Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

Katılım
6 Şub 2009
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

gurbetler hep hüzünlü olur..

inşallah sağ salim gelirsiniz..
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

teşekkürler... öyle oldu gerçekten. Şimdi İstanbul'daki vakitlerimi dolu dolu geçirme isteğim var. Değerini bilmek gerek memleketin. Böyle ayrı düşünce daha iyi anlıyor insan :)
 
Katılım
20 Eyl 2008
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

hüzünkar' Alıntı:
Yaklaşık 4 aya yakın bir süredir Romanya, Bükreş'te yaşamaktaydım. Gurbet günlerim sona eriyor inşallah. 10 gün sonra yeniden vatanıma kavuşuyorum. İstanbul gözümde tütüyor :)
Gurbet günlerinizin sona ermesine çok sevindim. :) 6 aylık yurtdışı seyahatinizin uzama ihtimali vardı. Bu ihtimalin gerçekleşmemesi çok güzel.:)
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

evet. normal süresinden erken bitti. ağız tadıyla gurbet bile yaşatmadılar :) yoksa gurbet şiirleri yazacaktım daha :)
 
Katılım
20 Eyl 2008
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

hüzünkar' Alıntı:
evet. normal süresinden erken bitti. ağız tadıyla gurbet bile yaşatmadılar :) yoksa gurbet şiirleri yazacaktım daha :)
Desenize o güzel yürekten artık İstanbul şiirleri çıkacak.:)
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

bundan sonra daha içten olacak hem de İstanbul şiirleri :)
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

KISKANIRLAR SENİ

Sen bir gülsen bana o gül yüzünle
Kıskanır da güller açmaz bir daha.
Kanatlanır ruhum bir tek sözünle,
Görmesin martılar, uçmaz bir daha.

Bilse kış teninin beyaz rengini
Dorukları karla örtmez bir daha.
Duymasın bülbüller tatlı ezgini,
Gücenir Mevla’ya, ötmez bir daha.

Bir baksa yüzüme ahu gözlerin
Kahrolur ceylanlar, bakmaz bir daha.
Gözlerin bir nehir, mavi ve derin,
Akarsular donar, akmaz bir daha.

Islatsa bir damla yaş, kirpiğini
Utanır yağmurlar, yağmaz bir daha.
Görse güneş eşsiz güzelliğini
Saklanır ufukta, doğmaz bir daha.

Dağılsa saçların, savrulsa yelde
Dalgalar rüzgarı anmaz bir daha.
Alev alev yansa her kızıl telde,
Küllenir ateşler, yanmaz bir daha.

Sonsuzdur seninle yaşanan yarın,
Ömrümün güneşi batmaz bir daha.
Bir buse verirse kor dudakların
Durur şu yüreğim, atmaz bir daha.
 
Katılım
6 Şub 2009
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

çok çok güzel bir şiir..


dimağınıza kaleminize sağlık..çok beğendim..
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

Cezayir Menekşesi' Alıntı:
çok çok güzel bir şiir..


dimağınıza kaleminize sağlık..çok beğendim..
teşekkür ederim. beğenmiş olmanız mutlu etti :)
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

DUVARDAKİ SES

Sen yoktun, gitmiştin, yapayalnızdım…
Artık yabancıydı gözümde herkes.
Gözlerinden içip hasreti, sızdım...
Kahrımdan alamaz olmuştum nefes...

Yaşamın ölümden yoktu hiç farkı,
Dilimde ağıttı artık her şarkı,
Her an inledikçe saatin çarkı,
Dünya cehennemdi, evimse kafes...

Kendimi kaybettim sanki bir ara,
Pişmanlık sinmişti tüm eşyalara.
Başımı vurduğum anda duvara,
“O yok artık” dedi duvarda bir ses...

16 Şubat 2009
Bükreş
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri


SEN VE BEN

Sen ve ben,
Bir sahneyiz siyah beyaz filmlerden.
Bir masalız gecelerde öykülenen.
Gölgelerin hüzünle dinlediği
Bir aşk hikayesiyiz,
Siyah ve beyaz gibi.

Sen ve ben,
Bir şarkıyız yalnızlıkta söylenen.
Bir ezgiyiz en aksak ritimlerden.
Dansa yasak bir aşk bestesiyiz,
Sözleri bilinmeyen.

Sen ve ben,
Yosun tutmuş kelimelerden
Yarım kalmış bir cümleyiz, noktasız.
En sessiz harflerden
Bir kelimeyiz, anlamsız.
Biz olmayı becerememiş,
İki yalnız heceyiz, amaçsız.
Aşka dair bir şiiriz,
Kısa ve kafiyesiz.

Sen ve ben,
Bir tabloyuz en aykırı renklerden.
Tuvali umut olan düşlerden,
Bir portreyiz aşkı resimleyen.

Sen ve ben,
Rüyalar aleminde birlikte yaşarken,
Zamansız uyandık,
Ve ayrıldık,
Hiç birleşmeden...

Aralık 2000
İstanbul
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

Hayırlısıyla vatana döndük çok şükür. Artık İstanbul'dayım...
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

ZOR GELİR

Giderken ardımdan seslenme sakın,
Sesini duyup da gitmek zor gelir.
Olmadım bu denli ölüme yakın,
Seni yalnızlığa itmek zor gelir.

İşitmem, sen yine istersen bağır,
Dilim lal kesilir, kulağım sağır...
Bugün ayaklarım kurşundan ağır,
Yokluğuna adım atmak zor gelir.

Kar yağarken şimdi bu gri şehre
Gözyaşlarım donar düşmeden yere.
Dönüp de yüzüne baksam bir kere,
Gözlerine veda etmek zor gelir.

Hoşça kal saçları hüzün kokulum,
Beni hatırlatsın yaktığın her mum.
Görme gidişimi, gözlerini yum,
Karşında eriyip bitmek zor gelir.

24 Şubat 2009
Bükreş
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

MUHABBET ADASI

- Marmara Üniv. İng. İktisat 2003 yılı mezunlarına ithaf edilmiştir

Hayata virgül koyup biraz dinlenmek için,
Şarkılar eşliğinde gülüp eğlenmek için,
Bir günlük unutarak dersleri ve dertleri,
Toplandı Marmara’nın iktisatçı fertleri.

Bostancı sahilinde bir Cuma günü erken,
Ilık bahar rüzgârı başımızda eserken
Dostluğa kanmak için Heybeli’nin kalbinde
Buluştuk tüm dostlarla iskelenin dibinde.
Güneş gümüş ufukta bizi selamlıyordu,
Dalgalar “Hadi gel!” der gibi el sallıyordu.
Bir davetti uçuşan martıların şarkısı,
Heybeli’den duyuldu bu çağrının yankısı.
Sabahın bu vaktinde şehrin dört bir yanından
Bu çağrıyı duyarak yatağından doğrulan
Herkes bir aceleyle bu sahile koşuştu;
Efkârını terk edip hülyasıyla buluştu.
Zihinlerde ne tasa ne de bir elem kaldı,
Sıkıntının yerini renkli umutlar aldı.

Kalan dakikaları sayarken her birimiz
Piknik hazırlığıyla doluydu ellerimiz.
Görev taksimi yine her zamanki gibiydi,
Pastalar ve börekler kızların göreviydi.
İçecekleri almak biz erkeklere düştü,
Büyük işbirliğimiz paylaşıma dönüştü.
Yanımıza sadece aşkı, sevgiyi aldık,
Felekten biraz keyif, biraz heyecan çaldık.
Muhabbetle yüklüydü artık ada vapuru,
Sohbetimiz kor gibi sıcak, su gibi duru...
Mürettebat tamamdı, ayrıldık iskeleden,
Mavi sular köpürdü ve başladı serüven.
Sevda türküleriyle tuttuk ada yolunu,
Şarkıları süsledi yunusların oyunu.
Kıyıda kaldı artık ne varsa hüzne dair,
Bu duyguyu yaşayan nasıl olmaz ki şair!

Yol boyunca vapurda devam etti bu şölen,
Neşeydi ardımıza köpük köpük dökülen.
Masmavi bir âlemdi karşımızda Marmara,
Canlı bir tabloyu andırıyordu manzara.
Rotamız dostlukların sonsuz olduğu yerdi,
Yunuslar eşlik etti, martılar yol gösterdi.
Kimimiz koltuğuna kurulan bir yolcuydu,
Kimini mutlu eden huzur denen duyguydu.
Kimimiz hüzne daldı ufuklara baktıkça,
Kiminin rengi soldu vapur inip çıktıkça!
Kimimiz yolculuğu unutup tayfa oldu.
Kiminin yolculuğu uyumakla son buldu.
Kimini mest etmeye eşsiz manzara yetti,
Kimine keyif veren güvertede sohbetti.
Büyük bir coşku vardı genç yüreklerimizde,
Yırtarak dalgaları ilerledik denizde.
Heybeli’ye yönelip Büyük Ada’yı aştık,
Ağır ağır giderek iskeleye yanaştık.
Bütün mürettebatın vapura vedasıyla
Ayak bastık adaya bir kâşif edasıyla...

İlk adımla beraber adanın sihri sardı,
Havada gül kokusu, bülbülün sesi vardı.
Bu yollar, bu bahçeler, hepsi aşina bize,
Sıla oldu bu diyar vatan hasretimize.
Dalarak Heybeli’nin o doyumsuz seyrine
Rüzgârı takip edip girdik yolun birine.
Mesire alanına çok geçmeden ulaştık,
Bir masaya kurulup ne var ise paylaştık.
Var mı ki bundan güzel, daha büyük ziyafet,
Hangi nimette vardır paylaşmadaki lezzet?
Gösterişli masamız bir doldu bir boşaldı,
Lezzetin her türlüsü paylaştıkça çoğaldı.
Birbirinden lezizdi pastalar ve börekler,
Dolma bir harikaydı, şahaneydi çörekler.
Kabul etmek lazım, pek hamarat kızlarımız,
İçecekler de bizden, unutmayalım yalnız(!)
Herkesin bir payı var bu sevgi sofrasında,
Her ekmek diliminde, suyun her damlasında...

Masadan ayrılanlar dört bir yana dağıldı,
Kimi oyun oynadı, kimi sohbete daldı.
Bir oyundan sıkılan bir diğerine geçti,
Bütün dostlar neşeli, bütün yüzler güleçti.
Kimi kendini buldu yalnızlık vadisinde,
Çamların yeşilinde, denizin mavisinde...
Yaslayıp sırtını bir ağacın gövdesine,
Kulak verdi adanın huzur veren sesine.
Muhabbeti seçenler bir masayı kuşatıp,
Kimi sohbet ederek, kimi bir tavla atıp,
Hızla çarpan kalbinde yer vermeden telaşa
Hoşça vakit geçirdi dostlarıyla baş başa.
Bazen bütün oyunlar birbirine karıştı,
Dostluğu paylaşanlar eğlencede yarıştı.
Sürerken deli dolu yaşanan bu macera,
Her anı kaydediyor gezinen bir kamera.
Her sahnede heyecan, her sahnede gülüş var,
Futbol, voleybol derken tükeniyor oyunlar.
Kimimiz bisikletle kısa bir tur atıyor,
Kimimiz yorgun düşmüş bir köşede yatıyor.
Kimimiz ip atlıyor küçük çocuklar gibi,
On kişinin birlikte atlaması zor tabi(!)
Kiminin elinde bir fotoğraf makinesi,
Susmak nedir bilmiyor 'kımıldamayın! ' sesi.
En az yedi fotoğraf çekildi aynı pozda,
Ne de zormuş sırıtmak durmadan aynı dozda(!)
Suskun hislerimizi besteliyor bir gitar,
Hiçbir koro uyumlu olamaz bizim kadar(!)
Müzikle beraber bir ağızdan haykırarak
Söylenen şarkıların makamları şen şakrak.
Sanki bir köy düğünü... Bu ne halay sevdası?
Sarsıyor yeri göğü erkeklerin nidası.
Büyülüyor kızların zarif, kıvrak dansları,
Ritim tutan alkışlar coşturuyor gitarı.
Masallardan bir sahneyi andırıyor bu hal,
Bunca gül arasında bülbül olmamak muhal!

Biz böyle eğlenirken saatler akıp gitti,
Sıradan bir gün değil, sanki bir rüya bitti.
Artık güneş batıyor, hava kararıyordu,
Tenhalaşan adayı sessizlik sarıyordu.
Etrafı toparlayıp yavaş yavaş yol aldık,
Biten günün ardından Heybeli’den ayrıldık.

Marmara bu saatte mavi, durgun bir havuz...
Gecenin mehtabıyla ışıyorken yolumuz,
Anılarla yüklüydü vapurumuz bu defa,
Kelimelere sığmaz bu muhabbet, bu sefa...
Bostancı sahilinde başlayan bu serüven
Artık son buluyordu karanlık çöküyorken.
Hepimiz birer birer yolcu olduk evlere,
Hepimiz güzel birer anı yazdık deftere.

Heybeli’de çilesiz, tasasız bir gün geçti.
Heybeli’de tarifi imkânsız bir gün geçti.
Bugün veda etsek de tutkunuz Heybeli’ye,
Buluşuruz seneye böyle bir günde yine...

Mayıs 2002
İstanbul
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

NÖBET

Ölüm değişmez kural, tek değişen sırası,
Hayat denilen nöbet iki ezan arası...

Nisan 2002
İstanbul
 
Katılım
3 Ağu 2008
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

hüzünkar' Alıntı:
NÖBET

Ölüm değişmez kural, tek değişen sırası,
Hayat denilen nöbet iki ezan arası...
ikilik aklıma necib fazıl bey merhumun:

"ölürken aynı ahenk sala sesinden sızan
kulağıma doğduğum günde okunan ezan"

şiirini getirdi.

efendiler efendisinin mübarek kelimeleri ile insan bu dünyada bir ağacın altında gölgelenecek kadar bulunuyor. daha ötesi değil!
 
Katılım
24 Haz 2006
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

EŞİK

Kefen ölüye kundak, tabut insana beşik,
Ölüm kapı tokmağı, mezar kapıda eşik...

Aralık 2002
İstanbul
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap