açmıştır denilebilir. Bir bakıma bu, şiiri bütünüyle zihinsel çalışmanın ürünü yapıyor, çevreden, yaşamdan kopararak düşünceyle sınırlıyordu. Şiirde bilgece tutumun, atasözlerini kullanmanın, özdeyiş niteliği taşıyan dizeler düzmenin yaygınlaşması da bunun sonucudur.

Yerlileşme eğilimini ise biçim ve öz açısından iki ayrı düzeyde ele almak gerekmektedir. Biçimde yerlilik, dilde, söyleyişte yabancı sözcüklerden kaçınmak, Tükçeye yönelmek olarak özetlenebilir. Türki-i Basit (Basit Tükçe) adı verilen bu akımın temsilcileri XVI. yüzyıl ozanlarından Tatavlalı Mahremi ile Edirneli Nazmi'dir. Nazmi'nin Basit Tükçe şiirleri 45.000 beyti aşan divanına serpiştirilmiştir. Fuat Köprülü, Nazmi'nin bu yoldaki şiirlerini seçip divan biçiminde yeniden düzenleyerek "Divan-ı Türki-i Basit" adıyla yayımlamıştır (1928). 285 manzumeyle 56 müfretten oluşan yapıttaki şiirlerin sanatsal değer taşıdığını söylemek güçtür.Konular divan şiirinin konularıdır, ölçü olarak da aruz kullanılmıştır. Ama gerek sözcük dağarcığı, gerekse ad ve eylem bildiren sözcüklerin çekimleri bakımından bu şiirlerin değeri yadsınamayacağı gibi Arap-Fars etkisindeki divan şiirine bir tepki olduğu da gözden uzak tutulamaz. Ayrıca Tükçe'ye yöneliş, Nazmi'yi, halk şiirlerinde çokça görülen cinas örneklerine itmekle kalmamış, benzetmelerde yaşadığı çevreden, yaşamdan yararlanmasına da yol açmıştır. Yine de,

"Yargılanmak umusun komayalım gel Nazmi
Ki Çalap kullarını suç ile yindek karamaz"

benzeri, yabancı sözcükler kullanmadan, salt Tükçe şiirler yazılabileceğini de kanıtlamayı amaçlayan bu eğilim yaygınlık kazanamaz. Bunun nedeni, yalnız anılan ozanların güçsüzlüğünde değil, yetiştikleri çevrede, içinde bulundukları yazın ortamında, divan şiirinin dünyasından kopamayışlarında da aranmalıdır.

XVIII. yüzyılın sonunda Nedimle belirginlik kazanan yerlileşme eğilimi ise öze ilişkindir. Nedim'in divan şiirine yenilik getirdiğini söyleyenler, kalıpları kırdığını, bilinen mazmunlarla yetinmediğini, yaşamı yansıttığını, yalın, akıcı bir söyleyişi olduğunu; şiirlerinde neşe ve alayın, ten zevkinin dile getirildiğini söylerler. Ama ondan önceki divan şiirine bakıldığında, bu sayılanların hiç de yeni olmadığı görülür. Dahası Nedim'deki neşeyi ve alaycılığı Baki'de bile bulabiliriz. Hele Rumelili ozanlarda yerlilik, neredeyse genellenebilecek bir özelliktir. Kısacası Nedim'i gelenekten koparmak olası değildir. Ama onun şiirini, divan geleneği içine oturttuktan sonra "kendi içinde ele alacak olursak, onda kendisinden önce gelenlerden, hatta çağdaşlarından ayrılan, realite ile hepsinden başka ve çok daha sıcak bir şekilde kaynaşmış bir tarafın da bulunduğu görülür. " (A.H. Tanpınar).

Başka bir söyleyişle Nedim, dış dünyadan aldıklarını duyduğu gibi verir. İzlenimlerini ve gözlemlerini soyutlaştırarak bir süs biçiminde kullanmaz. Minyatürle resim arasındaki ayrım neyse, kendinden öncekilerle Nedim arasındaki ayrım da odur. Yeni mazmunları, yeni benzetme ve buluşları bir yana, divan yazınının ölü sevgilisini canlandırır. Onunla kendisi arasında öyle bir ilişki kurar ki, dünya dışı varlığın kıpırdadığı, soluk aldığı görülür. Asıl yeni olan da budur. Nesnelerle, genel anlamda dünyayla kurulan bağ, yaşama karşı takınılan tutum onu yeni yapar. Nedim'in şarkı biçimini yeniden canlandırması, bu biçimin en güzel örneklerini vermesi de bu tutuma bağlanmalıdır. Yansıttığı dünya ne ölçüde gerçekse, gerçekliğe yaklaşırsa; duyguları ne ölçüde içten ve yürekten geliyorsa, dili de o ölçüde gerçeğe yaklaşır. İstanbul Tükçesi'nin en güzel örnekleri sayılabilecek,

"Sen böyle soğuk yerde niçin yatar uyursun
Billahi döğer dur hele dayen seni görsün
Dahı küçüceksin yalınız yatma üşüsün
Serd oldu heva çıkma koyundan kuzucağım"

benzeri yüzlerce dize buna örnek gösterilebilir. Ayrıca divanında rastlanan heceyle yazılmış bir türkü, tek örnek olsa da, kimi denemelere giriştiğini göstermesi açısından ilginçtir.
Ama Nedim'in açtığı bu çığır da yaygınlık kazanamaz. Geleneğin dışına çıkamaz çünkü. Ardında onu hazırlayan ya da dayanabileceği yeni bir düşünce devinimi, kültürel bir birikim yoktur. Lale döneminin (1718-1730) ozanıdır ve dönemin Patrona Ayaklanmasıyla kapanması onun da sonu olur. Bir başka büyük ozanın, Şeyh Galib'in (1757-1799) Nedim öncesi şiirle bağlantı kurması ve Sebk-i Hindîden etkilenmesi, onun şiirinin yanlış yorumlanmasına, salt uçarı özüyle ve dış görünüşüyle alınmasına yol açar.
 
Katılım
12 Şub 2009
#2
Ynt: Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

Nef'î,Nâbî gibi OZANLAR mı?Ben buna gülerim!Kimin yazısıdır bu yazı?Açıkçası çok merak ettim. Biraz sert olacak ama, "OZAN" kelimesi ile şair kelimesinin farkını göremeyen bir kişi bu konularla ilgilenmemeli.
Ozan, İslâmiyet Öncesi devirlerde yaşayan şairlere, verilen isimdir.Halk şairleri için günümüzde dile zorla sokulmuştur. Bu geleneğin yaşayan temsilciler kendilerine Âşık demeyi tercih etmişlerdir.
Hiçbir zaman divan şairi için OZAN denmemiştir.Denemez de...Şair kelimesini karşılayacak bir kelime değildir.Zaten OZAN,Türkçemizde daha çok olumsuzluk bildiren bir kelime olarak kullanılmıştır. Anadolu'nun birçok yerinde "geveze,boş konuşan"anlamında kullanılır. Hatta Kütahya çevresinde "Ozan olasın!" denilerek beddua olarak kullanılır.
Ozan ismini kullanan 16.yüzyılda yaşadığı söylenen bir halk şairi vardır.Halk şiiri antolojilerinde görülebilir.Ama halk şairleri kendilerine isim vermişken,neden birileri onlara zorla isim vermeye çalışırlar.Âşık Veysel,kendisini Âşık olarak tavsîf ederken ona OZAN demeye çalışmak biraz haddini bilmezlik olur.
Halk şairleri için bile denmesi doğru değilken,dîvân şairleri için OZAN denmesi kulak rahatsız edici olmuyor mu? Biraz insaf!Dil faşistliği yapacağım diye,dilin güzelliğini bozmaya kimsenin hakkı yoktur!

Ozan kelimesi ile ilgili olarak yazılan uzun bir makale vardır.Mehmet Fuat Köprülü'nün makaleleri içinde vardır.Yaklaşık on beş sene önce okumuştum.Köprülü bile Ozan kelimesinin olumsuz anlamlar taşımasına şaşkınlığını bildirir bu yazısında.

Konuyla iligili düşüncelerimi söyleyecektim,fakat bu tuhaf dil yüzünden bunları yazmak zorunda kaldım.
 
Katılım
12 Şub 2009
#4
Ynt: Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

mehmet baki' Alıntı:
sebeb, delil ve isbat istiyoruz.
Ozan kelimesi son kırk elli yılda canlandırılmaya çalışılan bir kelimedir.Dil faşizminin işidir bu. Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi solcu ama dil faşisti olan şairler tarafından ısrarla kullanılan kelimelerdir.Aynı zamanda resmi ideolojinin dayatmasıdır.

Delil olarak son 40-50 sene öncesinde yazılan bütün eserlere bakabilirsiniz.
Köprülü'nün makalesini de söylemiştim...Bakabilirsiniz.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#5
Ynt: Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

ne sebeten ötürü divan şairlerine ozan denilemez/denmemiştir?
ozan denilemeyişine/denilmeyişine deliliniz nedir?
nazara vereceğiniz sebeb ve delil ile denilemeyeceğini/denilmediğini isbat ediniz?

sebeb, delil ve isbat'ı ozan kelimesinin sergüzeşti için değil, sizin cümleniz için istemiştim. gerçi işin hinliğindeyim ama... :)
 
Katılım
12 Şub 2009
#6
Ynt: Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

Yine söyliyeyim:

Ozan,İslamiyet öncesi devirlerde kopuz eşliğinde koşuklar söyleyen kimselere denir.Öldüğü hâlde dil faşistleri tarafından canlandırılmaya çalışılan hatta canlandırılan bir kelimedir.

Şamanist olduğumuz zamanlarda saz eşliğinde şiirler söyleyen kişilere ozan dendiği için saz şairi diye adlandırdığımız sanatçılara "öz Türkçe" olduğu iddiasıyla OZAN denmesi tercih edilmiştir.Ancak saz eşliğinde şiir söyleyen şairler kendilerine "âşık" derken birileri: "Yok,siz yanlış biliyorsunuz,sizin adınız Ozan olacak." deme yoluna gitmişlerdir.Her şeyde bir zorlama yaptığımız gibi kelime tercihlerinde de bu zorlamayı yapıyoruz...Başırlı(!) olunmuştur.Son yıllarda halk şairi,âşık,saz şairi yerine Ozan denir oldu.Ama sadece saz şairi anlamında kullanılır.Genelde okuma yazma bilmeyen,sırtında sazıyla,köy köy dolaşanbu tür şairleri resmi ideolojinin dayattığı bu Ozan kelimesiyle ifade eder olduk.Hayatımda hiç kullanmadığımı da belirtmek isterim.

Ben halk şiirlerinin okunduğu(Emrah,Zihni,Sümmâni,Hicrânî,Celâlî) bir evde büyüdüm.Dedem,bir halk şairinin kâtibidir,aynı zamanda kalem şairidir.Ben bu kültür içinde büyüdüm. Devlet Bayburtlu Âşık Celâlî Baba'nın köyünün adını (Tahsını) değiştirip OZANSU Köyü yapmıştır.Hep bu kelime dayatılmıştır.Ama hiçkimse Celâlî için Ozan Celâlî demez.Onun adı Âşık Celâlî'dir.
Halk şiirinde bile kullanılmayan Ozan kelimesini dîvân şairleri için kullanmak yanlıştır.Doğru değildir.
Bir şairin dîvânını baştan sona hiç okudunuz mu bilmiyorum.Ben okudum ve hâlâ da okuyorum.Şu anda Zâtî Dîvânı'nı okuyorum ki iki bine yakın gazeli var.Oku oku bitmiyor.Muhibbî Dîvânı,Bâkî Dîvânı şu an okuduklarım arasında...
Niyâzî Mısrî Dîvânı ile Cem Sultan Dîvânı'nı daha yeni bitirdim...Okuyor,okuyorum.Tezkireler de okudum.Süleymaniye Kütüphanesi'nde yazma tezkireler okudum.Günümüz Türkçesine çevrilmiş Tezkireleri de okuyorum.Hiçbirisinde ozan kelimesine rastlamadım...
Benim rastlamamam bir şeyin olmadığnı göstermez,fakat bu kelimenin anlamı dardır,sınırlıdır.Geveze,boş konuşan gibi anlamlar ihtiva eden bir kelimeyi kelimleri ince eleyip sık dokuyarak yan yana getiren,titiz kelime işçileri olan dîvân şairlerine uymuyor. Dilimizin içinde zaten böyle bir söyleyiş yoktur.Biz,şiir yazan kişiye şair deriz.Dilimizde böyle söylenir.

Niyet kötü.Eğer ki şair kelimesi Fransızca ya da Almancadan dilimize girseydi kesinlikle Ozan kelimesini hortlatmayacaklardı...
 
Katılım
18 Mar 2009
#7
Ynt: Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

Bunun adı ha şairdir ha ozan veya başka birşey.Bu ülkede hala şair diyenler varsa bu dayatmayı yapan zihniyet başarılı olamamış demektirde aynı zamanda.İnsanların kullandığı kelimeler üzerinden tasnif edilmesi ne kadar iğrenç.Dil devrimini gerçekleştiren ve bir nevi faşist olarak adlandırılanların dikkatleri nedense hep Arapça ve Farsça kelimeler üzerinde olmuş.Aslında onların gözüyle bu konuya bakarsak dikkatlerin başka yönde olmasıda bir nevi imkansız.Çünkü edebiyata ve kullandığımız dile o devir içerisinde Arapça ve Farsça kelimeler hakim.Bu devir içerisinde hakim olan kelimelerin kökeni batıdır.Bunun başlıca sebebide medeniyet değişikliğidir.Batı olsunda çamurdan olsun anasını satayım.Gökalp'i pek hazetmem ama şu düşüncesi benim için geçerli akçedir:Batının kültürünü değil teknolojisini almalıyız.Çok klişe bir cümle olarak durur ama bir atasözü gibi basit görünen fakat düşündükçe altında derin manalar yatan bir sözdür.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#8
Ynt: Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

dedeefendi' Alıntı:
Yine söyliyeyim:
dedim ya işin hinliğindeydim. :)

izahat için teşekkürler muhterem ama şunu ifade edeyim daha tafsilatlı bir izahat bekliyordum. lakin bu şekilde de muradım hasıl oldu.

eyvallah!
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#9
Ynt: Sebk-i Hindî ve Yerlileşme Eğilimi

dedeefendi hocam;
Allah faşistliğin her türünden muhafaza buyursun.. siz de takdir edersiniz ki elimdeki makaleyi paylaşırken gözümü ve zihnimi tırmalasa da kelimeleri değiştirmem bir fikri değiştirmem demek değil midir?? F.Köprülünün bahsettiğiniz makalesi elimizde mevcuttur anlam aşikâr olduğu cihette meydana gelmiş bir oluşumu paylaşırken oluşum öğelerini zedelememem gerektiği kanısındayım ve olduğu gibi verdim bu doğrultuda da. Velâkin paylaşmış olduğum makalenin içinde kelimelere bürünen ve alttan verilmek istenen mesajla değil içerikle ilgileniyordum zirâ edebiyatımızda mühim bir döneme tekabül eden akımın içerdikleri ertesi günkü sınav sorumuzu da teşkil ettiğinden bilgisayarımın derinliklerinde bununla ilgili bir makale bulunca aynı şekilde başka kişilerin de işine yarayabileceği düşünülerek paylaşılmıştır. ne yazık ki müellif adı almamışım makaleyi aldığım zaman, buna açıklık getiremeyeceğim. onların ozan deyişi ile kocaman oturmuş kavramın yer değiştireceği yoktur, bizim de onların oturmuşlarını değiştirme hadsizliğinde bulunmaya hakkımız yoktur. ebrunun bu parçası böyle adlandırmış diye kavramın o olacaklığı ise hiç yoktur diye düşünüyorum. F.Köprülü'nün makalesi Edebiyat Araştırmaları adlı kitabındadır, dediğiniz üzre mânası da tarihçesi de makalede mevcuddur. sonuç bölümünden alacağım şu ifadede gösterir ki " 3. 15. asırdan sonra bu Ozan kelimesi yerine Âzerî ve Anadolu sâhalarında, Âşık, Türkmen sâhasında da Baksı kelimeleri yer almıştır." denilir.
hayırlı akşam olsun.. sabah-ı şerif hayr olsun veyahut 3 olmuş zirâ..
Sebk-i Hindî üzerine buyurunuz :)
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap