Şehir ve Mimari Üzerine Eleştiriler

Katılım
5 Ağu 2018
#1
Mimar Cihan Aktaş’ın “Şehir Tutulması”kitabını okuduktan sonra daha farklı bakıyorum artık çevreme,mimariye ve ülkemizin imar politakalarına.Mahalle kültürünün yok olmasıyla birlikte bize dair birçok değer de yok oldu gitti.Bu başlıkta şehir ve mimari üzerine okuduklarımı ve görüşlerimi paylaşacağım.Sizler de bu konudaki eleştirilerinizi paylaşabilirsiniz.
 
Katılım
5 Ağu 2018
#2
“Mimari projelerde ve şehircilikte hafiflik,esneklik,uygunluk ve eklenti kabul etme niteliklerini göz önünde bulundurmak giderek daha önemli hale geliyor.Aksi halde elimizdeki bütün güzellikler inşaat tozunun kara büyüsüyle çarpılacak,çirkinleşmeye terk edilecek,silikleşecek ve geriye sesin sese karşılıklı gelmesine izin vermeyen betondan bir çöl kalacak”
 
Katılım
5 Ağu 2018
#3
“İnsanı,her durumda benliğini yuvasında hissetmeyi mümkün kılacak imar faaliyetleri değil de,katı operasyonlarla değiştirmeye zorlayan baskıcı imar siyaseti,akla betonarmenin gücünü itikat edinen Fransız ütopyacılarını ve Sovyet mimarlık üslüplarını getirir “(Şehir Tutulması)
 
Son düzenleme:
Katılım
5 Ağu 2018
#4
“Basık tavan,dar giriş,aydınlığı bile olmayan mutfak,toprağa değmeye izin vermeyen sıkışma bir kulübeye değil hücreye ait özellikler”(Şehir Tutulması)
 
Katılım
5 Ağu 2018
#5
Evet artık hücre tipi evlerde yaşıyoruz.Babadan kalma evi birkaç kat ve dükkan karşılığı müteahhitlere veriyor insanlar.Sözümona modern zaman,hayat,çağ kişisel hatıra nedir hiçe sayıyor. Mahalle kültürü de bitti...Sahi neydi mahalle?
 
Katılım
27 Ara 2005
#6
Mahalle kültürü bizim işte şöyle böyle yaşadığımız ama bizden önceki neslin tamamen yaşadığı bir olgu. Hepimiz 'ekmek teknesi' tadında bir mahallede yaşamak isterdik sanırım.

Şehir ve mimari üzerine eleştiler başlığını ilgiyle takip ediyorum. Teşekkürler.
 
Katılım
5 Ağu 2018
#7
“Herşeyden önce nedir mahalle?Aklıma”selam” “kaynaşma””güvenlik”ve “Barış”geliyor.Bilmekle kalmayıp,tanıyor ve tanışıyorsunuz.Göz aşinalığı var,selamın esenliği de esirgenmiyor.Eşiğinden çıkıp giderken yaşlılar ve çocuklar konusunda gözünüzün arkada kalması gerekmiyor.Egemen korku kültürüne inat küçük parkta ebeveyni refakat etmeden oynayan çocuklar kaynaşıyor.Bir apartman dairesinde yalnız yaşamakta olan yaşlı veya hasta insana yönelik göz,gönül ve kucak olabilir mahalle.Mahalle,bir bakıma geniş mi geniş bir ailedir.Engellinin,bebeğin,elden ayaktan düşmüşün beşiği de sayılabilir”(Şehir Tutulması)
 
Katılım
5 Ağu 2018
#8
90’lı yıllarda büyüdüm.Az buçuk yaşadım diyebilirim mahalle kültürünü.Kitapta da bahşedilmiş,eskiden Mahallelerimizde dedikoducu teyzeler vardı.Aman anamıza babamıza laf gelmesin diye giyimimize kuşamımıza dikkat eder yolda başımız öne eğik yürürdük.Herkes öyleydi,insanların davranışlarını düzenleyen bir oto kontol mekanizmasıydı onlar.Mahalle kültürünün bir parçası.Evler müstakil vey en fazla iki kat.Oyun oynarken herhangi birinin evine rahatça gidilir,yiyilip içilirdi.Güven vardı,herkesin herkesten haberi olurdu.Şimdi öyle mi,kimsenin kapı komşusundan haberi yok.Yüksek binalarda kimse kimsenin etlisine sütlüsüne karışmıyor,selam bile esirgeniyor.Her şehrin bir ruhu vardır.O ruhu yavaş yavaş kaybediyoruz.
 
Katılım
5 Ağu 2018
#9
Yitirdiğimiz değerlerden biri de “camii cemaati” kültürü.Evet eskiden (benim sihirli kelimem.Eskiye ait ne varsa seviyorum,özlüyorum) yerleşmeler cami merkezli yapılırdı. Beşir Ayvazoğlu’nun ‘Aşk Estetiği’kitabında okumuştum sanırım,eskiden evler camiden büyük yapılmazmış.Evler dünyanın geçiciliğini belirtmek için ahşaptan,camiler ise bakiliği göstermesi açısından taştan yapılırmış.Camilerin şehir içinde merkezi önemini yitirmesi bir dünyevilik göstergesi diyor Cihan Aktaş.Haklı.Eskiden cami cemaati vardı,o gün namaza biri gelmedi mi merak edilir sorulur,herkes birbirinin derdinden haberdar olurdu.Şimdi yerleşmeler cami merkezli değil,camiler cemaatini yitirdi bununla birlikte birçok şey de silindi gitti...
 
Katılım
5 Ağu 2018
#10
“Modernite (ve Kemalizm) bize ait olan ne varsa,elimizden alırken şiirlerle sürdürmeyi öncelemiştik haklı olarak savunmamızı.(Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey/Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin) Ne Lübnan’a öykünmesi gerekirdi,ne de Manhattan’a;İstanbul’un gökdelenlere ihtiyacı yoktu”
 
Katılım
20 Haz 2018
#12
Son zamanlarda sosyal medya hesaplarında çok sık rastladığım satırlardan ; " Öyle uzaklaşıyoruz ki birbirimizden ,öyle köreltiyor ki büyük şehirler insan yanimizi ,binalar yükseldikçe insanlık alçalıyor sanki " sitemi.

Binaların yükselmesi her geçen gün artan dünya nüfusu için kaçınılmaz belki lâkin alçalan insanlığın tekrar yüceltilmesi bizlerin elinde.Modernlestikce ( ! ) eksildik eksildik ve sonunda KAYBETTİK.Kayiplarin en büyüğü MAHALLEmiz . " Bizim mahalledekiler " diye başlayan beraberlik ,sahiplenme içeren cumlelerden ,hayatlardan , münferit yaşamların içinde bulduk kendimizi. Yaşamak değildi bu aksine yaşayamaMAkti.

Felancanin kızı , filancanin oğlu aşinaliğindan bir alt komşusunu tanımayan insanlar hâline geldik.Modernlestikce ( ! ) komsuda pişer bize de düşer umudu bitti. Ev alma komşu al ihtârı sadece sözden ibâret.Artik evin konumu , büyüklüğü ,konforu aranan şartlar arasında ön plandaydi.Modernlesmeden önce yok vardı şimdi ise var yok.Varligin içindeki yokluk yaşayamayişımız. 24 saat boyunca kamerayla izlenen güvenli evlerimizle( ! ) dev mağazalar , yükselen binalarla alçalan insanlık karşı karşıya.Oyle görünüyor ki Modernleşme kazanırsa kaybedeceğiz.
 
Katılım
6 Ara 2014
#13
Büyüyün ve çoğalın dedik, makineler de büyüyüp çoğaldılar.
Bizim için çalışacaklarına söz vermiştiler.
Şimdi biz onlar için çalışıyoruz.

Gıda miktarını arttırsınlar diye icat ettiğimiz makineler açlığı çoğaltıyorlar.

Kendimizi savunmak için icat ettiğimiz makineler bizi öldürüyorlar.

Hareket etmek için icat ettiğimiz otomobiller bizi hareketsiz hale getiriyorlar.

Buluşmak için icat ettiğimiz şehirler bizi yalnızlaştırıyorlar.

İletişim kurmak için icat ettiğimiz önde büyük iletişim araçları,
ne bizi dinliyor ne de bizi görüyorlar.

Biz makinelerimizin makineleriyiz.
Onlar masum olduklarını iddia ediyorlar.
Ve bunda haklılar.


Eduardo Galeano -Aynalar
 
Katılım
5 Ağu 2018
#15
Müslüman mimar ve müteahhitler Fransız tip evler yapıyor.İnsanların abdest aldıkları banyo ile (afedersiniz)wc içiçe.Her açıdan (sağlık açısından dini açıdan ters)yeni evler hep böyle.Bu ülkeye bazı şeylerin tohumunu atmak için çok şeyler yapıldı ve amaçlarına da ulaştılar çoğu kez. Ordan kıs,burdan kıs.Daha çok beton olsun,daha çok kat atalım cebimiz daha çok dolsun da aman gerisinin ne önemi var.
 
Katılım
5 Ağu 2018
#16
Yeni yapılan bina ve sitelere “lüks yaşam,elit life ”gibi isimler veriliyor gözlemlediğim kadarıyla.Neresinden bakarsan bak görgüsüzlük,paçozluk.İnsanların tüketim ve lükse olan hırslarını perçinliyor.
 
Katılım
5 Ağu 2018
#17
Prof.Dr.Saadettin Ökten hoca derdi ki;

Selçuklu mimarisine baktığımızda iki ilke ortaya çıkar,bunlar “nispet ve iktifa” dır.

“Yani ;ben ne yapmalıyım ki maksadım hasıl olsun ama sınırı,çizgiyi ve haddi geçmeyeyim”
 
Katılım
5 Ağu 2018
#18
Hz. Peygamberin şehircilik anlayışının özeti şudur: Komşunun ışığını ve rüzgarını kesme... (Turgut Cansever)



Türk evi yapılırken yerleşmede tümüyle topoğrafyaya uyulmuştur.Kimse kimsenin evinin içine bakmıyor,havasını,güneşini,manzarasını ,görüşünü kesmiyor...

Ya şimdi?
 
Katılım
5 Ağu 2018
#20
1- Devlet politikası olması lazım
2-Toplumsal bilinç


Toplumsal bilincin ekonomi veya kişinin sosyo-ekonomik düzeyiyle ilgisi var mı bilemiyorum ama ülkemizde var gibi duruyor.Kıt kanaat geçinen birine beş altı daire karşılığı arsasını müteahhite vermek çk cazip gelebilir.Bin tl den kiraya verse aylık beş bin altı bin tl ülkemiz işin çok iyi para.Hal böyleyken kişi bahçesinde kesilecek ağaçları, veya mahalle kültürünün kaybedilmesi gibi konuları düşünmeyebilir. Örnekler çoğaltılabilir benim aklıma gelenler bunlar. Ama en önemlisi birinci madde.Samimiyet lazım.
 
Son düzenleme:

Giriş yap