Sezai Karakoç

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Yok mu bir kahraman ki, meddin güneşe en yakın serhaddinde, kamaşmış ruhlara şöyle seslenmesini bilsin;

"Battığımız çirkeften kurtulmak için hep birden Allah'ın ipine sarılalım kardeşlerim! Med ve cezir çırpınışından, kuşku, korku ve umutsuzluk çırpınışından bizi temkin sularına erdirecek yalnız bu olacaktır.

Sürekli gece, sürekli kış, sürekli ölüm yoktur. Her an diriliş şafağının eşiğinde bulunuyoruz. Yeter ki, sırları kurcalamasını, aramasını bilelim. Gönüllerin birleşip hakikata dönüşünden ayın güneşe çevrilmesi mucizesi gerçekleşecektir.

Nefs kaygılarımızı bırakarak kutlu toplumun varoluşunda fenaya, oradan da Allah'ın varlığında bekaya yönelelim. Doğuya, batıya, bekleyen insanlığın ufuklarına dikelim faziletin anıtlarını.

"Başarı Allah'tandır" "Allah'tan başka havle ve kuvvet sahibi yoktur." "İnancıyla donanarak dünyanın en aciz halkları olmaktan çıkıp, en kudretli milleti olmasını bilelim."

Ve sonra birden bir yay gibi getilip, ok gibi uzayıp atılarak vaktin dönüşümüyle Cezir uçurumunda kivranan kutlu toplumun kalıntısı topluluğumuza şöyle desin;

"Ey kutlu avizenin yere çalınışıyla bin parçaya bölünüp un-ufak olmuş zerreleri! Umutsuzluk içinde toza toprağa, dumana ve ise, vapur bacasının karasına karışmaya başlamayasın sakın! Bu senin sonun olur. Bu en korkunç bitiş olur.

Ey mutlu mozaik parçası, yaklaş yaklaş senin gibi olmuşlara. Senin gibi aslına kavuşmayı bekleyenlere yaklaş ki, mucize soluğu üfürüldüğünde hepiniz birden biraraya gelecek ve bütünleşeceksiniz. Eski çini bütünü gibi, eski kutlu avize gibi bütün insanlıktan oluşan tapınağın avizesi olup yerine konacak ve her yanı ışıl ışıl aydınlatacaksınız.

Dayan, dayan ki; seller seni sürükleyip öbür kutlu zerrelerden uzağa düşürmesin.

Diren, diren ki; yeller seni üfürüp yanlızlığın cehenneminde kavurmasın.

Yüksel, yüksel ki; toprak, çöllerin tuzunda yakıp yandırmasın.

Yoğunlaş, yoğunlaş ki; zaman seni güveler gibi yeyip bitirmesin, erim çürüm etmesin.

Hür denizlerin inci tanesi gibi bir gün takılacağın yüzüğü, parmağı, gerdanlığı, boyunu bekle.

Sen öbürlerinin yüzüğüne kaş olacaksın. Onlar da senin yüzüğüne kaş olacaklar. Öbür kardeşlerin."

Sezai Karakoç / Gündonümü / Diriliş Mucizesi, sayfa 11-12
 
Katılım
8 May 2007
#2
Ynt: Sezai Karakoç

Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Değiştirsinler İstemezdim

Kendinden birşeyler kattın
Güzelleştirdin ölümü de
Ellerinin içiyle aydınlattın
Ölüm ne demektir anladım

Yer değiştiren ben değildim
Farklılaşan sendin
Sendin bana gelen aynalarla
Sendin bana gelen sendin

Artık ölebilirdim
Bütün İstanbul şahidim
Ben kandan elbiseler giydim
Bundan senin haberin var mı

Sezai Karakoç
 
Katılım
11 Mar 2006
#3
Ynt: Sezai Karakoç

KÖŞE



Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın

Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen

Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin

Gözlerin kac kişinin gözlerinde gezinir

Sen kaç köşeli yıldızsın



Fabrika dumanlarında resmin

Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun

Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi

Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun



Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma

Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim

Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana

Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim

Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim

Sen kaç köşeli yıldızsın
 
Katılım
31 Ara 2008
#4
Ynt: Sezai Karakoç

SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkis'in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili
En sevgili
Ey sevgili


Sezai KARAKOÇ
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#5
dost bir ses: balkonlar...

dost bir ses sezai karakoç. yılların serancamını ustadan izini sürmek her düşünce adamını mutlu edecektir. ne mutlu sezai karakoç üstadın şiirleriyle yönünü tayin eden dostlara. tüm dostlara balkon şiiriyle selamlar...

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanır ölü

Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da

Bana sormayın böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarları
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#6
Ynt: Sezai Karakoç

hsulker' Alıntı:
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
ben bu iki satıra bitiyorum,bu ne müthiş bir benzetmedir, bu müthiş ...

bu iki satır sezai karakoç ile ilgili bir incelemim başlığı idi :)

hatırlattığınız için teşekkürler...
 
Katılım
13 Nis 2008
#7
Ynt: Sezai Karakoç

Bu şiiri y.lisans derslerinde konu olarak işlemiştik. S Karakoç'un sevmediğim, ifrata kaçtığını düşündüğüm bir şiiriydi gözümde...Balkona duyulan bu antipatiyi anlayabilmam için olgunlaşmam gerekti. Çocukluğumda her çocuk gibi severdim balkonu.Ergenliğimde de öyle. Ancak evlerin mahremiyetine dahil zannedilen ama mahremiyeti fazlasıyla bozan bu alanlara çok sıcak bakamıyorum artık. Evin alanı zannedip ev kıyafetiyle fırladığımız garip bir alan. Bir de bizde balkon kullanma kültürü olmadığını düşünmüşümdür hep. Ev alan kişiler plastik doğramalarla önce balkonu kapatır. Yahu kapanacaksa sonradan bizim yaşama kültürümüze uygun olmayan bu çıkıntı niye yapılır?Bunu modern hayata tam uyumlu mimarlarımıza sormak lazım. Bizde balkon kiler vazifesi görür aslında. Fazla eşyalar, patates,soğan çuvalları oada muhafaza edilir.Ne çirkin bir görüntüdür o!
Kısacası geniş avlulu, büyük kapılı iç bahçelerde yaşamışız yıllarca. Bize özel alanlarda. Balkona alışamadık...Alışmak zorunda da değliz modern hayatın her dayatmasına...
 
Katılım
18 Mar 2009
#8
Ynt: Sezai Karakoç

nevakar' Alıntı:
Bu şiiri y.lisans derslerinde konu olarak işlemiştik. S Karakoç'un sevmediğim, ifrata kaçtığını düşündüğüm bir şiiriydi gözümde...Balkona duyulan bu antipatiyi anlayabilmam için olgunlaşmam gerekti. Çocukluğumda her çocuk gibi severdim balkonu.Ergenliğimde de öyle. Ancak evlerin mahremiyetine dahil zannedilen ama mahremiyeti fazlasıyla bozan bu alanlara çok sıcak bakamıyorum artık. Evin alanı zannedip ev kıyafetiyle fırladığımız garip bir alan. Bir de bizde balkon kullanma kültürü olmadığını düşünmüşümdür hep. Ev alan kişiler plastik doğramalarla önce balkonu kapatır. Yahu kapanacaksa sonradan bizim yaşama kültürümüze uygun olmayan bu çıkıntı niye yapılır?Bunu modern hayata tam uyumlu mimarlarımıza sormak lazım. Bizde balkon kiler vazifesi görür aslında. Fazla eşyalar, patates,soğan çuvalları oada muhafaza edilir.Ne çirkin bir görüntüdür o!
Kısacası geniş avlulu, büyük kapılı iç bahçelerde yaşamışız yıllarca. Bize özel alanlarda. Balkona alışamadık...Alışmak zorunda da değliz modern hayatın her dayatmasına...
Balkonların başka bir görevi daha vardır bizde.Balkonda,ömrünü çay kaşığını hareretli bir şekilde çevirerek geçiren amcalar ve teyzeler vardır.Mahallenin her dakikasını kaydederler.Ve mahalleden geçenleri kuş bakışı seyrederler kuşkulu bir şekilde.Balkon bazen şeref tribünü olur.Nasıl mı?İşte şöyle;sokak aralarında yapılan düğünleri izleyen sakinler sanki maçı şeref tribününden izleyen şeref sahibi insanlara benzerler :)

Ha birde şu var tabi.Balkonlar kayıp eşya bürosunun çığırtkanlarını barındırır içinde.Küçük çocuğunu sokakta oynaması için dışarıya gönderen anne,belirli periyodlarla balkona çıkar ve o dayanılmaz sesiyle çocuğunun nerede olduğunu tespit etmeye çalışır.

Modern dünyanın bir gereği olarak görülen kentsel yapılanma içindeki balkon kültürünü bizler kendi şeklimize sokmayı başarmısız.
 
Katılım
13 Nis 2008
#9
Ynt: Sezai Karakoç

PeJMüRDE' Alıntı:
Ha birde şu var tabi.Balkonlar kayıp eşya bürosunun çığırtkanlarını barındırır içinde.Küçük çocuğunu sokakta oynaması için dışarıya gönderen anne,belirli periyodlarla balkona çıkar ve o dayanılmaz sesiyle çocuğunun nerede olduğunu tespit etmeye çalışır.

Modern dünyanın bir gereği olarak görülen kentsel yapılanma içindeki balkon kültürünü bizler kendi şeklimize sokmayı başarmısız.
Gerçekten öyle.Çok utandım şimdi.Ben de yapıyorum galiba bu işi. :D Ne yapayım oğlanla böyle haberleşiyoruz. Bir daha yapmayacağım söz... :'(
 
Katılım
18 Mar 2009
#10
Ynt: Sezai Karakoç

nevakar' Alıntı:
Gerçekten öyle.Çok utandım şimdi.Ben de yapıyorum galiba bu işi. :D Ne yapayım oğlanla böyle haberleşiyoruz. Bir daha yapmayacağım söz... :'(
Yo yo estağfurullah ben budan şikayetçi değilim.Babam bir ara Avrupaya gitmişti.Oradan gelince ona oradaki insanları ve hayatlarını sormuştum.Babam ilk şunu söyledi.Çocuk yerine kedi köpek besliyorlar.Hasret kaldım şu mahallenin cıvıltısına.Böyle mutluyuz biz.Dedim ya kendimize çevirmeyi başardık modern dünyanın dayatmasını.

Bende küçükken aşağıdan zile basmak yerine yırtına yırtına bağırırdım.Anne!!!! :) O yüzden kimseye kızmaya hakıım yok... Hoş bir muhabbet oldu.Bu arada Allah bağışlasın oğlunuzu.

Selametle...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#11
Ynt: Sezai Karakoç

balkon ve ölüm metaforu bana hiç görmediğim ağabeyimi hatırlatır. kendisi daha ben dünyaya gelmeden, balkonda oynarken 2 yaşındayken balkondan düşerek vefat etmiş. bundan dolayı mıdır bilmem

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde

denilince, biraz duraksarım.


ayrıca nevakar hocam sizi burada tekrar görmek çok güzel, hoşgeldiniz...
 
Katılım
18 Mar 2009
#12
Ynt: Sezai Karakoç

Uluğbey' Alıntı:
balkon ve ölüm metaforu bana hiç görmediğim ağabeyimi hatırlatır. kendisi daha ben dünyaya gelmeden, balkonda oynarken 2 yaşındayken balkondan düşerek vefat etmiş. bundan dolayı mıdır bilmem

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde

denilince, biraz duraksarım.


ayrıca nevakar hocam sizi burada tekrar görmek çok güzel, hoşgeldiniz...
Ne söyleyeceğimi bilemiyorum ağabey...Başınız sağolsun.
 

hsulker

çok ince bir devetüyü fırçasıyla çizilenler...
Katılım
26 May 2008
#13
acılar paylaşıldıkça hafifler...

merhaba...
acılar paylaşıldıkça hafifler der cemil meriç.. bu sebepledir ki her şiir bir acı yumağını arkasından sürükler. balkon şiirini seçmemdeki amaç türk ev mimarisinin zaman kesitinde batılılaşma çabasını doyasıya hissetmesini vurgulamaktı. yoksa bir dostun acısını deşmek olamazdı. bu sebepledir ki ulubey kardeşimin acılarını hatırlattığımız için üzgünüm...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#14
Ynt: Sezai Karakoç

hsulker' Alıntı:
merhaba...
acılar paylaşıldıkça hafifler der cemil meriç.. bu sebepledir ki her şiir bir acı yumağını arkasından sürükler. balkon şiirini seçmemdeki amaç herhangi bir dostun acısını deşmek olamazdı. bu sebepledir ki ulubey kardeşimin acılarını hatırlattığımız için üzgünüm...
üzgün olmanıza gerek yok arkadaşlar, kendisinin yeri şu anda benden rahat :) benim sonum belli değil...

o ise cennette bir kuş olarak yaşam sürüyor :)
 
Katılım
13 Nis 2008
#15
Ynt: Sezai Karakoç

PeJMüRDE' Alıntı:
Bende küçükken aşağıdan zile basmak yerine yırtına yırtına bağırırdım.Anne!!!! :) O yüzden kimseye kızmaya hakıım yok... Hoş bir muhabbet oldu.Bu arada Allah bağışlasın oğlunuzu.

Selametle...
Teşekkür ederim. Allah herkesin çocuğunu bağışlasın.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#18
Yollar...

Ah, yollar, bu yollar!
Yalnızlıkta topluluk içindeymiş gibi, toplulukta yalnızmış gibi, sılada garip, gurbette sıladaymış gibi olanların yolları.
Erlerin, erenlerin, pirlerin yolları.
Mesnevi’nin, Manevi’nin, ilahilerin, na’tların, Mektubat’ların, Risale’lerin yolları.
Kıldan ince, kılıçtan keskin bu yollar. Bu dünyada Sırat’tan haber veren, haber olan bu yollar.
Şeytanı taşlama yolları, bu yollar.
Çöllerden geçirip Kabe’ye ulaştıran bu yollar.
Kıyametten alamet bu yollar.
Mahşere pencere bu yollar.

* * *
Yollar,
Ah bu yollar
Üveys-i Karani’nin, Cüneyd-i Bağdadi’nin, Beyazid-i Bestami’nin, Hallac-ı Mansur’un, Abdülkadir Geylani’nin, Ahmet Rufai’nin, Muyiddin-i Arabi’nin, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin, Bahaeddin Nakşibend’in, İmam-ı Rabbani’nin, Halid-i Bağdadi’nin, Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Hacı Bayram-ı Veli’nin, Akşemseddin’in, Aziz Mahmud Hüdayi’nin, bütün bu hazretlerin ve onlara bağlıların ve daha nice uluların yolları.

Bu yollar ki, gidip gidip Ana Yol’la birleşirler. Ana Yol’da toplaşırlar ve Tek Yol olurlar. O yol ki, imamların, sahabelerin, peygamberlerin ve Büyük Peygamber’in yoludur. O yol ki Kur’an Yoludur, Hakikat Yolu’dur. Hakikat uygarlığı olan İslam’ın yoludur. O yol ki, Allah Yoludur.
Her insanın mizaç damarından geçen bu yollar! Kanı süte çeviren, sütü bala döndüren, balı kevsere dönüştüren bu yollar.

Ah, bu yollar!
Aklın, mecnunluğun, meczupluğun ötesinde bu yollar.
Seher sarhoşluğu yolları.
Miraç gülleriyle donatılmış, ruhuna Sidretül Münteha kokuları sinmiş bu yollar.
Vecd yolları.
Aşk yolları.
Gözün kaymadığı bu yollar, gönlün bulanmadığı bu yollar.

Şiirin sözü, semanın raksı, orucun açlığı aştığı yollar. Sohbetin çileyle pekiştiği, ruh direncinin riyazetle sağlamlaştığı, kalbin ruhla desteklendiği, ruhun sırla aydınlandığı, gecenin gündüze döndüğü, gündüzün güneşleştiği bu yollar.

Ah, yollar, bu yollar!
Yalnızlıkta topluluk içindeymiş gibi, toplulukta yalnızmış gibi, sılada garip, gurbette sıladaymış gibi olanların yolları.
Erlerin, erenlerin, pirlerin yolları.
Mesnevi’nin, Manevi’nin, ilahilerin, na’tların, Mektubat’ların, Risale’lerin yolları.
Kıldan ince, kılıçtan keskin bu yollar. Bu dünyada Sırat’tan haber veren, haber olan bu yollar.
Şeytanı taşlama yolları, bu yollar.
Çöllerden geçirip Kabe’ye ulaştıran bu yollar.
Kıyametten alamet bu yollar.
Mahşere pencere bu yollar.

Ah, yollar, bu yollar!
Ruhun arınma yolları. Uyarış ve uyarılış, muştulanma ve muştulama yolları.
Tanık olunma ve tanık olma yolları.
Cihadın bin bir türlüsünün yolları.
Şeytana matem, nefse imtihan, gönle bayram olan bu yollar.
Gerçek kişiliğe ermek için benlik pürüzlerinin ortadan kaldırıldığı bu yollar.
İnsan için cehennemi şerha şerha yarıp cennete yol açan bu yollar.
İnkar Kızıldenizini ikiye bölüp inanç Tur-ı Sina’sına erdirecek Musa’nın Asası yollar.
Ölüyü dirilten İsa nefesi yolları.
Allah’ı gören Ulu Peygamber’in izi olan bu yollar.
Kandil kandil ışıklanan bu yollar.
Türbe türbe aydınlanan bu yollar.
Gökte uçan kuşların saf saf geçişi gibi zikir halkaları olan bu yollar.
Tanrı yolunda fikir halkaları olan bu yollar.
Dostluk ve barış, hakkı teslim yolları.
Tanrı’dan razı olma ve Tanrı razılığı yolları.
Nefsi ruha, ruhu hakikata adama ve kurban verme yolları.
Eleştiriden özeleştiriye, bunalımdan sükunete çıkma yolları.

Ah, yollar, bu yollar!
Ne kadar uzakta görünürler, ama ne kadar yakındırlar. İnsana şahdamarı kadar yakın bu yollar.
Haraplıktan sonra mamurluk, yıkılmaktan sonra yapılma, hastalıktan sonra şifaya erme, tutsaklıktan sonra kurtulma, öldükten sonra dirilme yolları.
Mutlak İrade önünde küçük iradelerin baş kesip erdiği büyük irade yolları.
Ahlakın en güzeli için örnek alma ve örnek olma yolları.
Bütün yaratıklara şefkat, merhamet ve sevgi ile bakan sultanların yolları.
Uhrevi alemin Süleyman mührünü taşıyan bu yollar. O mührü Mekke ve Medine’den alıp Kudüs’e, Şam’a, Bağdat’a, Konya’ya, Diyarbekir’e, Bursa’ya, İstanbul’a varmaya giden bu yollar.
Ahiret damgalı, kıyamet aşılı şehirler doğuran bu yollar.

Kıyılarında cennet üzümlerinin ve narlarının, Ahiret hurmalarının ağaç ağaç, dal dal sallandığı, muştu çiçeklerinin yaprak yaprak parladığı bu yollar.
Ne kadar taşlık ve sert görünürler, ama ne kadar yumuşaktırlar.
Ab-ı Hayat, Tuba ve Hızır yolları.
Her umut kesilen yerde kaybolmuşken yeniden beliren yollar.
Ayağa kalkış yolları, diriliş yolları, bu yollar.
Ah, yollar, bu yollar!

Makamda adlı kitabından alıntıdır...
 
Katılım
18 Mar 2009
#19
Ynt: Sezai Karakoç

Yollar...Umutla gidildiğinde cennet,yeisle gidildiğinde cehennem olur...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#20
Ynt: Sezai Karakoç

Dün olduğu gibi bugün de Hicret Yılı’nın bir Hicret günü.. Yarın da bir Hicret günü olacak..
Çünkü Müslümanlar, Hicret Adamlarıdır..İçlerinde hep Hicretin sızısını duyarlar..

Ocakta ateş mi var.. Yakında sönecektir bilirler..Yol tepeye mi çıkıyor.. Biraz sonra inecektir yamaçtan, farkındadırlar..Şimdi kılıç gibi doğan günes, sonra bomba gibi batacaktır..Yeşil ağaç kuruyacak, su çekilecek, kara kış, yazı kovalayacak ve kovacaktır..

Batılı insan, turist olur, olabilir.. Ama Hicret adamı olamaz.. Müslümansa; turistken de Hicret adamıdır..
Bu dünyada Hicrettedir müslümanlar.. Bu çagda Hicrettedirler..
Bu Ülkede Hicrettedirler.. Takvimleri Hicretle baslar..

Çile bir Hicrettir.. Çilesini bitiren müslüman, hicretini tüketip, Medine’sine ulaşmış olandır..
Her namaz, bu yerlerden bir Hicrettir..Oruç, vücûdun eşyadan Hicretidir..
Hac, zaten bir hicrettir..Zekât, bile malın maldan Hicretidir..Işte müslüman, en büyük yakınlığa ermek için, bu içiçe Hicret pınarlarından yıkanan kişidir..

Müslüman, Hicretle gusletmis kişidir..Müslüman, Hicretle teyemmüm etmiştir..
Hz. İbrahim’in Arabistan yolculuğu..Hz. Yusuf’un Mısır’a köle olarak gidişi..
Hz. Musa’nın Sina Daği’na çıkışı..Bütün bunların hepsi, büyük Hicretin sembolik muştucularidir, fetihler ve zaferler ise; Hicret yemişleri, Hicretin yemişleri..
Tarikat; yol demektir.. Derviş de bir Hicret eridir.. Tasavvufsa; bir Hicret Düğünü...
İçimizde durmamacasına Mekke’den Medine’ye gidip geliyoruz..
Mekke ile Medine arasında Hicret edip duruyoruz..Ne mağaralardan geçmiyoruz..Ne ağlar korumuyor bizi..Ne yılanlar ısırmıyor...

Dün Hicretin bir günü idi, bugün de yine bir Hicret Günü..
Her müslüman, bir Hicret dönemi geçirecektir hayatında..Fakat bir gün gelecek hicret bitecektir..Bitecektir ama, ölünceye kadar gönlünde hicretin acı ve haz karışık verimini duyacak ve tadacaktır müslüman..
Hicret baslangıçta kanla karışık bir süt akımıdir..Sonra kan azalır azalır, en son arı duru bir süt kalır..Süt ise, İslam’in şiarlarındandır..

Bu çağin insanı, dünyaya kendisini o kadar yerleşik saymaktadır ki, Hicretin gök sofrası ni’metlerinden haberli bile değildir..İçinde bir Hicret mimarisi yoktur da ondan.. Ölüme karşı hazırlıksızdır..Ölümün sesi onun için bir göç alarmı değil,bir yamyam tamtamıdır..

O ölüm önünde, yamyamlarla kuşatılmış bir beyazın duygusunu taşır..
Çocuk kaçıran bir al karısıdır, ölüm onlar için, evin önünde kişneyen, hicret zamanını sezip te kişneyen safkan bir Arap atı değildir..

Ama müslüman, ölümden önce ölüme Hicret etmis kişidir..Ölüm ona, nice yarış birincilikleri kazandırmış bir koşu atı değil midir?..
Akıncı, bir bakıma bir Hicret adamıdır..Asker, bir bakıma bir Hicret adamıdır.. Şehid, Hicretini donatıp giden kişidir..Gazi ise, Hicretten dönendir..

Biz bir kaç yüzyıldır Hicret Köprüsünü yıktık..Içimizdeki Mekke ve Medine birbirinden koptu..Kişi ile toplum arasındaki, birbirine göç ediş mimarisi çöktü..Ahiretin bu dünyadaki izi olan Hicret Adamı özelliğini anlamaz olduk..Bu dünyaya yerleşmek istedik..O yüzden bir sürgüne mahkûm edildik..Kendi kendimizden sürgün edildik.. Çağdan sürüldük.. Kendi ülkemizde, kendi evimizde sürgünüz şimdi..

HICRETIN KUTLU OLSUN VE DEVAM ETSIN..

Sezai Karakoç
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap