Şiir Harmanı

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Tanınmış/tanınmamış ayırt etmeden, şairlerimizin paylaşmaya değer gördüğümüz şiirlerini bu başlıkta toplayabiliriz.




ŞAŞIRDIM KALDIM İŞTE BİLMEM Kİ NEMSİN

Sözde senden kaçıyorum
Dolu dizgin atlarla
Bazen sessiz sevdasın
İpekten kanatlarla

Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla
Karşıma çıkıyorsun
En serin imbatlarda
Adını yazıyorum
Bulduğun fırsatlarla
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla
Sözde senden kaçıyorum
Dolu dizgin atlarla

Ne olur bir gün beni
Kapından olsun dinle
Öldür bendeki beni
Sonra dirilt kendinle
Çarpsam kara sevdayı
En azından yüzbinle
Nasıl bağlandığımı
Anlarsın kemendinle

Kaç defa çıkıp gittim
Buralardan yeminle
Ama her defasında
Geri döndüm seninle
Hangi düğüm çözülür
Nazla, sitemle, kinle
Ne olur bir gün beni
Kapından olsun dinle

Şaşırdım kaldım işte
Bilmem ki nemsin
Bazen kız kardeşimsin
Bazen öp öz annemsin
Sultanımsın susunca
Konuşunca kölemsin
Eksilmeyen çilemsin
Orada ufuk çizgim
Burda yanım yöremsin
Beni ruh gibi saran
Sonsuzluk dairemsin

Çaresizim çaremsin
Şaşırdım kaldım işte
Bilmem ki nemsin


Yavuz Bülent Bakiler
 
Katılım
8 May 2007
#2
Ynt: Şiir Harmanı

İSTANBUL UFUKTAYDI



Gurbetten, uzun yolculuk etmiş, dönüyordum.

İstanbul ufukta’ydı...

Doğrulduğumuz ufka giderken...

Sevdâlı yüzüşlerle, yunuslar

Yol gösteriyordu.



İstanbul ufuktan,

Sîmâsını göstermeden önce,

Kalbimde göründü;

Özentili kalbimde bütün çizgileriyle,

Binbir kıyı, binbir tepesiyle,

Binbir gecesiyle.



Yıllarca uzaklarda yaşarken,

İstanbul’u hicranla tahayyül, beni yordu.

Yer kalmadı beynimde hayâle.

İstanbul’a artık bu dönüş son dönüş olsun.

Son yıllarım artık

Geçsin o tahayyüllerimin çerçevesinde.



Bir saltanat iklîmine benzer bu şehirde,

Hulyâ gibi engin gecelerde,

Yıldızlara karşı,

Cânanla berâber,

Allah içecek sıhhati bahşetse...

Bu kâfî...!

Yahya Kemal Beyatlı
 

kelimelerin_ahengi

İnsan,dilinin altında saklıdır...
Katılım
18 Mar 2009
#3
Ynt: Şiir Harmanı


Bilmezmişim


Cânân ararım sende, meğer cân imişin sen
Devr eylenecek bir nice devran imişin sen,
Ben dert edinirdim seni yıllardır uzaktan;
Bilmezmişim âh derdime derman imişin sen !...

Sönmezdi gecikseydin o yangın; yanıyordum!
Dinmezdi o kan; öyle derinden kanıyordum…
Tek lütfun ecel şerbeti sunmak sanıyordum…
Bilmezmişim âh, derdime derman imişin sen!...



Bekir Sıtkı Erdoğan
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#4
Sana Bakmak...

SANA BAKMAK

her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak suya bakmaktır
sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah’a inanmaktır


YILMAZ ERDOĞAN
 
Katılım
19 May 2008
#5
Ynt: Şiir Harmanı

ETME

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için
Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üstünde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
Sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize
Sen zehri o şeker, şekeri zehrediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

MEVLANA Celaleddin Rumi
(Yılmaz Erdoğan seslendirmekte..)
 

kelimelerin_ahengi

İnsan,dilinin altında saklıdır...
Katılım
18 Mar 2009
#6
Ynt: Şiir Harmanı

"Etme" adlı şiiri paylamak amacıyla başlığı tıkladığımda şiirle karşılaşmış olmam müthiş bir tevafuktu. :)
 
Katılım
8 May 2007
#7
Ynt: Şiir Harmanı

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
..........
..........



Can Yücel
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#8
Ağır Ölüm

Ağır ağır ölür
Alışkanlığının kölesi olanlar
Her gün aynı yoldan yürüyenler,
Giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler
Tanımadıklarıyla konuşmayanlar,

Ağır ağır ölür
Tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar
Beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,
Gözleri ışıldatan esnemeyi gülümsemeye çeviren
Ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği
Küt küt attıran bir demet duygu yerine
İ harfinin üzerine nokto koymayı yeğleyenler

Ağır ağır ölür
İşlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da
Bu durumu tersine çevirmeyenler
Bir düşü gerçekleştirmek adına
Kesinlik yerine belirsizlige kalkışmayanlar
Hayatlarında bir kez bile
Mantıklı bir öğüdün dışına çıkmamış olanlar

Ağır ağır ölür
Yolculuğa çıkmayanlar
Okumayanlar,
Müzik dinlemeyenler,
Gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür
Özsaygısını ağır ağır yok ederler
Kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler
Ne kadar şanssız oldukları
Ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar
Daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler,
Bilmedikleri işler hakkında soru sormayanlar,
Bildikleri sorular hakkındaki soruları yanıtlamayanlar,

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden
Anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak
Yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır uğraştırır bizi
Muhteşem bir mutluluğun kapısına

Çeviren: İsmail Aksoy
Konaklama Evleri 2009 adlı kitapta yer alan Pablo Neruda imzalı şiir
 
Katılım
26 Kas 2008
#9
Ynt: Şiir Harmanı

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

CAHİT SITKI TARANCI
 
Katılım
26 Kas 2008
#10
Ynt: Şiir Harmanı


BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?


Necip Fazıl KISAKÜREK

 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#11
Ynt: Şiir Harmanı

SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR

siyah gözlerine beni de götür
daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşuşun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür


artık bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yollandığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asûdeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum

binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum

bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tûfanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun

usul usul intizârı çürüten
bu hercai diken, bu çılgın arzu
sürüklüyor imkânsız muştuların
eşiğine gönül vâdilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür

Nurullah Genç
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#12
Geri Gelen Mektup

Geri Gelen Mektup

Rûhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...

Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...

Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!..
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince,
Çehren bana uğrunda ölüm hâzzı verince,
Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
Gözlerle günâh işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh'ın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın,
Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!

Bir başka füsûn fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönlün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbâdan eğer mümkün olaydı.

Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler...
Halâ yaşıyor gizlenerek rûhuma "Kaabil";
İmkânı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!


Hüseyin Nihal Atsız
 

kelimelerin_ahengi

İnsan,dilinin altında saklıdır...
Katılım
18 Mar 2009
#13
Ynt: Şiir Harmanı

ÇÜRÜMEK

Her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada
Hatıralar bile
O hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar
O hatıralar ki tüyden hafif
Gök mavisinden duru
Etten kemikten uzaktırlar
O hatıralar ki
Bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar
Gel demeden gelir
Git demeden giderler
Nur topu gibi açıldıkları olur bazan
Sonra sızım sızım sızlarlar
Her şey çözülüp gidiyor bu dünyada
Bir biri içinde
Bir biri peşi sıra
Bir tad dudakta
Bir ses kulakta
Sen toprakta çürürsün canım kardeşim
Ben ayakta

Bedri Rahmi Eyüboğlu
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#14
Ynt: Şiir Harmanı


Nuh'a Gemi Resimleri

I

Gençtim şiire hevesim vardı
Büyük sözlerden utanmıyordum henüz
Alnım kırış kırıştı daha o yaşta
Bir nalbant çırağı kadar sıkıntılıydım
Atların toynaklarını yonta yonta
Çöl gemileri yapıyordum
Uçan gemiler
Bej üstüne lacivert duygular
Bırakan ruhumda
Yelkenlerine su renginde atlar koşulmuş
İçimizin karanlığından türemiş
Sayısız hayaletin
Mağripli cinlerin isimsiz ifritlerin
Kum üstünde iterek yürüttüğü
Can sıkıntısı ve boğuk neşidelerle yüklü
Sahra gemileri
Kaleleri yıkan
Şehirleri ehramları yutan
Şiir sefineleri...

II

Eğilip taşgemiden bakıyorum şimdi
Bozbulanık akşam saatlerinden geçen
Silinmiş istim almış - İskelede
Bekliyor gemi
Çelik kasların sabrıyla öyle masum ve davetkâr
Bütün yükümüzü almaya hazır
Yüzlerimizi çukurlaştıran hüznü
Zırhlarımızı ağırlaştıran
Önce kuşlarımızı uçurup dallarımızı budayıp
Gövdelerimizi soyan
Sonra her boya uygun
Bir çarmıh mıhlayan.
(Çarmıh mı dedim, bağırdım mı?
Bunu yolcular duydu mu?
Göğüslerine indirip kafataslarını
Mahzende uyuklayan şehirliler:
Mezar komşularımız
Beşkırkbeş vapurunun lahûtî figürleri
Şişko tezgâhtarlar ebedî kızlar daktilolar
Terziler hünsa çıraklar simsarlar
Memurlar kâhinler duahanlar
Gözlemci melekler
Ve öteki ruhaniler

Ufuktan belâlanmış kavimler geçiyorlar
Yoksul günümüzün dumanları içinde
Kaynıyor yukarda kazan
Kaynıyor ve taşıyor - Melekler
Sirkeciye açılan sokaklara boşaltıyorlar onu
İnsan eti kokan ucuz otellerden
Piyango gişelerinden plakçılardan
Sızan cinneti
Yarı bizans yarı taşra kılan akşamı
Bu borulara üflenen dakikalar
Kanallardan üstgeçitlerden taraçalardan
Toprağın altından, ta yedi şehir aşağılardan
Sızan fışkıran akan şehirliler
Mezar komşularımız

Ne serin avlularda göç-ricat hutbeleri
Ne inzarcı divaneleri kavmin
Ne de 'şehrin ta ucundan koşarak gelen haberci'
Hiç biri

Uykunun karanfil kokulu
Şerbetiyle ıslanmış bıyıkları
Şehre inince küçülen omuzları
Ve sıkılgan elleriyle
İnsanın dayısına benzettiği
Köylüler de yok artık
Hepsi geminin karanlık mahzenine gömüldü
Topkapı minibüsleri yuttu onları.

III
Nasıl da tükenmişiz biz yolcular
Mağrur perçemlerimizden tutulmuş
Göğüslerimiz kurumuş
Erimiş hançeremiz
Göz oyuklarımıza
Batan şehirlerin kumu dolmuş

Asık suratlarla geçiyoruz koridorları
Yorgun / inançsız
Günbatımının tabanıyla ezilmiş
Gözden çıkarılmış
Peygamber katleden kavimler gibi

Ve eriyip akıyoruz
Sulardan dışarı
Yorgun develerimizin
Biçimsiz atlarımızın üzerinde
Mağlup omuzlarımıza sitemle
Göğün ağırlığını indiren
Gözdağı veren
Meş'um çığlıkları içinde
Sahra kuşlarının


IV

Oturmak istiyorum
Biraz sıkışır mısınız
Bakın ellerim dolu
Ellerim ceplerim ve kafam
Yolcuyum/sorulur mu/nereye gidiyor bu gemi
Biraz sıkışır mısınız

Ruhumu kurtarmaya çalışıyorum
Dualarla perhizlerle susarak somurtarak
Ve gizlenerek kıyı bucak
- Biz zavallı küçük sırlar -
Biz zavallı sırlar
(küçük)
Biraz sıkışır mısınız

Öleceğim, efendim
Bir gün mutlaka öleceğim
Ama beşkırkbeş vapuru
- Kim durdurabilir onu -
Beşkırkbeşte kalkacak yine
Biraz sıkışır mısınız

Günahlarım
Tövbelerim sadakalarım
Heveslerim erdemlerim başarılarım
Kâğıtlarım muskalarım madalyalarım
Traşlı fotoğraflarım traşsız fotoğraflarım
Ruhum cesedim göz yaşlarım
Burda büyüğüm burda küçüğüm
Burda büyüğüm
Buraya sığarım buraya
Sığarım buraya sığarım
Biraz sıkışır mısınız biraz
Sıkışır mısınız
Biraz
sıkı
şır


n
ı
z​


V

Kalkıp bazı fikirleri bazı hacimlere
Koymam gerekli
Aklı sicimlerle bağlamam
Kamçılamam kamçılamam
Günlük hayatı balkondan yuvarlamam
Delilleri yok etmem hatıraları yakmam
Gerekli

Gidip kâtipleri
Muhasipleri uyandırmalı
Karıncaları yuvadan çıkarmalı
Gemiye katılsınlar

Su/Kereste
Ve uzaklık
Taşısınlar

Bal güğümünü borazanımı
Baltamı eşeğimi
Ve önsezisini eşeğimin
Almam gerekli

Önce
'Gemiye bakmak' için
Su
Ağaç
Ve derinlik

Sonra
'Gemiden bakmak' için
Susuzluk
Ve
M
i
n
a
r
e​

VI

Düşünceyi kaptan köşküne koyuyorum
Hayâlgücünü güverteye
Uykuyu yelkenlere
Ve ölümü dümene

Sonra inip gemiye kıyıdan bakıyorum
Ve bu fazlasıyla insanbiçimli
İnkâr yüklü gemiyi
Gaz döküp yakıyorum

Şüphe'yi abesle azdırılmış zekâyı
O cam gözlü geometriyi
Bin başlı levyetanı
Kabaran sulara salıyorum
- Biraz hafiflesin diye gemi -
Sonra kırk yıl peşinde dolaşıyorum onun

Ve inançla zıpkınlaya zıpkınlaya
Sonunda, 'iyi huylu' bir merak
Türetiyorum ondan
İlham'la yürüyen bir dağ,
Yaklaştıkça gizemlenen ada:
Yollarda bulunan
Ve yollarda yitirilen İthaka

Uykuyu çocuklara ayırıyorum
Gençliği annelere babalara
Umudu gemiden bakanlara bırakıyorum
Korkuyu kıyıdan bakanlara
Tufanı kendime ve biletsiz yolculara

Cahit Koytak
 
Katılım
31 Ara 2008
#15
Ynt: Şiir Harmanı

Selamınaleyküm.

GEÇİLMEZ

Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;
Eşten,dosttan,sevgiliden ayrılmadan geçilmez.
İçeride bir has oda,yeri samur döşeli;
Bu odadan gelsin diye çağrılmadan geçilmez.
Eti zehir,yağı zehir,balı zehir dünyada,
Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.
Varlık niçin,yokluk nasıl,yaşamak ne,topyekün?
Aklı yele salıverip çıldırmadan geçilmez.
Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;
Usta kaptan kılavuza varılmadan geçilmez.
Ne okudun,ne öğrendin,ne bildinse berhava;
Yer çökmeden,gök iki şak yarılmadan geçilmez.
Geçitlerin,kilitlerin yalnız O'nda şifresi;
İşte,işte o eteğe sarılmadan geçilmez!

N.F.K
 

NuN

مَنْ طَلَبَ العِلْمَ كَانَ كَفَّارَةً لِ&#160
Katılım
6 Nis 2009
#16
Ynt: Şiir Harmanı

ve aleyküm selam

Ne zaman umrumda ne mekan benim
Yarından vazgeçtim dünden vazgeçtim
Ne bu ömür benim ne de can benim
Ben seni göreli benden vazgeçtim

Derde hedef oldum sen oksun diye
Güllere yalvardım sen koksun diye
Sen yoktun yanımda sen yoksun diye
Akşamdan geceden günden vazgeçtim

Sensiz ne yurdum var ne yerim dedim
Senden sorarlarsa ne derim dedim
Belki kavuşursam üzerim dedim
Ben senin uğruna senden vazgeçtim

Serdar Tuncer
 
Katılım
26 Kas 2008
#17
Ynt: Şiir Harmanı

HÜRRİYETE DOĞRU

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikce
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...


Orhan Veli KANIK
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#18
En fazla içimde ölürsün...

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz

En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da Saçlarını!
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım


En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere


Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım

En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde


En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.

Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim

Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın

Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti

Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için

Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim

Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar

Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk


Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın

Yıkık şehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparım
Vasiyetimi yazarım......

........

Kahraman Tazelioğlu
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#19
Ynt: Şiir Harmanı

GÖZLERİN...

Miadım dolmaya fırsat beklerken,
Tükenen ömrüme candı gözlerin.
Yarına umudum kalmadı derken,
Hayata döndüğüm andı gözlerin.

Gözlerin olmadan boş bir izahtım,
Bir anda değişti kör olan bahtım,
Sarsıldı makamım, sarsıldı tahtım,
Şöhretimi yıkan şandı gözlerin.

Ne vahşeti vardı ne de çilesi,
Emsalsizdi bu savaşın hilesi,
İçten kuşatıldı gönül kalesi,
Sanki Fatih Sultan Han'dı gözlerin.

Nazarın mıh gibi çakıldığı an,
Adeta can buldu cananda bu can,
Bir yanım kesilse sendin damlayan,
Damarıma giren kandı gözlerin.

Ne kadeh kaldırdım, ne şarap içtim,
Sarhoş olmak için ben seni seçtim,
İçtikçe aşkını kendimden geçtim,
Halimi ayık mı sandı gözlerin.

İnsaf eder alev alev yakmazdın,
Hedef alıp can evimi yıkmazdın,
Bir ışık görmesen böyle bakmazdın,
Demek ki gözüme kandı gözlerin.

Uğur IŞILAK
 
Katılım
8 May 2007
#20
Ynt: Şiir Harmanı

Yakınlaştıkça kaybolan
Bir kente dönüşürdün
Keşfedilmezim olurdun
İçinde yolculuk etsem de...
Günahkar mevsimimdin.

Hiç umut yoktu sende,
O yüzden vazgeçilmezdin,
Vazgeçilmezimdin...

CEZMİ ERSÖZ
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap