Türkçeyi sala bindirip sele vermek

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#1
merhabalar;

dedeefendi' Alıntı:
"Sal'a bindirip sel'e verdikleri için"
bu güzel sözü kimin söylediğini biliyor musunuz? sık sık kullanıyorum ama aslen kime ait olduğuna dair malumat bulamadım.

mevzuu harici amma affola!
 
Katılım
12 Şub 2009
#2
Ynt: İskender Pala'nın Köşesi...

mehmet baki' Alıntı:
merhabalar;

bu güzel sözü kimin söylediğini biliyor musunuz? sık sık kullanıyorum ama aslen kime ait olduğuna dair malumat bulamadım.

mevzuu harici amma affola!
Falih Rıfkı Atay'ın dil üzerinde yaptıkları tahrifattan sonraki itirafıdır bu söz.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#3
Ynt: İskender Pala'nın Köşesi...

dedeefendi' Alıntı:
Falih Rıfkı Atay'ın dil üzerinde yaptıkları tahrifattan  sonraki itirafıdır bu söz.
Benim aklımda Necip Fazıl diye kalmış. Hatta -sal, -sel ekleriyle ilglili olduğunu okumuştum bir yerde. Bu durumla ilgili şöyle bir dörtlüğü vardı:

"Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim...
Ya bunlar Türkçe değil, ya ben Türk değilim,
Oysa halis Türk benim, bunlar işgalcilerim,
Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim."


Ama söylediğim gibi aklımda öyle kalmış fazlasını bilemiyorum.

Bu durum daha önceki dönemlerde de sohbet konusu olmuştu:

http://www.edebiyatturkiye.com/forum/index.php?topic=4359.10
 
Katılım
12 Şub 2009
#4
Ynt: İskender Pala'nın Köşesi...

Necip Fazıl olabilir.Ben Falih Rıfkı olarak hatırlıyorum.Bildiğiniz gibi Falih Rıfkı bu "ÖZ TÜRKÇECİLİK" anlayışına sahip olanlardan ve en önde gelenlerinden birisidir.Ancak yanlış yolda olduklarını anladıklarında bunu söylediğini hatırlar gibiyim... "Dili sal'a bindirip sel'e verdik." sözünü kesinlikle Falih Rıfkı'dır söyledi diyemem...Bir araştıralım...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#6
Ynt: İskender Pala'nın Köşesi...

Evet bu makaleyi okumuştum. Fakat yine de küçük bir araştırma yapayım dediğimde bu sözün, Yavuz Bülent Bakiler'in "Sözün Doğrusu" adlı kitabında geçtiğinin ve Necip Fazıl'a ait olduğunun rivayet edildiğini gördüm. Zaman kıtlığı yaşamıyor olsam daha geniş çaplı bir araştırma yapmak isterdim. Umarım birileri vakit bulup işin aslı budur diyerek bizleri aydınlatır.
 
Katılım
10 Ağu 2007
#7
Ynt: Türkçeyi sala bindirip sele vermek

Türkçe'yi sel'e verip sal'a bindirdiler.
Bu söz Necip Fazıl'a ait. Hafızam öyle diyor.
Üstad'ı haklı çıkarmaya devam ediyoruz. Son ÖSS'de "edebî eser" demek yerine "yazınsal yaratı" denildiğini gördük.
Türkçe'yi sel'e verdiler ama bundan sonrası tufan!...
Yakında sözlük kullanmaya başlarız...
 
Katılım
12 Şub 2009
#8
Ynt: Türkçeyi sala bindirip sele vermek

alimoğlu' Alıntı:
Türkçe'yi sel'e verip sal'a bindirdiler.
Bu söz Necip Fazıl'a ait. Hafızam öyle diyor.
Üstad'ı haklı çıkarmaya devam ediyoruz. Son ÖSS'de "edebî eser" demek yerine "yazınsal yaratı" denildiğini gördük.
Türkçe'yi sel'e verdiler ama bundan sonrası tufan!...
Yakında sözlük kullanmaya başlarız...
O sözün sahibi Falih Rıfkı olmalı...Yukarıda kaynak göstermiştim...
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#9
Ynt: Türkçeyi sala bindirip sele vermek

alimoğlu' Alıntı:
Türkçe'yi sel'e verdiler ama bundan sonrası tufan!...
lisan hassasiyeti dediğimiz şey nedir? yahut şöyle mi desem: lisan ne demektir ve hassasiyetleri nelerdir?
 
Katılım
6 Ara 2014
#10
doğu perinçek ntv'de yayınlanan bir programa konuk olur ve olaylar gelişir:

spiker: sayın perinçek en ti vi olarak soruyoruz, siz iktidara gelirseniz neler değişecek?
doğu perinçek: en ti vi diyemeyeceksiniz artık mesela, ne te ve diyeceksiniz.
spiker: ...
 
Katılım
20 Haz 2018
#11
@adlena konuyu gün yüzüne çıkardığıniz ve nerden tutsak diye teredutte bıraktığınız için teşekkürler:)

Şimdi konuyla ilgili peyderpey bazı paylaşımlar sunacağım Sevgili divan üyeleri de okuyunca ortak bir karara varalim.Olur mu:)
 
Katılım
20 Haz 2018
#12
Bakiler: Öz Türkçe büyük facialar yaratacak
Şair ve yazar Yavuz Bülent Bakiler, Türk dilinin, Türk halkının kitap alışkanlığının olmaması nedeniyle kan kaybettiğini ve yıllardır emek verilerek dile sokulan kelimelerin eski kelime diye çıkartıldığını söyledi.


Şair ve yazar Yavuz Bülent Bakiler, Türk dilinin, Türk halkının kitap okuma alışkanlığının olmaması nedeniyle kan kaybettiğini belirterek, ''Yıllarca uğraşıp dilimize soktuğumuz, işlediğimiz kelimeleri 'bunlar eski kelimelerdir' diyerek dilimizden çıkartmaya çalışıyoruz ve yerine uydurukça kelimeler getiriyoruz'' dedi.

Bakiler, yaptığı açıklamada, edebiyata ilgisinin çocukluk yıllarında başladığını, halk edebiyatını annesinden duyduğu türküler ve masallarla tanıdığını kaydetti.
Batı dünyasında çocukların iyi bir seviyede yetişmesi için ders kitaplarının 71 bin kelimeyle yazıldığını vurgulayan Bakiler, bu sayının Japonya'da 44 bin, İtalya'da 32 bin, Türkiye'de ise sadece 6–7 bin olduğunu dile getirdi.
Bakiler, çocukların, bu sayının yalnızca yüzde 10'u ile konuştuklarını ve tek çıkış yolunun kitap okumak olduğunu bildirdi.
Eğitim sistemindeki yanlışlıkların, Türk dilinin bozulmasına neden olduğunu ifade eden Bakiler, şunları söyledi:

''Yıllarca uğraşıp dilimize soktuğumuz, işlediğimiz kelimeleri 'bunlar eski kelimelerdir' diyerek dilimizden çıkartmaya çalışıyoruz ve yerine uydurukça kelimeler getiriyoruz.
Halbuki kelime ne kadar eski ise o kadar faydası olur. Bunu şuna benzetebiliriz, 'İstanbul'da bin yıllık çınarlar var, biz bunu yıkıyoruz yerine akasya dikiyoruz'.
Türk dili, Türk halkının kitap okuma alışkanlığının olmaması nedeniyle de kan kaybediyor.'

''ÖZ TÜRKÇE ÇOK YANLIŞ VE BÜYÜK FACİALAR YARATACAK BİR YOL''

Bakiler, 120 bin kelimenin bulunduğu Türk Dil Kurumu sözlüğünün hiçe sayılarak, 3 bin 175 kelimelik öz Türkçe sözlüğünün kullanılmasının ''gerilik'' olduğunu, ''Öz Türkçe'' diye bir şeyin olamayacağını aktardı.
''Kelime insanın cebindeki paradır'' ifadesini kullanan şair Bakiler, sözlerini şöyle sürdürdü:
''İnsanın parası ne kadar çoksa ihtiyaçlarını o kadar rahat görür, insanın hafızasındaki kelimeler ne kadar çoksa o ölçüde başarılı olur.
Ama hafızasında az kelime bulunanlar, hem birtakım eserleri okuyamazlar, okusalar da anlayamazlar.
Öz Türkçe çok yanlış ve büyük facialar yaratacak bir yol. Eğer öz Türkçe konuşacaksak da öz Türkçenin kurallarına uymak gerekir.
Mesela öz Türkçede kelime c, f, ğ, h, j,l, m, n, p, r, ş, v, z harfleriyle başlamaz. Bizim alfabemizde 29 harf var bunun 13 tanesini atmak facia olur.''
Türkiye'deki yayınevlerinden çıkan bazı kitapların üstünde ''Günümüz Türkçesine çevrilmiştir'' ifadesinin çok acı olduğunu kaydeden Bakiler, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir yanlışlığın bulunmadığını dile getirdi.
İngiltere'de bir gemi kaptanıyla konuştuğunu, 390 yıl önce yaşamını yitiren Shakspeare'in kitaplarını rahatlıkla okuyabildiklerini anlatan Bakiler, Türkiye'de yakın zamanda yazılmış eserlerin bile anlaşılamadığına dikkati çekti.
Bakiler, Namık Kemal'in ''İnsanın bildiği kelimeler zekasıyla eşdeğerdir'' sözünü hatırlatarak, batılı bilim adamlarının da böyle düşündüğünü belirtti.
Gelişim çağındaki çocukların kendi dillerini öğrenmeden, özellikle çizgi filmlerle yabancı dile maruz kaldığının altını çizen Bakiler, bu çocukların gelecekte toplumdan kopuk ve geleneklerinden uzak olacağını vurguladı.
Bakiler, günümüz haber dilinin de istenen düzeyde olmadığını, bir kelimenin birçok değişik anlamda kullanılmasının dildeki kısırlığın göstergesi olduğunu söyledi.
Gördüğü Avrupa ülkelerini anlatacağı bir kitap yazma düşüncesinde olduğunu belirten Bakiler, ayrıca siyasetçi ve gazeteci Osman Yücel Serdengeçti ile ilgili bir de biyografik eser yazacağını sözlerine ekledi.
Kaynak : AA
 
Katılım
20 Haz 2018
#13
İsimden nisbet sıfatları yapmak için kullanılan bu sel-sal eklerinin
hemen her kelimenin arkasına yapıştırılmasından güzel Türkçemiz adına
üzüntü duyan ve kaygılanmaya başlayan Prof. Dr. Ziyaettin Fahri
Fındıkoğlu, bir yazısında şöyle demişti:
"Türkçeyi sal'a bindirip sel'e verdiler!."
Fındıkoğlu, bu "sal" ve "sel" eklerinin Fransızcadan alınmasına ve
Arapçanın (î) aidiyet ekinin yerine konulmasına şiddetle
itirazediyordu ve bir yanlışın yerine başka bir yanlışın getirilmesini
dilimiz açısından kat'iyyen doğru bulmuyordu.
Prof. Dr. Z. F. Fındıkoğlu'nun üzerinde durduğu birinci
yanlış,Arapçadan aldığımız (î) aidiyet ekiyle nisbet sıfatları
yapmamızdı. Çünkü Türkçemizde, on ayrı şekilde, isimden sıfat yapmak
mümkünken Arapçanın (î) ekini almamız yanlıştı. Bu, aynı zamanda
dilimizi fakirleştiren biryoldu. Prof. Dr. Fındıkoğlu'na göre,
Arapçadır diyerek (î) aidiyet ekini atmak, bu defa Fransızcanın sal-
sel eklerini dilimize bulaştırmak ikinci bir yanlıştır.
Ben, çeşitli vesilelerle, isimden sıfat yaptığımız bu (sal) ve (sel)
eklerinin Fransız gramerinden alındığını, Fransızcaya da Lâtinceden
geçtiğini söylediğim zaman, şiddetli itirazlarla karşı karşıya kaldım.
Şimdi konuyu burada tekrar ele almak istiyorum. Bu (sal) ve (sel)
ekleri Türkçe mi Fransızca mı? Dilimize bulaştırılan bu ekler,
Türkçemizi zenginleştirdi mi, fakirleştirdi mi?
Bizim, Cumhuriyet devrimimizin en önemli yazarlarından biri, Falih
Rıfkı Atay'dır. Atatürk'ün en yakın çevresinde bulunan, yıllarca
milletvekili olarak çalışan ve Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde
başmakaleler yazan Falih Rıfkı atay'ı, bugüne kadar okumayanlar
ziyandadırlar. Bana göre, ÇANKAYA isimli eseriyle Cumhuriyetimizin ilk
yıllarını, Atatürk'ü ve Atatürk inkılâplarını en iyi bir şekilde
anlatanların başında, Falih Rıfkı Atay bulunuyor. Onun Türkçesini,
büyük bir zevkle okuduğumu burada, bilhassa belirtmek istiyorum. Bu
(sal) ve (sel) eklerinin yanlış eklerinin yanlış kullanıldığına dair,
size bir de Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu'nu şahit göstereceğim.
Tahsin Banguoğlu, bizim Türk Dili ve Edebiyatı profesörlerimizden
biri. Türkçenin Grameri isimli, 628 sayfalık ilmî bir eseri var.
Banguoğlu'nun eski Millî Eğitim Bakanlarımızdan olduğunu da ayrıca
belirtmek istiyorum. Şimdi burada, Falih Rıfkı Atay'la, Prof. Dr.
Tahsin Banguoğlu arasındaki bir konuşmayı size özetlemek istiyorum. Bu
çok önemli konuşma, daha sonra Tahsin Banguoğlu tarafından kaleme
alındı ve Dünya gazetesinin 16-17-18-19 Eylül 1965 tarihli
nüshalarında yayımlandı.
Prof. Dr. Banguoğlu, yazısına şöyle başlıyor; diyor ki:
"Dil bahislerinde, sayın Falih Rıfkı Atay'la, eskiden beri, kolay
anlaşırız. Ondaki anadil hâkimiyeti ve katıksız dil zevki, bendeki -
karınca kararınca- dil bilgisi ile karşılaşınca, hemen her defasında,
aynı görüşe varmışızdır. Geçenlerde bana sordu:
- Bu sel'li sal'lı kelimelere şimdi ne diyorsun?
- Gene uydurma diyorum... Bilirim, sen bunlardan hiç hoşlanmazsın.
- Hiç! Dedi. Senin bu nisbet sıfatları üzerine bir incelemen vardı.
Onu yeniden okumayı isterdim.
- Göndereyim, dedim. 1943 yılında Ülkü dergisinde çıkan 3 parça
yazının kesitlerini kendisine gönderdim. Dostum Atay, bir Pazar
Konuşması'nda bunlardan bahsetti. Bu incelemeyi yeniden Dünya'da
yayımlamayı okurlarına vaat etti!"
Prof. Tahsin Banguoğlul diyor ki: "Demek ki dilimizi millîleştiriyoruz
derken de, yine yabancı dillere özenmişiz. Önce, bütün bu medeniyet
dillerinin Türkçeden geldiğini iddia edecek kadar ileri varmışız.
Bunun pek çiğ kaçtığını görünce de bu uydurduğumuz ekleri savunmak
için: "Canım bunlar zâten Türkçede var, uysal gibi, kumsal gibi"
demişiz. Aslında, o kelimeler de bir şey ifade etmez.
Meseleyi, bizim gibi dil kompleksinden, aşağılık duygusundan uzak,
sadece dilin ihtiyaçları ve imkânları açısından görenler, baştan beri
bu türlü tasarrufları hoş karşılamamışlardır. Bize göre burada da
doğru yol önümüzdedir. Fransızcada olduğu gibi, Türkçede de anlam
incelikleri ile isimden sıfat yapan, bir sıra ekler ve şekiller
vardır."
Böyle söyleyen Prof. Dr. T. Banguoğlu, Arapçada sadece (î) ekiyle
isimden sıfat yapıldığını, Fransızcada 6 türlü isimden sıfat
yapıldığını Türkçede ise, 10 ayrı şekilde, isimden sıfat yapıldığını
belirtiyor. Böylece Fransızların sel ve sal ekleriyle isimden sıfat
yapılınca, Türkçemizin zenginliğinin bozulduğunu, dilimizin
fakirleştiğini iddia ediyor.
Dil bilginimiz Prof. Banguoğlu'na göre, Türkçede 10 ayrı ekle ve
şekilde isimden nispet sıfatı yapmamız mümkün. Banguoğlu, Türkçemizin
zenginliğini, örnekleriyle şöyle açıklıyor:
1 - (lik) ekiyle isimden sıfat yapmamız: Şahsî değil, kişisel değil
Kişilik
2 - (den) ekiyle isimden sıfat yapmamız: Ananevî değil, geleneksel
değil Gelenekden
3- (si) ekiyle isimden sıfat: Abidevî değil, Anıtsal değil, Anıtsı
4- (li) ekiyle isimden sıfat: Tecrubî değil, Deneysel değil, Denemeli
5- (ce) ekiyle isimden sıfat: Dinî değil,Dinsel değil, Dince
6- (ci) ekiyle sıfat: Teessürî değil, Duygusal değil, Duygucu
7- Tayinsiz isim takımıyla: Ruhî değil, Ruhsal değil, Ruh (hâli)
8- Sıfat olan madde isimleriyle: Madenî değil, Madensel değil, Maden
9- Sıfat olan yer ve yön isimleriyle: İptidaî değil, ilksel değil, İlk
(öğretim)
10. Başka fiil üremeleriyle: İstillaî değil, Kaplamsal değil,
Kaplayıcı
Prof. Banguoğlu, bu örnekleri verdikten sonra diyor ki: "Burada
görüldüğü gibi,Türkçemizde 10 türlü, isimden nispet sıfatı
yapılmaktadır. Hâlbuki bu nispet sıfatları Arapçada tek şekillidir.
(î) aidiyet ekiyle yapılmaktadır. Biz de Fransızcanın sadece sel ve
sal ekleriyle isimden sıfat yapmaktayız!"
Biz, Fransızcanın bu sel ve sal eklerini de çok yanlış olarak
kullanıyoruz. Meselâ: Kamu alanı, ev artıkları, sanat çalışmalarım,
elektrik akımı.... Gibi doğru ifadeleri çarpıtıyoruz: Kamusal alan,
evsel artıklar, sanatsal çalışmalarım, elektriksel akım..." diyoruz.
Meselâ bizim bir Bölge Valimiz var. Bu doğru bir tamlamadır. Ama
Başbakan ne zaman o Bölge Valimize gitse, ondan mutlaka "Bölgesel
sorunlar hakkında bilgi almaktadır." "Bölgesel sorun" ifadesi
yanlıştır. Eğer bu ifade doğru ise "Bölge Valimize de Bölgesel Vali"
dememiz gerekir. Bizim bankalarımız ev alanlara ev kredisi veriyor. Ne
kadar garib: Tarımla uğraşanlara da "Tarımsal kredi" açıyor. Olur mu?
Tarımsal kredi ifadesi doğru ise: Ev kredisi demek yanlıştır. Evsel
kredi dememiz gerekecektir. Bazı kimseler sanıyorlar ki, Fransızın bu
sel-sal eki hangi kelimenin kuyruğuna yapıştırılırsa, o kelimeyi
derhal öztürkçe yapar. Tarih Arapça; Tarihsel öztürkçe! Kent Farsça
bir kelime. Kentsel ise öztürkçe! Ne kadar yanlış! Sal ve sel eklerini
hiç sevmiyorum.
CEVAP:
Hatice, yazıyı okudum. Sel-sal ekleriyle ilgili tespitler doğrudur
ancak Y.B. Bakiler'in Arapça'dan alınan nisbet î'sine muhalefet etmesi
yanlıştır. Biz Arapçayla bin yıldan fazladır iç içeyiz. Kitabımız
Arabî lisan iledir. Cennet lisanı Arapça'dır. Dilimize Hıristiyan
Frenk dili Fransızca'dan, İngilizce'den geçen bir ekden, bir kelimeden
elbette rahatsız oluruz ve bunu istemeyiz. Ancak, atalarımızın Arapça
ve Farsça'dan aldığı her kelime, ek ve tamlamayı dilimizin zenginliği
sayarız. Yavuz Bülent, dinî hassasiyetleri gözetmediği için hadiseyi
kavmiyyetçilik nazarından mütalaa ediyor. Bu bakımdan çok kere yanlışa
düştüğü görülüyor. Serbest şiir de yazan Bakiler, yeri geldiğinde
Üçüncü Yeni'nin eleştiri oklarına hedef olabileceklerden biridir.
Selamlar.
Sefa Koyuncu
 
Katılım
20 Haz 2018
#14
Türkçeyi sala bindirip sele vermek.

Dili sadeleştirmek gayesiyle "sal" ve "sel " ekleri ile olur olmadık sözcük turetenler için Necip Fazil'in kullandığı bir söylem olarak karşımıza çıkıyor.

Bu eklerin Fransızca olduğu ,Türkçeye uydurulmak istendiği savlarini çürüten bir yazı okudum Türkçenin Diriliş Hareketi adlı sayfasından.(Dileyen bakabilir Hasan Şahin Kızılcık ) o paylaşımı özetle sizlerle paylaşmak istiyorum:

+sAl / +sl eki Türkçedir! (Türkçeyi sala bindirip sele verdiler diyen Arapça tutkunlarına inanmayın.)

+sAl eki Türkçedir.Turkce olmayan ve Fransızcadan benzetilerek gelen ek +Al ekidir.(Türkçede böyle bir ek de vardır lakin kullanımları farklıdır.)
Türkçede +sAl ilk kez uysal sözcüğünden saptanmıştır.(Ahmet Vefik Paşa ,Lugat-i Osmânî 1876)

Daha sonra DLT 'de de bu ekin var olduğu görülmüştür.

-danal: saman kesmiği (dan: arpa)
-arsal :kumral (ar:kestane rengi)

Ve daha nice örnek.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
#15
atalım ve kurtulalım bu arabi ve farisi kelimelerden.
atalım ve kurtulalım bu arabca ve farsça sözcüklerden.

aynı manada mı bu iki cümle şimdi? tedaisi ve ihsası yahut öztürkçecilerce söyleyelim: çağrıştırdığı ve duygulandırdığı/duygulandırması aynı mı?

attık ve kurtulduktan sonra ne yapalım? pazara gidelim hem pırasa hem lahana alalım... ama dur pazara da gidemeyiz pazarı da atmamız lazım. pırasa ve lahanayı da atalım. hem zaten... iyi ama "hem"i de atmamız lazım. en iyisi sadece gidelim alalım. ata ata elimizde sadece fiiller kaldı nasıl olsa! ata biner gideriz. hah bu oldu.

şiir şart şiir. şahsiyet ve seciye yerine karakter ve kişilik; sabrın yerine katlanmanın ikame edilmesi şiir bilmemek ile mümkün. aman efendim var olun. biz gibi karabudun türklerini abad ediyorsunuz.

hoşça bakın zatınıza diyeceğim ama olmaz. şöyle diyeyim: "esenlikle bakınız kişiliğinize" (esen dahi olmadı. özür dilerim öztürkçeçi büyüklerim. örümcek ağı gibi sarmış arabca ve farsça türkçemizi. kurtarın bizi lütfen)

tevbe estağfirullah.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap