Sedâlarım

Katılım
18 Mar 2009
#21
Ynt: Sedâlarım

Muhabbetinize misafir oldum tüm azalarımla.Yahya Kemal için söylenecek çok şey var.Dil konusunda Mustafa Kemal ile olan diyaloğu beni etkilemiştir her zaman.(Üstelik kendisine ''son derece korkak'' demelerine rağmen son derece asil ve metin durmuştur paşanın sofrasında.)

''Eve dönen adam''deyü vasıflandırmış onu Beşir Ayvazoğlu.Gerçek bir eve dönüş hikayesidir onun hayatı.Ama O,özlediği o evin içine tam olarak girememiştir benim kanaatimce.Zira kendisinin bir çok şiirinde bunları sezeriz.Bunlardan kastım şudur:''Eve dönme hararetinin yanında eski avangart alışkanlıklarını bırakamayan ve bundan esef duyan biri''

Dediğiniz herşeye katılıyorum...Ve hocamın bir sözünü burda söylemek istiyorum:''Yahya Kemal'in üzerine çıkamayanlar şair değildir''Keskin bir ifade ama içimden bir ses ''evet ! evet!'' diye bağırıyor.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#22
Ynt: Sedâlarım

PeJMüRDE' Alıntı:
Ve hocamın bir sözünü burda söylemek istiyorum:''Yahya Kemal'in üzerine çıkamayanlar şair değildir''Keskin bir ifade ama içimden bir ses ''evet ! evet!'' diye bağırıyor.
Dediğiniz gibi, çok keskin. Sanki benim de "evet" diyesim geldi.
Evet, en azından ufak bir hususta Yahya Kemal'in üstüne çıkmalı, herhangi bir ufak husus...
PeJMüRDE' Alıntı:
''Eve dönen adam''deyü vasıflandırmış onu Beşir Ayvazoğlu.
Beşir Ayvazoğlu'nun naklettiği bir hadise geldi aklıma. Bu eve dönüş, Tanburî Cemil Bey ile başından geçen olay mı acaba? Yoksa Üsküp doğumlu olup da asıl memleketinin İstanbul olması gerektiğini mi vurgulamak istemiş?

Ayrıca güzel cümleleriniz için teşekkürler...
 
Katılım
18 Mar 2009
#23
Ynt: Sedâlarım

Neyi vurgulağı hakkında bir tahminde bulunmak isterim açıkcası.Nev-Yunanilik meselesi üzerinden bir tahmin olacak.Malumunuzdurki Yahya Kemal vatana döndüğünde edebiyatımız adına ve dahi milletimiz adına bir köken arayışına girmiştir.Batılılar gibi(Ki onların kökeni Yunan medeniyetidir)bizimde bir edebi ve milli kökenimiz olmalıdır.Milli kökenimizi 1071 le Anadoluda başlatmış fakat edebiyatımızı ise yanlış bir menba'a bağlamıştır.Zaten yanlışını anlamış ve bundan derhal vazgeçmiştir.Edebi kökenide yazmak isterdim lakin acilen çıkmam gerekiyor...Kaldığımız yerden inşaallah devam ederiz.

Muhabbetiniz için teşekkür ederim,selametle efendim.
 
Katılım
18 Mar 2009
#25
Ynt: Sedâlarım

Kaldığımız yerden devam edelim.Edebiyatımızıda bir kökene bağlamıştır.Akdeniz havzası içerisinde olan toplumların edebiyatı gibi bizim edebiyatımızda aslında yunani kökenlidir iddasındaydı.Ancak bu idda çok sert bir aksülamel ile karşılaştı.Yunanla olan milli mücadeleyi düşünürsek tabiri caizseYahya kemal,camii duvarına bevl etmiştir.Hatırladığım kadarıyla yazmaya çalıştım,inşaallah yanlış birşey söylememişizdir.

Yahya Kemal bu iddadan vazgeçmiş tabiki.Sonrasını hepimiz biliyoruz.İstanbul'u özellikle İstanbul'un Türki semtlerini,camilerini,sokaklarını,mimari eserlerini tek tek gezmiştir.Fethin yankılarını asırlar sonra yeniden İstanbul sokaklarında duymuştur ve bizlerede duyurmuştur:

Vur pençe-i alideki şemşir aşkına
Gülbangi asumani tutan pir aşkına...

Gibi şiirleriyle fethin azametini ve ihtişamını en güzel bir Türkçeyle,kusursuz aruz vezni ile dile getirmişitir.Onun mekanları Üsküdardır,Eyüp'tür,Fatihtir.

Etrafı okşuyor mayısın tâze rüzgârı
Karşımda köhne Üsküdâr’ın dost ışıkları...

Onun mekanları buralardır ama ah o alışkanlıkları,o rindane tavırları yok mu...İşte bu tavırlar ,bu alışkanlıklar onu çok sevdiği mekanlarda mukim olmaktan alıkoymuştur...

Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz.

Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı

Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.

Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;

Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:

“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;

Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.”

Eve dönmüştür ama evin içinde dizini kırıp oturamamıştır.Peki diyeceksiniz ki 'Bu adam birde o evin içinde dizini kırıp otursaydı neler yazardı neler çizerdi bir düşününün''Yok,bence öyle olmazdı.Malumunuzki ona bunları söyleten,yazdıran daüssıladır.Sevgiliye kavuşmak değilde ona karşı firkatte olmaktır sanatının zirvesini oluşturan.

Sizi bilgilendirmek değilde nefsimizi mutmain etmek için karaladık...selametle.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#26
Ynt: Sedâlarım

PeJMüRDE' Alıntı:
Edebiyatımızıda bir kökene bağlamıştır.Akdeniz havzası içerisinde olan toplumların edebiyatı gibi bizim edebiyatımızda aslında yunani kökenlidir iddasındaydı.Ancak bu idda çok sert bir aksülamel ile karşılaştı.Yunanla olan milli mücadeleyi düşünürsek tabiri caizseYahya kemal,camii duvarına bevl etmiştir.Hatırladığım kadarıyla yazmaya çalıştım,inşaallah yanlış birşey söylememişizdir.
Evet, dediğiniz gibi bir müddet Nev Yunanîliği savunmuş. Ben bu konu hususunda Beşir Ayvazoğlu'dan bir alıntı yapayım:

"Yahya Kemal, 1912 yılında ülkesine döndüğü zaman Nev-Yunaniliği, yeni Neo-Hellenisme'i savunuyordu. Ancak o günlerde bu anlayışı savunmanın hiçbir siyasi, sosyolojik veya kültürel temeli yoktu. Balkan Harbi'nde Yunanlılarla da savaşıyorduk. Yahya Kemal'in Yakup Kadri'yle birlikte savunduğu bu görüş yüzünden ciddi bir tepkiyle karşılaşmış ve uzun bir süre sessizliğe gömülmüştür. 1917 yılında Ziya Gökalp'ın çıkardığı Yeni Mecmua'da Bulunmuş Sahifeler başlığı altında divan tarzında şiirleriyle çıkar karşımıza. Kendi Gök Kubbemiz kitabında bir araya getirdiği şiirlerde, Nev-Yunanilik döneminde arayışına girdiği "beyaz lisan"la yazdığı şiirler yer almaktadır. Kısaca şöyle söylenebilir: Yahya Kemal, modern şiir akımlarından beslenmiş, ancak kendi şiir kaynaklarına uzak durmayan, modern, fakat ayın zamanda eskiyle yeni arasında bir köprü kurduğu için bir sürekliliği temsil eden, daha da önemlisi, büyük bir kültürel kırılma döneminde çok önemli bir vazife gören bir şairdir."

Ve dahi dil konusunda da şöyle bir bahis açmış Beşir Hoca:

"Dil devrimi konusunda da Yahya Kemal'in farklı olduğu biliniyor. Madrid'den döndükten sonra, Atatürk, Yahya Kemal'i de dil devrimi çalışmalarına davet etmişti. Yahya Kemal, bu davete teşekkür ettikten sonra, 'Paşa Hazretleri'ne lütfen arz ediniz, benim yaşayan Türkçeye karşı bir vehmim vardır. Benim dilde ilmim yok, yalnız bir vehmim vardır. Ben bu vehimle baş başa kalmak istiyorum. Beni affetsinler!" demiştir. Dil devriminin Türkçeyi çıkmaza soktuğunu, Atatürk'ün bu çıkmazdan kurtulmak için Güneş-Dil Teorisi'ne sarıldığını biliyorsunuz. Bir gün Çankaya'daki sofrada bu meseleler konuşulurken, Yahya Kemal, 'Gördünüz beyler, Yahya Kemal'in vehmi sizin ilminizi yendi!' demiştir. Yahya Kemal, Güneş-Dil Teorisi'in ve Türk Tarih Tezi'ni de hiç ciddiye almamıştır."


Yine inkılâblar hakkında Atatürk'e şu sözleri söylediği biliniyor: "Aman Paşam, inkılâpları yaparken Türk milletinin Müslüman olduğunu gözden ırak tutmamak lâzımdır."

"Evine Dönen Adam" tamlaması da çok ilginç ve isabetlidir. Yine Beşir Hocaya kulak verelim:

"Avrupa'ya gidip yok olmayan sanatçılardan biridir o. Yabancı bir kültür dünyasında bir yolunu bulup içinde doğduğu kültür dünyasını yeniden keşfetmiştir. Onun önemi, iki dünyanın zenginliklerini birleştirip yeni bir şey üretmeyi başarmasıdır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Yahya Kemal adlı kitabında kullandığı, literatüre benim mal ettiğim 'Eve Dönen Adam' metaforu, kendi evinde yaşanamayacağını düşünerek kaçan, fakat yabancı bir evde, yani yabancı bir kültür dünyasında yaşadıktan sonra kendi kültürünü yeniden keşfeden (eve dönen) aydınları ifade eder. Tanpınar'ın cümlesi, hatırladığım kadarıyla şöyle: 'Filhakika o, kaçış kapılarını arayan değil, eve dönen adamdır."

Evet, böyle bir adam. Elhamdulillah ki, ülkemize böyle bir adam gelmiş, ve yine Elhamdulillah ki tam vaktinde zuhur etmiş. Ya o olmasaydı diyorum kendi kendime: Olmasaydı, belki şu an böyle güzel bir mekan olmayacaktı. Farz edelim ki olacaktı, olacaktı ama "edebiyat" diye zikredilen tahta kurularıyla ısınmaya çalışacaktık. Yüzyılların biriktirdiği irfan, edeb, o güzelim şiirler yâdımızda kalmayacaktı. Maziye dönüp baktığımızda koyu bir karanlık karşılayacaktı bizi.. İyi ki vazifeni yapmışsın büyük üstâd!..

***

Dimağınıza sağlık Pejmürde Hocam.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#27
Ynt: Sedâlarım

[quote author=Levvame ]
Bazen söyleyememek en hayırlısı olabiliyormuş, bazen insan gönlünden de emin olamayabiliyormuş, bazen insan kendini kandırırken cânana kıyabiliyormuş...
[/quote]
Kendini kandırmak çok kötü bir durum, dediğiniz gibi söylememek en hayırlısı olabiliyor.
[quote author=Levvame ]
Parmaklarınızdan çıkmış bir şiir,hiç bir kelimesi gönlünüze değmemiş,tabi benım kanaatimce.Yinede oldukça gösterişli , teknik ve sanat barındıran bir şiir,kaleminize kuvvet...
[/quote]
"Hiç bir kelimesi" demeniz biraz mübalağadır bence. Galiba acımasız bir eleştiri :), ama dediğiniz gibi sizin kanaatinizce... Gel velâkin tam değmedi bu şiir. Zira bu sedâmı dinleyince bazen, akordu bozuk gönül seslerini ben de işitiyorum. Yani haklısınız biraz.
Teşekkürler yorumunuz için.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#28
Ynt: Sedâlarım

Usta, kimsenin içini bilemezsiniz ki; başımdan geçen halleri bu karalamayla anlatmaya çalışmıştım.
Haklı olduğunuz nokta ise süs ve şaşaa için üzerinde uğraşılmış olması, doğrudur. Süs ve şaşaa için uğraşılan şiirlerin duygu yükü azalabilir. Fakat bu, benim şiirdeki süs merakımdan da kaynaklanıyor. Yine belirtmeliyim ki, süslü anlatım bu karalamada amaç değil araçtı.
Levvame' Alıntı:
Sizin nezdinizde biraz haklıyım, nezdim de ise tam bir nokta atışıdır söylediklerim...Akordu bozuk gönül ne kendine nede başka bir cana hoş sedalar dinletebilir...
Tabii size hoş bir sedâ aksettirememiş olabilirim; fakat ben bunu okurken bir zamanlar hoş olup şu an pişmanlık duygusu veren sedâları işitiyorum.
***
Şunu da belirteyim: Bahsettiğim bu süs merakının bende mevcut olması bazı karalamalarımı tamamen süs üzerine inşa etmeme sebep oldu, yalan yok, belîi. Duygudan çok duyuşa önem verdim bazılarında. Fakat bu karalamada çok da fazla süs merakı yoktu. Yazdıktan sonra üzerinde oynama yaptım.
Bunu hissetmiş olmanız, lügatinizdeki şiir tanımına ters düştüğü için beğenmemenize müsebbib olabilir. Bu da gayet tabiîdir. Zira şiirin şiir olabilmesi için yüreğe duygu indiği an, yapmacıklıktan kaçınarak kağıda aksettirilmesi gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz. Keşke ben de bunu yapabilsem. :)

Teşekkürler tenkîdiniz için...
 
Katılım
30 Ocak 2010
#29
Ynt: Sedâlarım

Kaç zamandır başınızı ağrıtmamışım. Az evvel karaladığım bir şeyle ağrıtayım. :)


GECELER


Geceler… Her ânı bana münhasır geceler.
Kısır bir ukde gibi içimde sır geceler.

Gecelerde ararım huzuru. Ama ne çare!
Kasâvete “evet”, huzura “hayır” geceler.

Yıldızları dost bildim, Kamer’i de akraba
Annem, babam gibi nazıma hazır geceler.

Dinlese de mukabele etmez nazlarıma
Bunun’çin yüzsüz, bunun’çin arsızdır geceler.

Bebek gibi, büyüdükçe değişirler içimde.
Artık başka büyük, başka ağır geceler.

Lahutî bir ses gelmeli bugün üzerime
Beni O’na ulaştır, yetiş Hızır geceler!

Günlerdir içinde yüzmekteyim karanlığın
Yeter! Beni aydınlığa ulaştır geceler.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#30
Tanburî Cemil Bey

Hasta rûhum cevab vermiyorken birçok ilâca
Rastladım bencileyin pek hüzünlü bir mîzâca.

Öğrendim ki Tanburî Cemil’miş O’nun adı
Dillerde, hem gönüllerdeymiş ardındaki yâdı.

İlkin “Gül-i zâr taksîmi” bana misafir oldu
Sonsuz bir huzûr gibi usulca kalbime doldu.

Dedim kendime; o ne mübârek, ne hoş bir sestir?
Duydum ki Tanbur isminde rûh okşayan bir nefestir.

Dinledim sonraları, o mübârek makâmları
Evc, Sûz-i dîl,Uşşâk, Şed-ârâbân ve hüzzâmları.

Hele Cemil’de hüzünlü bir Şed-ârâbân var ki
İnsanın o sesle ölesi geliyor inan ki!

Mızrabın her darbesinde beni bir hüzün alır
Fakat garîbdir; geriye koca bir huzûr kalır.

O nağmeler rûhuma bir nakış gibi işler
Ne hoşsun ey mızrâb! O ne çıkışlar, ne inişler?

Tanburun tellerinde infâz edeyim mi dersin?
En iyisi Dünya durdukça o sesi dinlersin.


Rûhuna rahmet üstâd!
 
Katılım
30 Ocak 2010
#31
O Rûh

Dinledim az önce iki güzîde atlıyı
Uçuşmakta olan iki nûr’dan kanatlıyı.

Duydum bugün ilk defa bu kadar, hem derinden
Âsûde zevkinden, huzûrundan, kederinden.

Kanatları bir uçtan bir ucu kaplamakta
Oluk oluk feyzleri bir millete akmakta.

Kökü mâzîde, dalları âtîde nûrları
Işıtıyor hanları, sarayları, surları.

Terennüm hâlinde fışkırıyor bir yürekten
Sonra iniyor yere, yağmur gibi yüksekten.

Tanbûrun bir telinde Cihân’ı titretiyor
Bir mısra’da gizlenmiş asırlarda yitiyor.

Seyrediyor o nûr ile bir koca milleti
Buluyor, kaç zamandır kayıp olan safveti.

Önümüzde, bir güzel ki, nasıl diriliyor?
Bir “soysuz” çirkinliği o nûr ile siliyor.

Kemâl ile duyuluyor, on güzîde asır
Cemîl’den geliyor, bir rûhu barındıran sır.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#32
Ynt: Sedâlarım

Ufak tefek karamalar:

Çok değil, gülüp oynadığım gün daha dündü
Gitmek vakti geldi, uzanan yollar göründü
Gözlerimde bir mahzûnluk, derin bir hüzündü
Bir gardiyan gözüyle baktı bu yollar bana.
***
Şiir yazmak müşkil işdir, şair olmak daha müşkil!
Derdin evvelâ bir iken sonra derdin kaç bin olur.
Kendi derdin çekmeye tâkatin belki olur kabil,
Amma bir beyitle cümle halkın derdi senin olur!
***
Bir medeniyetin müntehâsıdır mûsikî
Yüksek duyguların şâhikâsıdır mûsikî
Tanbûr, kemençe, ney, kudüm, rebâb, kânûn ile
Pervâzında rûhun reh-nümâsıdır mûsikî.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#33
Ynt: Sedâlarım

Lise yıllarımda hep Üsküdar'da yaşamanın hayalini kurardım. Ahmed Yüksel Özemre Hocanın Üsküdar'la alakalı kitaplarını okurdum, özlemim arttıkça artardı. Hamdolsun Allah bana Üsküdar'da yaşamayı nasib etti. İnşallah ömrüm boyunca bu şerefli beldeden ayrılmam.

İlk geldiğim hafta Ramazan'da yatsı ezanı okunurken bunu söylemiştim:

Bir nefeste bin cân verir Üsküdar’ın ezânları
Türlü derde dermân verir Üsküdar’ın ezânları.

Nice melek devrân eder minâreler etrafında
Rûha şifâ devrân verir Üsküdar’ın ezânları.

Gökler açılıp şerâreler yükselir her bir rûhtan
Gönle devâ seyrân verir Üsküdar’ın ezânları.

Âvâzesi süzülür âheste fâni bedenlere
Bâkî câna ihsân verir Üsküdar’ın ezânları.

Âlem-i lâhuta uzanır bu lâhutî sedâlar
Dünya içre cânân verir Üsküdar’ın ezânları.
 
Katılım
30 Ocak 2010
#34
Ynt: Sedâlarım

Fâ i lâ tün fâ i lâ tün fâ i lâ tün fâ i lün

Bî-nihâyet şeblere hep zâr ü efgân teşnedir
Rûy-i cânân görmeğe hem bîçâre cân teşnedir.

Kahrolur gönlüm nitê kim düşdü hatâ râhına
Şimdi nedâmet ilinde çeşm-i giryân teşnedir.

Bûye-i hüsnünle ey meh perîşânım perîşân
Bir nice hâldir bu cânâ rûh-i atşân teşnedir.

Hîme-i minber yanar peygambere hasret ile
Şaşma lefhân oldu bende ân u mekân teşnedir.

Düşme gaflet râhına bir dem dahî hiç Bâkırâ
Meyl-i dîdâr eyle sen cân teşne cânân teşnedir...
 

Giriş yap