Şehr-i Ramazan-1

Katılım
30 Ocak 2010
#1
İstanbul şehrinde Ramazan, toplar, davullar ve mânilerle karşılanmadan çok evvel hazırlığı başlardı. Çamaşır yıkanır, ütü yapılır, tahtalar fırçalanır, evler temizlenir, kilerler elden geçer, iftarlıklar sahurluklar raflara dizilir; çarşı pazar işleri, biçki dikiş meseleleri bir düzene bağlanırdı.

...

Nihayet Ramazan gelir, oruç ayının ilk gecesi ile beraber teravih, iftarlar ve dolayısıyle eğlenceler de başlamış olurdu.
Ramazan'da zengin, orta halli hatta fakir, herkesin kapısı ve sofrası herkese açıktı. Akraba ve yakın dostlar arasında, davetsiz olarak iftara gitmek, bir saygı ve nezâket kaidesi idi. Buna mukabil akrabalık, ahbaplık ve komşuluk münasebetleri gereğince yapılan iftar davetleri de gene, davet edilene karşı davet edenin alâka îtibar ve saygısının bir nişanesi demekti. Onun için bir yandan eşi dostu, hısımı akrabayı ağırlamak, bir yandan fakiri fukarayı kollamak için kurulan iftar sofraları, Kadir gecesine kadar devam eder ve böylece otuz Ramazan İstanbullunun kapısı açık bulunurdu.
İftara yarım saat kala, evlerin içinde sessiz ve sabırsız bir telaş başlardı. Yüzler ruhânîleşip hafifçe solar, her zamankinden daha anlayışlı daha mülâyim olurdu. Hatta tiryakilerin abus ve kavgacı çehrelerinde bile bir îmânın felsefesini okumak mümkündü.

...

Eski insanlar namazlarını vaktinde ve bilhassa cemaatle kılmaya dikkat ve itinâ gösterirlerdi. Câmi, kalabalıkların en kolay ve en samîmî bağlarla sosyalleşebildikleri ve kendi aralarında bir âşinâlık alışverişi edip manevî bir köprü kurdukları mahaldi. Öyle ki, insanoğlu kendi kendini madde âleminin günlük boğuntusundan, iş gibi, yemek-içmek, uyku gibi mekanik esâretinden bir mânevî istiklâl bölgesinin huzur ve emniyetine atmak suretiyle hürriyete ilticâ ederdi.
Namazdaki teslîmiyet, kulun kendini inkar etmesi veya nefyeylemesi değil; belki bindiği gemi batarken, ya da ateş hattında kurşunlar tepesinden yağarken dahi onu, rahatlıkla Hakkın huzurunda tutabilen hudutsuz kudretti.

...

Devir o devir idi ki, insanoğlu henüz kendinden kaçmıyor, tahsil terbiye, meslek ve cemiyet icâbları yanında meşgul olunacak, hizâya çağrılacak tasfiye edilecek bir iç tabiatı olduğunu da kabul ederek kendi kendisinin hâkimi ve mürebbisi olmak îtiyâdını muhafaza ediyordu. Onun için de aynı insanoğlu, kendine yakın olduğu ölçüde, mekânına ve çevresine de yakın ve muhabbetli idi. Henüz hayatını hârice nakletmemiş bulunduğundan, zevki, hazzı ve neşveyi de kendinden, muhitinden uzakta aramıyor bilâkis kendinde ve çevresinde bulmaktan hoşlanıyor ve bu da onu doyuruyordu.

Sâmiha Ayverdi-İbrâhim Efendi Konağı
 
Katılım
30 Ocak 2010
#2
Şehr-i Ramazan-2

Ramazan'ın zevk ve şevk faslı ise terâvihten sonra başlardı. Namazlarını câmide kılanlar için heyecanlı tahminlere yol açan, gecenn mahyaları idi. Zîrâ mahyacılık, gelişi güzel bir heves işi, kolayına başarılır bir hüner değildi.
Birinci sultan Ahmed zamanında başladığı rivayet edilen mahyanın üç yüz senelik bir mazîsi var demekti.
Bir anlatışa göre, Fâtih Camii müezzinlerinden Kefeli Ahmed Efendinin, işleyip padişaha hediye ettiği bir çevre, mahyacılığın doğuşuna esas olmuştu. Şöyle ki, Birinci sultan Ahmed, bu çok beğendiği çevrenin üstündeki yazı ve resimlerin, minâreler arasında kandillerle işlenebileceğini düşünerek devrin hüner erbâbına bu yolda bir tecrübeye girişmelerini emretmiş ve işte nihâyet, ince bir sanat olan mahyacılık da bu suretle doğup gelişir olmuştu.
Yirminci asrın başında ise bu san'ata, son kemâl durağına vasıl olmuş denebilirdi.
Ramazan'dan on beş gün evvel elden geçirilen mahya ipleri, iki minârenin arasına gerilir ve bu hazırlığı gören şehir halkı ise Ramazan'ın ayak seslerini duymuş gibi sevinirdi.
Nihayet toplar atılır, beklenen gün gelir ve gene herkeste bir merak: "Acaba ne yazacak?" diye bir bekleyiş başlardı. İlk gece, hemen bütün câmiler "Hoş geldin, merhabâ, bârekallah.." gibi klişeleşmiş yazılarla Ramazan'ı karşılasalar da, belli olmaz, ustanın canı ister, uzun bir cümleyi gecenin esmer teni üzerine konduruverirdi.
Bu işin meraklıları, daha ilk yağ kandili karanlığın içine düşerken tâkibe başlayarak yazı tamamlanıncaya kadar seyrine doyamaz ve doğru yanlış, türlü tahminlerde bulunurlardı. Kâh kayar, kâh düşer gibi havada asılı kalan kandiller titreşe titreşe boşluğa iner ve sanki sihirli bir el tarafından çekiliyormuş gibi de mahyacının kararladığı noktaya gelerek durur ve bunu bir ikinci, bir üçüncü ışık dalgası tâkip ede ede iki minâre arasındaki yazı veya resim tamam olurdu.

Sâmiha Ayverdi-İbrâhim Efendi Konağı
 
Katılım
24 Eyl 2007
#3
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

tüm islam aleminin ramazan-ı şerifi mübarek olsun.mutmain olmayan nefsler olarak bildiğimiz ile amel etmeyi bilmediklerimizi de rabbimin öğretmesini dilerim cem-i cümlesine.
 
Katılım
27 Ara 2005
#4
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun dostlarım divan en sakin ramazanını geçiriyor :) internet imkanımı sağlarsam divanda edebiyat sohbetlerine devam etme arzusu içindeyim...

esselam
 
Katılım
30 Ocak 2010
#5
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

UluğBey' Alıntı:
ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun dostlarım divan en sakin ramazanını geçiriyor :) internet imkanımı sağlarsam divanda edebiyat sohbetlerine devam etme arzusu içindeyim...

esselam
İnşallah abi, özledik. :)
 
Katılım
27 Ara 2005
#6
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

UluğBey' Alıntı:
ramazan-ı şerifiniz mübarek olsun dostlarım divan en sakin ramazanını geçiriyor :) internet imkanımı sağlarsam divanda edebiyat sohbetlerine devam etme arzusu içindeyim...

esselam
divan en sakin ramazanını geçirmiyormuş o vakit usta !

hayırlı ramazanlar ehl-i meşveret...
 
Katılım
27 Mar 2006
#7
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

UluğBey' Alıntı:
divan en sakin ramazanını geçirmiyormuş o vakit usta !

hayırlı ramazanlar ehl-i meşveret...
eger o gün, bu günü görseydi ...............................
 
Katılım
3 Ağu 2008
#8
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

kardelen' Alıntı:
eger o gün, bu günü görseydi ...............................
maalesef öyle bir imkanımız yok. günler bütün kasveti ile insanın sırtına bindiği vakit böyle ünlemeler gayet tabii.

evvel eyyamda divanda "okuyabilseydik karşımızdakini düşüncelerini" deyu bir başlık var idi. senin bu şekilde ünlemen bana o başlığı hatırlattı.
 
Katılım
27 Ara 2005
#9
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

Uyarı: bu konuya en az 120 gündür yanıt gönderilmemiş.
Yanıt vermek yerine yeni bir konu açmanız önerilir.

:) hayırlı ramazanlar kardeş ve sair divan ahalisi . kardeş sen de olmasan ne yapacağız. divanın bekçiliğini yapıyorsun. aman ha uyarılarına devam et.ama çok katı olma yine de :)
 
Katılım
27 Ara 2005
#10
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

en son 2015 te iletiyi ben atmışım 3 sene geçmiş. yaşlanıyoruz.

hayırlı ramazanlar.
 
Katılım
19 Ağu 2007
#11
Ynt: Şehr-i Ramazan-1

Hayırlı Ramazanlar UluğBey. Ses veremesek de uzun süre, divan bizim de divanımız. Yıllar geçse de bu değişmedi ve sanırım değişmeyecek.
Selametle
 

Giriş yap