Türkü

sayih

 
Katılım
29 Ağu 2007
Ynt: Türkü

sükut-u hayal' Alıntı:
Türküler bence bir milletin yaşanmışlıklarını en samimi dille anlatan halk ürünüdür.Her türkünün bir sevda bir acı bir sevinç bir hüzün vb. üzerine yazılmış olması bu bilgiyi destekliyor.Sizler de bir türkü dinlerken onun içinde sizlerden bişeyler olduğunu hissediyor musunuz?Bu bende coğu zaman olur.Türküler olmasa nasıl anlardık atalarımızın yaşadıklarını ve Tarih'in sürekli tekerrür ettiğini?
Katılıyorum; fakat Türkü dinlerken biraz sıkıldığımı belirtmek isterim.Yazınız aklıma şu soruyu getirdi
Biz çocuklarımıza üretemeyen bir nesil olarak ne bırakacağız?Yani biz atalarımızın ne hissetiğini anladık diyelim
Gelecek nesil bizi nasıl anlayacak ya da ne ile yad edecek?
 
Katılım
16 Eyl 2007
Ynt: Türkü

Dinimiz için inandığımız değerler için ve insanlık için sonsuz çaba sarfederek ve yıkıcı değil birleştirici eserler üreterek bizleri yad etmelerine vesile olabiliriz.
Nacizane fikrim selametle...
 

sayih

 
Katılım
29 Ağu 2007
Ynt: Türkü

www.youtube.com/watch?v=6RKO9RE1qEA

Sözlerini de yazmak isterdim ama bulamadım.
Umarım tariflere uyuyordur.Bu benim dinlemekten sıkılmadığım türkülerden biridir.
 

sayih

 
Katılım
29 Ağu 2007
Ynt: Türkü

NEREDESİN SEN
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Şu garip halimden bilen işveli nazlım
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Ben ağlarsam ağlayıp gülersem gülen
Bütün dertlerim anlayıp gönlümü bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiçbir tabip bu yarama melhem olmuyor
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
 

sayih

 
Katılım
29 Ağu 2007
Ynt: Türkü


ÇEŞM-İ SİYAH
İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem bahtımdır ey dost sevetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da


Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da


Canımı bağladım zülfün teline
Dost beni bıraktı elin diline
Güldü mahzuni nin garip haline
Merva nın elinden parelense de

Aşık Mahzuni Şerif
Afşin
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
Ynt: Türkü

Yüksek yüksek tepeler ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler

Uçan da kuşlara malum olsun
Ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı
Ben köyümü özledim

Babamın bir atı olsa bise de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse......

Uçan da kuşlara malum olsun
Ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı
Ben köyümü özledim


Eski zamanlarda Malkara’da 15 yaşlarında Zeynep isimli güzel bir kız vardır. Bir gün köyde Ağa’nı bir düğünü olur. Düğünde eğlenceler ve at yarışları yapılır. At yarışlarına uzaklardan gelen Ali adında bir genç te katılır. Ali gönlünü düğünde gördüğü Zeynep’e kaptırır. Köyüne dönünce babasına Zeynep’i istetir. Ali’nin Köy’ü uzak olduğundan Zeynep’in ailesinin pek gönlü olmaz ama gönüllü gönülsüz verirler. Düğün yapılır, Zeynep Aili’ni köyü’ne gelin gider. Ancak ailesinden ayrı olmaya alışık olmayan Zeynep tam yedi yıl ailesini göremez. İçindeki hasret büyüdükçe türküler yakmaya başlar, düğünlerde söyler. Zeynep’in kocası Ali’de bu duruma aldırış etmez, yeri geldilçe Zeynep’i döver, O’nu hor görür. Zeynep üzüntüsünden hastalanıp yataklara düşer. Çevredekiler en sonunda dayanamayıp Zeynep’in anasını, babasını çağırırlar. Annesi babası geldiğinde Zeynep onlara bu türküyü mırıldanır ve bir daha da iyileşemez. Bu duruma çok üzülen çevresindeki halk bu türküyü dilden dile günümüze kadar aktarmıştır.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
Ynt: Türkü

Çıktım Belen kahvesine baktım ovaya
Bay Mustafa çağırdı, dam oynamaya,
Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı,
Söz dinlemez Ormancı, çekmiş kafayı
Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

Gevenes' in ortasında, değirmen döner,
Değirmenin suları, dağından iner,
Ormancı'ya atılan kurşun, Tevfik' e döner,
Tevfik' in feryatları, yürekler deler,
Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

Gevenes' in suları hoştur içmeye,
Üstünde köprüsü var, gelip geçmeye,
Tevfik' imi vurdular, hiç mi hiç yere,
Yazık ettin Ormancı, köyün iki gencine
Aman Ormancı, canım Ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı


Muğla'nın Yatağan ilçesine bağlı Gevenes köyünde Mustafa Şahbudak adın da, 1922 yılında bir efe doğar. Babası ağadır, dolayısıyla Mustafa da bir ağa çocuğudur. Mustafa hiddetli bir kişiliğe sahiptir. Köy Muhtarı Tevfik Cezayirli en yakın canciğer arkadaşıdır. Herke bu ikilinin arkadaşlığına gıpta ile bakar Neredeyse her akşam köy kahvesinde bu iki arkadaş dama maçı düzenlerler iddialı ve dostça yapılan bu karşılaşmalar, kahvedekiler tarafından ilgi ile izlenir. Çünkü bu olayların mükafatını, izleyiciler almaktadır. 1946 yılı, Temmuz ayının sıcak bir gününde bu arkadaşlığa kan damlar, öfke seli karışır. Uğursu hadise cezaevinde sonuçlanarak, elli beş yıldır söylenegelen bir drama dönüşür.Sıcak bir temmuz günü Mustafa Şahbudak, her zamanki gibi yine köy kahvesi ne gider. O sırada kahveye Muhtar Tevfik Cezayirli'yi görmeğe, Yatağan ilçe Milli Eğitim Müfettişi ile tahsildar gelmiştir. Muhtar olmadığı için misafirleri her zaman olduğu gibi, Mustafa Şahbudak ağırlama görevini üstlenir. İki misafiri alıp yemeğe götürür. Döndüklerinde Muhtar'ı kendilerini bekler görürler. O gün iki misafirden izin isteyip, yine dama tahtasının başına otururlar. Oyunun yarısında orman memuru, Mehmet İn, çıkagelir. Mehmet, sarhoştur. Bir gün önce, komşu olan Çiftlik köyünde yangın olmuştur. 1946 seçimlerinin evrakları Yatağan'a gönderilecektir. Seçim evrakını Yatağan'a, köy bekçisinin götürmesi zorunludur. Ormancı ise, yangın evrakının bir an önce ilçeye götürülmesi için, bekçiyi Muhtar'dan ister. Muhtar:
-Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarının ulaştırılması gerekiyor. Bekçiyi gönderemem der. Bunun üzerine Ormancı ile Muhtar arasında, bir tartışma başlar. Muhtar en sonunda:
-Ayıp ediyorsun Mehmet, bize müsaade et, der.

Ormancı kahveye girip tekrar geri döner, gelir. Dama masasını bir yumrukta darmadağın eder. Mustafa Şahbudak, bu davranışa tahammül edemez ve Ormancı'ya bir tokat atar. Olayın büyüyeceğini anlayan köylüler, adamı alıp sakinleşmesi için kahvenin arka tarafına götürürler. Ormancı oradan bağırarak küfürler savurmaktadır. Küfürler Mustafa Şahbudak'ın tahammül sınırını daha da zorlar. Yerinden kalkar, Ormancı'nın üzerine yürür. Ormancı Mehmet'in, kamasını çıkarıp Mustafa Şahbudak'ın sol kolunun pazısından yaralar. O zaman, Mustafa Şahbudak Ormancıyı korkutmak için, belindeki tabancayı çıkarır, yere doğru ateş eder. İşte ne olursa, o an olur!


Muhtar, Ormancı'nın ikinci kez kama vurmaması için elini tutar. Fakat, Mustafa Bey tetiği çoktan çekmiştir... Ormancı bunun üzerine kaçmaya başlar. Mustafa Şahbudak kaçmasın diye, bir el daha ateş eder. Bu ateş de öldürmek için değil, kaçmasına engel olmak içindir. ikinci atış üzerine Mehmet in, yere düşer.

Arka cebinde tabaka olduğu için, ona hiç bir şey olmaz. Bu arada ne yazık ki, Mustafa Şahbudak, kaza kurşunu ile dostu Tevfik'i vurur. O günlerin imkansızlıkları içerisinde Tevfik'i, tahta bir sal üzerinde Muğla devlet hastahanesine götürürler. Tevfik, çok kan kaybetmektedir. Mustafa, Doktor Veli Bey'e:

Babamın selamı var, bu adamı iyileştir. der.
Veli Bey:
-O ölecek, önce senin kolunu saralım. der. O sırada Tevfik eliyle işaret edip Mustafa'yı yanına çağırarak:
-Ben ölüyorum hakkını helal et. der.
Mustafa:
-Hayır, sen ölmeyeceksin! derken ağlamaya başlar. Aslında orada herkes efelerin ağlamadığını bilir. Ancak Mustafa, arkadaşının bu durumuna dayanamamıştır.

Gerçekten de biraz sonra Tevfik, hayata gözlerini kapar. Mustafa, en yakın arkadaşını öldürdüğü için polise teslim olur, Bu olay üzerine dört yıl ceza yer. Ceza. evindeyken her gece Tevfik rüyasına girer. Ancak Ormancı'ya kini gittikçe artar. Bu acı olaydan sonra köyde kalamayacağını anlayan Ormancı, tayin ister. Kavaklıdere Orman Müdürlüğüne atanır. Aslen Marmarislidir. Emekliliğinden sonra oraya yerleşir. Doksanlı yılların başında, kendi memleketi olan Marmaris'te ölür.
Mustafa Şahbudak cezaevinden çıktıktan sonra, anılarla dolu o köyde yaşayamayacağını anlayıp, Muğla merkeze yerleşir.

Çok sevdiği, günlerini birlikte geçirdiği arkadaşını Muhtar Tevfik Cezayirli'yi tek kurşunla öldürdüğünde arkada yirmi beş yaşında bir eş ve üç çocuk bırakır. Muhtar'ın eşi Pembe, bu acıya dayanamayınca birkaç yıl sonra aklı dengesini yitirir. Oğlanın biri İzmir'e yerleşir. Diğer oğlanla kız, köyde evlenirler ve hayatlarını orada sürdürmeye devam etmekteler.

Yıllardır her şeyi unutmaya çalışan Mustafa'ya bir gün arkadaşları, Tahir Usta adında bir değirmenciden bahsederler. Bu değirmenci, annesinin akrabasıdır. Değirmenci Tahir Usta aynı zamanda türkü de bestelemektedir. İşte Gevenes köyünde yaşanan bu acı olay da bu kişi tarafından bestelenmiştir. Düğünlerde okunan, herkesin diline düşen türkü ''Ormancıdır.'' Bir gün, radyodan duyduğu bu türkü ile unutmak istediği olayları, tekrar yaşar gibi olur. Radyoyu kapatır, bu türküden çok incinmiştir.

Ormancı türküde Ormancı adı ile, Mustafa Şahbudak ise ''Bay Mustafa" adı ile yer almıştır.

Ormancı Mehmet'in bir anlık sarhoşluğunun musibetini, yıllarca pişmanlık duyarak ve memleketinde barınamayarak ödedi demek yanlış olur. Çünkü o türkü yaşadığı müddetçe kötü adam olarak anılacaktır ve tarihe öyle geçecektir.
 

Lamia

 
Katılım
8 May 2007
Ynt: Türkü

Bir Cigara İç Oğlan


Dillerden düşmeyen türkülerimizden birisi de "Bir Cigara İç Oğlan" dır. Bu türkü de Siverek'e ait yer adları, yörenin şivesi ve deyimleri bulunduğu için başka yörelere mal edilmesi mümkün olmamıştır.

Siverek'in meşhur mevkiilerinden Hacı Pınar düzünde dükkanı olan Bakkal Mahmud'un güzel mi güzel bir kızı vardır.

Olayın yaşandığı dönemde Siverek'te bulunan Süvari alayında askerlik görevini yapan bir genç Hacı Pınarındaki Bakkal Mahmud'un dükkanının önünden geçerken, babasına yardım için dükkanda bulunan kızı görünce mıhlanır kalır.

Gözü kızdan başka birşey görmez olur. Kız da bunun farkına varır. Asker bundan sonra sık sık alışveriş bahanesi ile oradan gelir gider. İki genç birbirine vurulmuşlardır. Gençlerin tavırları komşularının da dikkatini çeker. Kizin babası da işin farkına varır. Asker kızı babasından ister. Ancak bu yabancı gence verecek kızı yoktur babanın. Kız derdini türküye döker ve oğlana "Şimdi söyleyeceklerini duyunca üzülmemesi için", "Bir cigara(sigara) iç oğlan" iç ki üzüntün biraz azalsın, "Gel kapıdan geç oğlan", "Beni sehen(sana) vermezler" boşuna uğraşma beni sana vermezler der. Bu sevdaya dayanamazsın ,erimeni ve yıkılmanı istemiyorum. "Bu sevdadan geç oğlan" diye sevdiğinin umudunu kesmesini ister. Oğlan ise, içindeki sevda ateşini "Hacı Pınar'ın düzü, felek ayırdı bizi" deyip kızı vermeyen anne babayı feleğe benzeterek sitemini dile getirir. "Bakkal Mahmud'un kızı, yaktı yandırdı bizi" dizeleriyle bu sevda ateşinin yüreğini yakıp kavurduğunu dile getirir. Kız ise oğlanın kendisine de sitem ettiğini sanarak "Oğlan seni seviyem, kimselere demiyem" diyerek oğlana sevdalı olduğunu belirtir. "Anam babam vermiyor da onlara edemiyem" sözleriyle, istemeyenin kendisi olmadığını, anasının babasının vermediğini ve onlara da gücünün yetmediğini anlatmaya çalışmaktadır.

Nihayet babasının kızı vermeyeceğini anlayınca kızla anlaşarak kaçmaya karar verirler. Sözleştiği bir gece kızı atına attığı gibi kaçırır ve kendi memleketine götürür. Araya yıllar girer. Çoluk çocuk derken barışırlar. Daha sonra Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesine yerleşirler. Hayatlarının sonuna kadar burada yaşarlar.





Bir cigara iç oğlan
Gel kapıdan geç oğlan
Beni sehen vermezler de
Bu sevdadan geç oğlan di gel gel

Oğlan seni seviyem
Kimselere demiyem
Anam babam vermiyor da
Onlara edemiyem di gel gel

Hacı Pınar'ın düzü
Felek ayırdı bizi
Bakkal Mahmud'un kızı da
Yaktı yandırdı bizi di gel gel

Kekliğim avla beni
Dağlara salma beni
Gece yanında uyut
Gündüzler bağla beni di gel gel


Ramazan Özgültekin
Siverek
 
Katılım
21 Şub 2007
Ynt: Türkü

Leyla m (Yazımı Kışa Çevirdin)

Yazımı kışa çevirdin
Bak gözümde yaşa leyla´m
Viran eyledin hanemi
Vurdun taşdan taşa leyla´m

Her an gözümde perdesin
Nere baksam sen ordasın
Mevlam ayrılık vermesin
Gökte uçan kuşa leyla´m

Yardan ayrı kalmak ölüm
Söyle ne olacak halım
Böyle kader böyle zulum
Gelir garip başa leyla´m


Derleyen NEŞET ERTAŞ // Yöre Kırşehir

Sadece sözlerini okuduğumuzda çok farklı değil belki ama ezgisiyle birlikte yürek dağlayan bir şahese dönüşüyor ; türküler içinde yeri ayrıdır bende!

Ozanlarımızın kalbinden damıtılmış türkülerin tek bir satırını , hiçbir şarkıya , müziğe değişmem. Türkü saflığıyla , içtenliğiyle , yalınlığıyla ana kucağıdır , yar göğsüdür , dost omzudur. Türküler anadır , dosttur , yardır!
 

HCRTRMN

 
Katılım
11 Eki 2006
Ynt: Türkü

Kızılırmak Türküsü

Orta Anadolu köylerinden birinden ötekine gelin götürülürken Kızılırmak'tan geçen gelin alayı köprünün yıkılması üzerine suya dökülmüş, bu arada gelin de kaybolmuştur. Bu çok acıklı olay toplumu öyle etkilemiş ki dalga dalga bütün yurda yayılmıştır.

Bu ağıt o acı ile yakılmıştır. Sözü de, ezgisi de gerçekten güzeldir.

Ben o zamanlar yedi yaşındaydım. Daha kente göçmemiştik. Köyde yaşıyorduk. Köyümüzün yaşlı bir çobanı vardı. İyi bir insandı. Çobanın yakışıklı, aslan gibi bir de oğlu vardı, adı Ibrahim'di. O da babası gibi sevilirdi köyde. İbrahim, günlerden bir gün babasıyla birlikte sürüyü otlatmaya götürmüş. Akşam köye dönerken komşu köyün beyi Ismail Ağa'nın kızıyla karşılaşmış. Kız, arkadaşlarıyla birlikte kuşburnu toplamaktan dönüyormuş. İbrahim kızı görünce aklı başından gitmiş, aşık olmuş.
İbrahim'in İsmail Ağa'nın kızına aşık olduğunu köyde herkes duydu. Ama kızın babası kızını bir çobanın oğluna vermek istemedi. Fakat bütün köylü İbrahim'den yana çıktı. Kızın babasına yalvardılar. "Çoban olmak bir suç mu? İbrahim mert, dürüst bir çocuk. Ver kızını," dediler.

Sonunda İsmail Ağa yalvarmalara dayanamadı, razı oldu. Buna bütün köy sevindi. Düğün günü kararlaştırıldı. Herkes gücünün yettiğince bir yardımda bulundu. Büyük bir tören düzenlendi. Kazan kazan düğün yemekleri pişirildi. Çevre köyler düğüne çağrıldı. Kısacası o güne kadar köyümüzde benzeri daha görülmemiş bir düğün başladı. Gelin almaya gidileceği gün hava günlük güneşlikti. Düğün alayı büyük bir çoşkuyla yola çıktı. Davullar, zurnalar çalıyor, herkes, sevinç içinde halay çekiyor, oyunlar oyunuyordu.

Gelinin köyü ile bizim köy arasında üç saatlik bir yol vardı. İki köyün sınırını da bir köprü bağlardı. Kızılırmak geçerdi köprünün altından.

Öğlene doğru hava birden bozdu. Bütün gece yağmur yağdı. Sabahleyin de kesildi. Ben köyde kalmıştım. Şimdiki gibi aklımda, gelin alayının dönüşünü bekliyorduk. Fakat gelin alayı çok gecikti. Köydekileri de bir meraktır aldı. Haberciler çıkacaktı ki bir atlı geldi. Köprünün yıkıldığını, gelinin ve gelin alayından birçok atlının suya gittiğini haber verdi. Bütün köy yasa büründü. Kızılırmak için onu lanetleyen türküler yakıldı.











Bahar gelir kudurursun
Kızılırmak seni seni
Ne uyursun ne durursun
Kızılırmak seni seni

Gelin yedin kızlar yedin
Nice ela gözler yedin
Seksen doksan yüzler yedin
Kızılırmak seni seni

Gençler yersin koca yersin
Gündüz yersin gece yersin
Hakim benden sormaz dersin
Kızılırmak seni seni

Yakının var ırağın var
Zemheride bir çağın var
Bir de buzdan tuzağın yar
Kızılırmak seni seni

Atı sürdü Mehmet Özbek
Yüzü tutmuş sandı buz pek
Az kaldı ki ola helak
Kızılırmak seni seni

Parça parça etsem seni
Fabrikaya tutsam seni
Deniz olsam yutsam seni
Kızılırmak seni seni

Üzerine köprü kursam
Arzun yerine getirsem
Seni cehenneme sürsem
Kızılırmak seni seni

Söyler Veysel sözü sana
Yılda kıyan üç beş cana
Selleri eylen bahane
Kızılırmak seni seni
 

HCRTRMN

 
Katılım
11 Eki 2006
Ynt: Türkü

HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç asker'de vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür.Ailesi şiiri askerin şapkasında bulur.Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez., İstanbul'da kalır.

Hastane önünüde incir ağacı

Doktor bulamadı bana ilacı

Baştabib geliyo zehirden acı

Garip kaldım yüreğime dert oldu

Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze

Benden selam söyleyin sevdiğim gıza

Başına koysun, karalar bağlasın

Gurbet elde kaldım diye ağlasın
 

HCRTRMN

 
Katılım
11 Eki 2006
Ynt: Türkü

gemilerde talim var
bahriyeli yarim var
oda gitti sefere
nede talihsiz başım var

hani benim recebim recebim
sarı lira vereceğim
almazsan kara kola gideceğim

hani benim recebim....

gemi gelir yanaşır
içi dolu çamaşır
istanbulun kızları recep diye ağlaşır

hani benim recebim....

beyaz giyme tanırlar
seni yolcu sanırlar
geçme kapım önünden
seni benden alırlar

hani benim recebim...
 

HCRTRMN

 
Katılım
11 Eki 2006
Ynt: Türkü

Çarşambayı sel aldı

Ahmet, Abdal Deresi'nin kiyisindaki yoksul köylülerden birinin ogluydu. Kara sevdasi karsilik bulmus, Melek ona kalbini açmisti. Nisanlandilar ve Ahmet askere gitti. Aga oglu Mehmet Ali, Melek'e göz koydu. Melek, Mehmet Ali'yi reddedince, aga oglu ve adamlari tarafindan daga kaldirildi. Kötü haberi alinca firar eden Ahmet, silahini alip, yollara düstü. Gece gündüz Melek'i aradi. Bir gün yagmur yagdi, Yesilirmak tasti. Çarsamba bir anda göle döndü. Sel, Canik Daglari'ndan asagi bir çig gibi, önüne kattigi herseyi sürükledi. Selin ardindan hayat yeniden normale döndü. Abdal Deresi'nin Yesilirmak'a döküldügü yerde ahali toplandi. Derenin nehre baglandigi yerdeki kayanin üstünde, selin getirdigi iki kisinin cesedi görüldü. Cesetler, Melek ve Ahmet'e aitti. Elele tutusmus öylece yatiyorlardi. Rivayete göre büyük kaya parçasi, yedi yerinden ayrildi ve her birinden bir servi boyu su fiskirdi. Ahali dua etti. Dualar, yillardir can alan, insanlarin acisini dile getiren dizelere dönüstü.' Çarsamba'yi sel aldi' türküsü de, o aci miriltilardan dogdu. Kayanin bulundugu yere daha sonra bir su degirmeni kuruldu ve o yöre 'Degirmenbasi' olarak anildi. Ahsap degirmenin yedi tasi vardi. Yedi oluguna su veren set üzerinden yedi kez yürümek, sag ve sol omuz üzerinden yediser kez su atmak ugur sayildi. Her Hidirellez'de tekrarlanan gelenek, 1970'lerde degirmenin yikilmasina kadar sürdü.


TÜRKÜNÜN SÖZLERİ
Çarsamba'yi sel aldi
Bir yar sevdim el aldi
Keske sevmez olaydim
Elim koynunda kaldi

Oy ne imis ne imis
Kaderim böyle imis
Gizli sevda çekmesi
Atesten gömlek imis

Çarsamba yollarinda
Kelepçe kollarimda
Allah canimi alsin
O yarin kollarinda

Oy ne imis ne imis
Kaderim böyle imis
Gizli sevda çekmesi
Atesten gömlek imis

Çarsamba yazilari
Körpedir kuzulari
Allah alnima yazmis
Bu kara yazilari

Oy ne imis ne imis
Kaderim böyle imis
Gizli sevda çekmesi
Atesten gömlek imis
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ynt: Türkü

gönlüne yüreğine sağlık hacer hepsi birbirinden güzeldi ama çarşambayı sel aldı türküsünü çok severim ve hikayesi de güzelmiş

ve mümkünse istek türkü leri de isteyelim?
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ynt: Türkü

gülücüğüm' Alıntı:
arkadaşlar paylaşımlarınız için çok sağolun. yanlız benim siz den iki ricam var. beyaz giyme türküsünün hikayesini bilen varsa yazabilir mi?
bir de ben neler söyledim, sen neler duydun şeklinde sözleri olan bir türkü varmış, ama ben bulamadım :(
şimdiden çok teşekkürler..
evet bende beyaz giyemeyi isticektim :)benden önce davrandın lütfen beyaz giyme olsun ...
 

EnesBey

NesBey
Katılım
28 Ara 2007
Ynt: Türkü

Oy ne imis ne imis
Kaderim böyle imis
Gizli sevda çekmesi
Atesten gömlek imis
 

sayih

 
Katılım
29 Ağu 2007
Ynt: Türkü

derinsu' Alıntı:
Değirmen Başında Vurdular Beni



Erzurum-Mehmet Şaban Ataman-Neriman Tüfekçi





Değirmen Başında Vurdular Beni Vuy
Kirli Tütünlüğe (Oğul Oğul Oğul) Sardılar Beni

Vurma Ragıp Vurma Nar Danesiyem Vuy
Anamın Babamın (Oğul Oğul Oğul) Bir Danesiyem

Değirmen Başında Vuy Ana Tepem Vuy
Gaytan Bıyıhlaran (Oğul Oğul Oğul) Gül Suyi Serpem

Vurma Ragıp Vurma Nar Danesiyem Vuy
Anamın Babamın (Oğul Oğul Oğul) Bir Danesiyem

Atımı Bağladım Nar Ağacına Vuy
Perçemim Dolaştı (Oğul Oğul Oğul) Gül Ağacına

Vurma Ragıp Vurma Nar Danesiyem Vuy
Anamın Babamın (Oğul Oğul Oğul) Bir Danesiyem




ben erzurumluyum bunuda aysun gültekin çok güzel okuyo hikayesinide kendi diyo zaten
Bu türküyü malum dizide de dinlemiştim.Bu türkü çok içten hem de çok...
 

Mahşer

 
Katılım
20 Nis 2008
Ynt: Türkü

Mihrican Mı Deydi Gülün Mü Soldu
Gel Ağlama Garip Bülbül Ağlama
Felek Baştan Başa Kimi Güldürdü
Gel Ağlama Garip Bülbül Ağlama


Şakı Benim Şeyda Bülbülüm Şakı
Bu Dünya Kimseye Kalır Mı Baki
Sana Da Mı Deydi Feleğin Oku
Gel Ağlama Garip Bülbül Ağlama


Gonca Gül Açılır Har İle Geçer
Dertlilerin Ömrü Zar İle Geçer
Turabi Biçare Serinden Geçer
Gel Ağlama Garip Bülbül Ağlama
:'( :'( :'(