Türkiye'de Uygulanan Başörtüsü Yasağı!!!

Katılım
29 Ocak 2008
#61
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

Koyacaksın bunları zaman makinesine...
Ortaçağlar Avrupası'nda okuma-yazma bilmek sıra dışı bir mazhariyetti; eğitim hayatının bütün süreçleri Kilise tarafından finanse edilir ve denetlenirdi.
Dini bütün bir Hıristiyan olduğuna kimsenin şüphe duymadığı bir adam, bir şekilde okur-yazar sıfatı kazanmış olmasına rağmen Kilise örgütlenmesinin dışında ise kökenini belirtmek maksadıyla o kişiye Laik denirdi. Laikos ise Kilise örgütünün dışında kalan bütün halk. Bilumum okur-yazar takımını kendi mekanizması içinde tutan Kilise, sadece din ve iman değil, ideoloji, felsefî kanaat, sanat ve eğitim faaliyetleri konusunda da müthiş bir tekel tesis etmişti.

Daha sonraları insanların doğuştan eşit ve devredilmez bazı haklara sahip olduğu fikrinin galebesiyle birlikte eğitimin herkes tarafından paylaşılması gerektiği düşüncesi ön plana çıktı; eğitim yaygınlaştı ve Kilise tekelinden çıkarak "laik" hükûmetlerin denetim ve yönetimine girdi. Bizde bu gelişme, gecikmeli oldu; eğitimin laik nitelik kazanması XIV. asırda başladı. Bizdeki hâkim eğitim felsefesi, kısaca, "bir okul bin hapishane kapatır" vecizesine yaslanıyordu ve aydınlatmacı bir öze sahipti; bu öz, eğitim yoluyla insan tabiatının değiştirilebileceği inancından kaynaklanır. Kadınlar da dahil herkes okumalı, muasır dünyayı tanımalı, devrin ilmiyle temasa geçerek aydınlanmalıydı. Modern eğitim felsefemizin kurucuları ilginç bir hipotez geliştirmişlerdi; buna göre dindarlar, hükümetin okullarına güven duymaz ve verilen eğitimi küçümserlerdi. Türkiye, yıllarca "her köye bir okul" sloganı ile eğitimi yaygınlaştırmak için büyük gayret sarf etti. O günlerden kalan tatlı bir yâdigar olarak, "Haydi kızlar okula" kampanyası zannederim hâlâ yürürlüktedir: İlkokula git fakat üniversitede dur!

Neticede hipotez yanlış çıktı, çünkü Türkiye'nin temel meselesi dindarlarla laik hükümet taraftarları arasında gerilim değil, nüfusun köylerden şehirlere hızla akmasıydı. Bugün nüfusunun % 70'i şehirlerde yaşayan Türkiye'de herkes, kızlar da dahil, çocuklarını okutmayı, modern süreçlere katmayı hayatının gayesi haline getirmiş durumda.

Erkek çocuklarda problem yok fakat kızların okuma arzusu baş ağrıtıyor ve bir süredir devletin büyük bürokratları, "okuyun dedik ama, bu kadar da değil" diye homurdanmaya başladılar ve dindarların laik eğitime karşı direneceği hipotezini bir kere daha duvara toslattılar: "Tamam, okuyun ama, başını örteceksen okuma" diye mızıkçılık ediyorlar şimdi; bir yandan "haydi kızlar okula", öbür yandan "eşarbını yan bağlama". Nedir bu; büyük tutarsızlık! Aydınlanma efsânesinin sonu. Bahaneler gülünç, gerekçeler tenkide bile değmeyecek ölçüde çocukça. Hırs arttıkça gerekçeler ciddiyetini kaybederek, "biz de bu kızlara kırık not veririz" derekesine kadar düştü. Saçmalık diz boyu.

Milletin "hoca" diye peşinen büyük hürmet gösterdiği, nihâyetsiz kredi açtığı adamlar bunlar. Unvanları kâğıt üstünde zemini sarsıyor ama ağızlarını açtıklarında La Fontaine'nin kargasına dönüveriyorlar. Çok mühim gelişmedir; Türk toplumu akademik intelijansiyasının sığlığını görüyor ve fark ediyor. Türk üniversitelerinin dibe vurduğu andır bu. Öyleyse iyimser bir yorum geliştirelim; irtifâ kaybedecek yer kalmadı; bundan sonrası üniversitelerimizin, bilim anlayışımızın, -Hüsamettin Aslan'ın güzel buluşuyla- "epistemik cemaat"imizin, çağdaş değerlere doğru yükselişe geçmesini bekleyebiliriz.

Başörtüsü dâvâsı yarın çözülse irfânımıza ne ilâve olunacak; sadece yitiğimizi bulmuş olacağız fakat bu "dogmatik hoca" takımının bilim, bilim felsefesi ve bilim hürriyeti konusundaki cehâleti başörtüsünden daha acıklı bir faciadır ve hiçbir anayasa tadilatı bu hicrânı telâfi edemez.

Bir zaman makinesi olacak; koyacaksın bu dogmatik hoca takımını makineye; dooğru 1936 Almanyası'na!

(alıntı)
 
Katılım
26 Nis 2007
#62
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

kartanesi' Alıntı:
Başörtüsü dâvâsı yarın çözülse irfânımıza ne ilâve olunacak; sadece yitiğimizi bulmuş olacağız fakat bu "dogmatik hoca" takımının bilim, bilim felsefesi ve bilim hürriyeti konusundaki cehâleti başörtüsünden daha acıklı bir faciadır ve hiçbir anayasa tadilatı bu hicrânı telâfi edemez.

Bir zaman makinesi olacak; koyacaksın bu dogmatik hoca takımını makineye; dooğru 1936 Almanyası'na!
Güzel bir yazı.. Sağolasın..
 
Z

ZeRRe

#63
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

dün gece yine bir tevizyon programında başörtümüzü tartişıyorlardı.
orda olsaydım onlara söyle derdım bıkmadınız mı başörtümle ugraşmaktan
bıkmadınız mı bıze ayrımcılık yapmaktan
demokrası dıyorsunuz özgür ülke diyorsunuz
hani bizim özgürlüğümüz...
üniversıte kapısında başötünüz çıkartın içeriye gıremezsınız denıldıgınde o kadar kötü hıssetmıstım kı kendımı cevreme baktıgımda mını etegıyle sacma sapan kıyafetlerıyle piercing dolu yuzlerıyle elini kolunu sallayarak giren ögrencılere görüyordum.Bumu turkıyenın özgülügü...

ve o anda universite sıralarında yakapaça gözaltına alınan
coplanan eziyet gören başörtülü ablalarımızı düşündüm yaa onların hissetıkleri ???
 
Katılım
29 Ocak 2008
#64
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

Sıra, çarşaflı erkek provokasyonunda

Başörtüsüyle ilgili Anayasa değişikliğinin Meclis'teki ilk görüşmelerini ibretle takip ettik. CHP sözcüsü, "burası, oruç için insanların bıçaklandığı bir ülke..." deyince tüylerim diken diken oldu.
"Türban serbest bırakılırsa üniversitelerde kan gövdeyi götürecek" diye korku salanlar, felaket tellallığı yapanlar sadece CHP'liler değil. Bazı üniversite rektörleri, gazetelerini savaş karargâhı haline getiren bir kısım yayın yönetmenleri; ısrarla "göreceksiniz, başı kapalılar, başı açık olanlara baskı yapacak, üzerlerine saldıracak" diye bas bas bağırıyor.

Bu, insafsız bir provokasyon davetidir, paranoyakça bir tahriktir. 27 Mayıs darbesinin öncesinde de, aynı zihniyet, aynı cephe, üniversitelerde gençlerin kıyma makinelerinden geçirildiğini yaymıştı, manşetlere taşımıştı. 28 Şubat sürecinde, "irtica geliyor" senaryosuna konu mankeni yapılan Ali Kalkancı'lar, Fadime Şahin'ler dün gibi hafızalarımızda değil mi?

"Görün bakın, başı açıklara nasıl saldırılacak" diyenler alenen bazı yerlere, çete artıklarına mesaj mı gönderiyor? "Daha ne duruyorsunuz, değişiklikler Meclis'te görüşülüyor, gün bugündür, niye başı açıklara saldırılar düzenlenmiyor?" mu demek istiyorlar? İzmir'de meydanlarda çarşaf yakılması bir işaret fişeği mi?

Önümüzdeki günlerde herkesin çok dikkatli olması gerekiyor. Provokatör genç kızlar, başı kapalı olanların arasına sızıp, hatta erkeklere çarşaf giydirilip, bazı himayelerle üniversite bahçelerine sokulup, başı açıklara herkesin gözü önünde saldırılar başlayabilir. Şehirlerin işlek caddelerinde, özellikle de muhafazakâr olarak bilinen şehirlerimizde akla hayale gelmeyecek saldırılar tertipleyebilirler. Sünni-Alevi yangını çıkarmak için nasıl Çorum gibi, Sivas gibi bu konuda hassas olan şehirler seçilmişse, bu meselede de aynen öyle düşünürler. Konya'yı, Kahramanmaraş'ı seçerler. "Sütçü İmam, kadınlarımızın başındaki örtüyü çeken Fransızlara nasıl saldırdıysa, biz de onun torunlarıyız" dedirtecekleri sabıkalıları, ilaç kullananları, meczupları bulmakta hiç zorluk da çekmezler... Üç beş ajan provokatör, örterler başlarını, tutarlar kızların saçlarından yerlerde sürüklerler... Yaparlar mı? Yaparlar. Çünkü bunların insafı, merhameti, Allah korkusu yok. Solcu bilinen yazarlar, akademisyenler, gazeteciler peş peşe katledilip, faili meçhuller listesine kaydedilirken, bu cinayetlerin zanlıları olarak dindarlar ilan edilmedi mi bu ülkede?

Evet, esas tehlike budur. Koskoca rektörleri, koskoca parti sözcülerini, koskoca genel yayın yönetmenlerini haklı çıkarmak için yaparlar bunları.

Hâlbuki bu ülkede inanç farkından dolayı hiçbir zaman kavga, sürtüşme olmamıştır. Millete mal edilmeye çalışılan bütün hadiseler tertiptir, ideolojiktir, rejim kavgası isteyenlerin işidir. Bu millet zulmetmez. Gidip Yunanistan'da Atatürk'ün evini dinamitlemez... 6-7 Eylül'de Rumların, Yahudilerin mallarına, canlarına kastetmez... Hrant Dink'i katletmez. Kendi yazarlarını, aydınlarını vurmaz. Gençleri birbirini üniversitelerde kurşunlamaz. Ama evlatlarımızın beyinlerine ideoloji çimentosu dökülürse, gazeteler marifetiyle, üniversite hocalarının tahrikiyle aramıza kin ve nefret tohumları ekilirse, farklı düşünenlerin vatan haini olduğu bazı zihinlere kazınırsa, ellerine silah tutuşturulursa, hapa alıştırılırsa, makul sesler de susturulursa millet ne yapsın?

Uyanık olalım. Bize şimdi Mevlânâ yüreği lazım. Soğukkanlı olalım. Tahriklere, çirkinliklere, saldırılara asla tepki vermeyelim. Devletin emniyet güçleri, güvenlik güçleri, adliyesi var. Oyuna gelmeyelim...
???
 
Katılım
21 Ara 2007
#65
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

Başörtüsünün üniye gıremeyecegını soylıyenlere sunu sormak lazım.

Benim bacımı almıyorsan
beni neden alıyosun o benım kardesım
halıyle benimle aynı fıkırde,dusuncelerı,ıdeolıjısı aynı bunu nasıl halledıceksin..?
 
Z

ZeRRe

#66
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

ay sagolsaın yaa sufı burda öyle bir haksızlık söz konusu kı!
bu konuya degınmene cok sevındım
 
Katılım
26 Nis 2007
#67
Evet, Yalnızsınız!

Evet, yalnızsınız!

Laik asabiyet cephesinden bir üniversite hocası, CNN Türk'teki 5 N 1 programında "Kendimizi çok yalnız hissediyoruz" dedi. Başörtüsü yasağının sona ermesi, cumhuriyet tarihinin en büyük felaketi olacakmış.

Bu felaketin önüne geçilmemesi halinde her şey bitecekmiş.

Laik cumhuriyet için ayağa kalkma zamanıymış.

Kendileri üzerlerine düşeni yapmaya hazırlarmış.

Fakat eskiden böyle durumlarda yanlarında gördükleri bazı kurumları bu defa yanlarında göremedikleri için umutsuzluğa kapılıyorlarmış.

Hangi kurumlar?

"İsmini veremeyeceğim bazı kurumlar."

İyi saatte olsunlar!


* * *
Ah hocam, zavallı hocam…

Derdinizi millete anlatamazsınız, değil mi?

Millete anlatabileceğiniz bir derdiniz hiç olmadı, değil mi?

Zaten milletle nasıl konuşacağınızı da bilmiyorsunuz, değil mi?

Bilseniz de milleti adam yerine koyup konuşmazsınız, değil mi?

Konuşsanız da millet sizi dinlemez, değil mi?

Dinlese de "Haydi ordan!" diye kestirip atar, değil mi?

Nitekim 22 Temmuz 2007'de öyle yaptı, değil mi?

Millet dediğin zaten "göbeğini kaşıyan adam", değil mi?

"Göbeğini kaşıyan adam"ın canı cehenneme, değil mi?

Varsa yoksa oligarşinin karın ağrıları, değil mi?

"Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor", değil mi?

Şu cumhur olmasaydı cumhuriyeti ne güzel idare ederdiniz, değil mi?

Cumhura haddini bildirmek lazım, değil mi?

Bunu da ancak "bazı kurumlar" yapabilir, değil mi?

Tek umudunuz ve tek dayanağınız o "bazı kurumlar", değil mi?

Ah hocam, zavallı hocam…

Kendinizi elbette yalnız hissedeceksiniz.

Çünkü gerçekten yalnızsınız.

Milletin reddettiği, milletin terk ettiği (zaten hiçbir zaman benimsemediği ve yanında yer almadığı) garip bir topluluksunuz.

"Bazı kurumlar"ı bu defa da yanınızda gördüğünüzü farzedelim; yalnızlıktan kurtulabilecek misiniz?

Kurtulamayacaksınız.

Millete karşı sizin yanınızda yer alan "bazı kurumlar" yalnızlığınızı gideremez, sadece paylaşabilir.


* * *
Sözün özü:

"Bazı kurumlar"dan başka dayanağı olmayan bir ideoloji perişandır!

Hakan Albayrak/Yeni Şafak
 
Katılım
29 Ocak 2008
#69
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

Ben hangisiyim acaba... :D
 
Katılım
29 Ocak 2008
#70
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

Eeee....Artık başörtümüzü kabul ettiler de nasıl bağlayacaz ona karar veremiyolar bu da önemli bir gelişmedir bence...Dua etmeye ve çalışmaya devam inş.
 
Z

ZeRRe

#71
Ynt: Baş örtüsümle üniversite okumak istıyorum...

burasıda ayrı komedı zaten
neymıs babanneler gıbı baglanacakmıs
efendım nıye?
benım yüzüme baktıgında kımlıgım bellı oluyorsa sanane
istedıgım gibi baglarım :D

hadi hayırlısı dıyelım!!!
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#72
yeni hayatınız hayırlı olsun /türbanlıya açık mektup...

Bir zamanların halen aşılamadığını düşündüğüm efsane mizah dizisi Ekmek Teknesi'nin senaristi türbanlı bacılara mektup dizmiş o sıradışı üslubuyla.Okurken insan ister istemez tebessüm ediyor ve artık bir şeylerin farklı olacağını hissediyor.Netekim henüz fiili olarak kaldırılmadı belki bu yasak ama biliyoruz ki ya da temenni ediyoruz ki işin zor kısmı geride kalmıştır.Hatta Kocaeli üniversitesi geçenlerde sabah saatlerine türbanlıları almışken öğlenden sonra yasanın resmi gazetede henüz yayınlanmadığını gerekçe göstererek tekrar başlamış yasağa.Ama bu bile bir gelişme.Lafı uzatmadan Hasan Kaçan'a bırakıyorum burayı:

Türbanlı kıza mektubumdur

Hayırlı olsun güzel ablacım. Mağduriyetin bitti bitiyor. Artık, mektebine gidip efendi efendi okuyacaksın.

Allah bilir ya, belki de bunca senenin verdiği mağduriyet duygusuyla, ‘çatır çatır’ çalışıp, dersleri beşer onar atlayıp, ‘Bak nasıl okunurmuş!’ diye cümle aleme isbat edeceksin kendini.

Amma...

Ah be güzel ablacım.

Niyçün, geçen yıllar boyunca bu mağduriyet duygusundan bu kadar hoşlandın?

Ezik olmak niyçün bu kadar çekici geldi sana?

Niyçün o pırıl pırıl zekanı hiç çalıştırmadın?

Dur bakiyim...

Hımmm...

Sen onsekiz, ondokuz, bilemedin yirmili yaşlarındasın.

Zekanın en civcivli, en hergele, en fırlama çalıştığı yaşlardasın.

Benim gibi kırkdokuz küsur’lu yaşlarda olsan anlarım.

Amma, o taptaze beyninle...

Niyçün onca vakit kendini, bir nevi’ Ferdi Tayfur’, bir nevi ‘Küçük Emrah’ yaptın?

Niyçün hep, ‘Izdırap çemberi sardı benim kollarımı’ şarkısını söyleyip durdun?

Niyçün o parlak zekanı bir gün olsun seni okula almayanı ‘makaraya sarmak’ için kullanmadın?

Niyçün hayatında ‘şaka’ diye bir şeye yer bırakmadın?

Kanınızın deli aktığı çağdasınız.

Yok muydu içinizde bi iki tane ‘deli kız’?

‘Başına taktığın siyasi bir semboldür, çıkar da gel!’ diyen hırbo’nun karşısında hınzırca gülümseyip, ‘Dur ülen, şuna haddini bildirelim’ diyecek.

Örtünmekten maksat, sadece şu an başına taktığının aynısını takmak değil ya.

O iki ‘deli kız’...

Niyçün, günün birinde başlarına lateksten yapılma bir ‘Kızılmaske’ başlığı, ya da bir

‘Batman’ başlığı takıp, (ki boynu da kapatır o süper hiro kıyafetleri) o hırbo’nun karşısına dikilmedi?

‘Hadi buna da siyasi simge de bakayım?’ diyerekten.

Nasıl morarırdı amma. Eli ayağı birbirine dolanırdı.

Protesto mu?

Al sana kralı.

İroni mi?

Al sana feriştahı.

Dalga geçmek mi?

Al sana padişahı.

Almadı mı gene okula.

Gülerdiniz kız, en azından enayinin düştüğü duruma.

HHH

Güzel ablacım...

Bu yaşa bir daha gelmeyeceksin.

Kanın bir daha bu kadar deli akmayacak.

‘Yaramazlık’ bir daha sana asla bu kadar yakışmayacak.

Kim yok etti içinden o mizah duygusunu bilmiyorum.

Amma tez elden bul onu. Yakala.

Bir daha da asla bırakma.

‘Karşıdan’ bakıldığında...

Lenin Rusyası’nda, ya da Mao Çini’ndeymişsin gibi görünen tek tip ‘üniform’ kıyafetten vazgeç.

Haaa, benim ‘Batman’, ‘Kızılmaske’ önerilerim ‘şaka’ yapman içindi.

Yeni bir hayatsa senin için bu.

Git.

Topkapı sarayını gez, müzeleri gez, tarihi kitaplara bak.

Minyatürlere göz gezdir, ansiklopedileri yokla.

Ecdadın yüz türlü baş bağlamış. Dünyada binlerce bağlama biçimi var.

Birini seç.

Ya da seçme.

Mesela, sen bul kendine bi tane. Sana özgü olsun.

Kreatif ol. Zihnini serbest bırak.

Haydi bakalım yeni hayatın hayırlı olsun.




:)
 
G

gülücüğüm

#73
BAŞINI ÖRTENLER !

Başını örtenler:

Eğer inanmadan örtünüyorsanız, başörtüsünü çıkarınız.

Eğer siyasi simge olarak örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer mahalle baskısı ile örtüyorsanız çıkarınız.

Eğer babanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer kocanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer ağabeyinizin baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer yaşadığınız ortamda prim yaptığı için örtüyorsanız, başörtünüzü çıkarınız.

Eğer gelenek olduğu için örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer sizi güzelleştirdiği için başınızı örtüyorsanız, çıkarınız.

Eğer Allah için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.

Eğer inandığınız için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.

Eğer dini gereklilik için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz devam ediniz. Ancak artık özgür olmadığınızı unutmayın. Başörtüsü ile sakız çiğneyerek dolaşamazsınız. Karşı cinsle sarmaş dolaş olamazsınız. Artık temsil ettiğiniz bazı değerlerin var olduğunu unutmayınız.

Eğer inandığınız için örtünüyorsanız içini doldurunuz. Dürüstlüğünüz, çalışkanlığınız, hoşgörünüzle örnek olurken; ahlakî anlayışınız, oturup kalkışınızda da daha dikkatli olmalısınız.
Çünkü başörtüsü sizin için hem bir hak hem bir değerdir.
Haktır; çünkü sonradan çıkarılmış bir kavram değildir. 1400 yıllık bir geçmişi vardır. O halde örtündüğünüz gibi yaşayın. Yaşadığınız gibi örtünün.
Karşı çıkanlar:
Başörtüsüne size ölümü hatırlattığı için karşıysanız, vazgeçiniz. Ölüm vardır ve gerçektir.

Başörtüsüne din karşıtlığınız sebebiyle muhalifseniz, vazgeçiniz. Dinin teselli etme ve hayata anlam katma gücünü yok edemezsiniz.
Başörtüsüne korktuğunuz için karşıysanız, korkunuzu analiz ediniz.
Korkunuz dini bir veriden kaynaklanıyorsa, o veriyi tartışınız.
Korkunuz dinin yanlış yorumlarından kaynaklanıyorsa, doğru yorum bulmak ya da oluşturmak için mücadele ediniz.
Korkunuz küçük kentler ve Anadolu'daki mahalle baskısı ile insanlarla diyologa giriniz. Birlikte yaşama bilincini oluşturmak gibi bir misyon üstleniniz. Yasağı yasakla gidermek çözüm olamaz.
Korkunuz İran gibi olmaktan kaynaklanıyorsa, başörtüsüne karşı çıkmak yerine radikalliğe karşı çıkınız.
Korkunuz Atatürkçülüğün tehlikede olmasından kaynaklanıyorsa hangi Atatürk'ü savunduğunuzu sorgulayınız.
Korkunuz Cumhuriyetin tehlikede olmasından kaynaklanıyorsa "Tek Parti Cumhuriyeti"ni mi, "Çok Partili Cumhuriyeti" mi savunduğunuzu sorgulayınız.
Korkunuzun sebebi özgürlüklerin kaybolması ise, ise herkese özgür yaşayacağı ortam sağlayacak çözümler üretiniz.
Korkunuz laikliğin tehlikede olmasından ileri geliyorsa, laiklikle din karşıtlığını karıştırıp karıştırmadığınızı sorgulayınız.
Korkunuz sahip olduklarınızı yitirmekse, elde ettiğiniz varlıklara "düşünceye karşı düşünce" yöntemiyle mi mücadele ediyorsunuz, bunu sorgulayınız.
Başörtülü birini gördüğünüzde size 'dinsiz' denildiğini hissediyorsanız, vazgeçiniz. Çünkü bu sizin algınız olabilir. Niyet okuyarak hükme varmak, insanı realite körlüğüne götürür.
Başörtülü bir kadını gördüğünüzde, 'dinde böyle bir uygulama yok' diye düşünüyorsanız, bırakınız onu konunun uzmanları söylesin. Bilimsel cahillik yapmayınız.
Başörtüsünü 'gericilik' olarak değerlendiriyorsanız, asıl gericiliğin öğrenme hakkını engelleme olduğunu görünüz. Gericilikle mücadele cehaletle mücadeledir; dinle mücadele değildir.
Başörtülüleri 'kendilerini kısıtlayan insanlar' olarak görüyorsanız, inandığı değerler için zevklerinden vazgeçenlere saygı duyunuz.
Başörtülüler size 'Usame Bin Ladin'i hatırlatıyorsa, zihin haritanızı değiştiriniz. Radikal din anlayışının, İslam dininin ilk doğuşunda üç halifeyi öldürdüğünü unutmayınız.
Başörtüsünü görünce 'dinî faşizm'den korkuyorsanız, Hitler'den hareketle 'bütün Almanlar faşisttir' deme adaletsizliğini yapmayınız.
Başörtülüler, size 'tehdit altında olduğunuz' izlenimini veriyorlarsa, kendinize konuyu kişiselleştirip kişiselleştirmediğinizi sorunuz. Başörtülülerle konuşmayı deneyiniz. Önyargıları, diyaloglar aydınlatır.
Bir insanın başının zorla kapatılmasından yana iseniz, ceberutsunuz. İslam tarihinde selefi, harici radikalizm yorumu bunu öngörmüştür.
Bir insanın başını zorla açtırıyorsanız yine ceberutsunuz. Bu durum, din karşıtlığını dogma haline getirdiğinizin ispatıdır: Kendinizle yüzleşiniz. Belki de 'Modern Tiran'lığı savunuyorsunuz.
Güç kullanarak kendi dogmalarınızı kabul ettirmek istiyorsanız, siz Ortaçağ'a aitsiniz. Dinî görünümlü ya da modern görünümlü olmanız fark etmez.
Siyasî talebi olmayan bir genç kızın inançlarının gereğine göre yaşamasına karşı çıkıyorsanız, laikliğe de karşı çıkıyorsunuz demektir.
Siyasî talebi olmayan bir ailelerin çocuklarına dinin öngördüğü ahlakî normları öğretmeyi, din dersi vermelerini laikliğe aykırı görüyorsanız; bu davranış bilimsel, çağdaş, ilerleme ve aydınlanmaya uygun değildir. Alternatif üretiniz.
Siyasî talebi olmayan ama dinini yaşamak isteyen doktora, mühendise, subaya karışmayınız. Aydınlanmanın Descartes döneminde takılıp kalmışsınız demektir. Allah'a hesap verme duygusu yaşayan bir subay ya da doktor ülke için şanstır.
Siyasî talebi olmayan ama dinin teselli gücünü, yaşama anlam katma özelliğini ve ölümden sonraki hayatı öngörme fikrini bilimle birleştirenlere karşıysanız, bilimsel gelişmeye ve düşüncenin ilerlemesine de karşısınız demektir.
Başörtüsüne 'bazı siyasîler sahip çıkıyor' diye karşıysanız, demokratlığınızı sorgulayınız.
'Başörtüsü istismar ediliyor' diye düşünerek muhalefet ediyorsanız, istismar edenle etmeyeni anlamanın en iyi yolunu deneyiniz.
Bu konuyu istismar edeni etmeyenden, önyargılı olanı olmayandan ayıran laboratuar, sosyal alanlardır. Üniversitelerde serbest bırakın. Üç, beş sene gözlemleyin. Eğer kamu düzeni bozulursa ve başı açıkların hakları ellerinden alınırsa, aptallık yapmayın; mücadelenizi verin.
Eğer askerseniz ve sezgileriniz, Türkiye'nin geleceğini tehdit edecek bir tehlikeyi haber veriyorsa; üniversiteler sizin için birer sosyal psikoloji laboratuarı olacak. Böylece siz de deneyecek ve göreceksiniz: Kamu düzeni, provokasyonlara rağmen bozuluyor mu bozulmuyor mu?
İnsan davranışlarının dilini, yalan söylenip söylenmediğini, niyetleri anlamayı ve korkuları yenmeyi gösterecek en iyi yol, deneme sınamadır.
Deneme-sınama yöntemi her zaman risklidir, ancak radikalliği önlemek için bu riski göze almak gerekir.
Adalet, cesaret istediği gibi doğruları bulmakta, risk almayı gerektirir.
Özgürlük ve barış tarihte hiç kolay elde edilmemiştir.
Bazıları başının dışını örtüyor, bazıları içini örtüyor. Bunun için sosyal psikoloji laboratuarı en etkili bilimsel deney ve gözlem yeridir.
Türkiye kendi modernizmini geliştirmek dünyaya model olma şansını yakalayabilir.
Bu konuda da rehberimiz akıl ve bilim olmalıdır.
Bilim inancı taklit etmez ama tehdit de etmez. İnceler, rapor eder ve tarih sahnesine sunar. Özellikle üniversiteler hiçbir fikre kapısını kapamazlar. Analiz ederler, yorumlarlar. Evrensel yaklaşım bu olmalıdır.
İnanç bilimsel kategoridir. Üniversitelerin sosyal psikolojik laboratuvar olması fırsatını kaçırmayalım. Türkiyemiz bu sınavı dünyaya örnek olacak şekilde aşması dileğiyle…


--
Y.Doç.Dr. Hayati YILMAZ
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
54040 Ozanlar / ADAPAZARI / TÜRKİYE

**mail kutuma gelmişti. sizinle de paylaşmak istedim..
 
Katılım
10 Ocak 2008
#74
'Türbanlının Üniversitede İşi Ne?

En aykırı imam hatip mezunu Sevim Gözay, din-bilim ilişkisini ve bu bağlamda üniversitedeki türban sorununu yazdı...



İstiyorum ki bugün averaj meselenin dışına çıkıp, Bilim ile Din hakkında konuşalım...

Biliyoruz ki, dünya Doğu-Batı diye ayrılırken bilgi dünyası da aynı çizgiyle: Bilim ve ötesi diye ayrılır. Ve gene biliyoruz ki Bilim, “Dünya dönüyor” dediği için yakılmak istenen cesur adamların diyarıdır... Onları yakmak isteyenler kimdi peki? Din adamları ile referansı “din” olan devlet adamları. Demek ki BİLİM, en başından beri DİN ile kavgalı. Öyle böyle bir kavga değil ama bu, ölümüne bir kavga...

Çünkü Bilim, kutsal kitapların söylediklerini beğenmez. İkna olmaz. Reddeder. Sorular sorar. Yasakları deler. Ve evrenin sırlarını bu sayede keşfeder. “Günah” tanımaz. Öyle ki, Din’e karşı kesin bir iktidarı olmasaydı bugün Bilim’den söz ediyor olmayacaktık. Batı medeniyetinden de tabii... Çünkü Batı medeniyeti, Din boyunduruğundan çıkıp Bilim’in açtığı yolda ilerleyenler tarafından kuruldu.

Çok daha incelikli yazmak ve derinlikleri anlatmak gerekir elbet ama bu da böyle bir yazı. Üstelik bugün Pazar. Kestirme cümlelerimi mazur görün diye söylüyorum bunları... Neyse işte Batı bunlarla uğraşırken Doğu ise, İslam’ı yaymakla uğraştı ve sonuç olarak bugünün dünyasında da gelenek değişmedi: Bilim ile Din, hâlâ iyi arkadaş değil.

Şu bir gerçektir ki Bilim, Batı beşiğinde sallanır... Ve din adamlarının bu beşiğin başında yeri yoktur. Bu doğrultuda bizim bugünkü dertlerimiz de aslında melez dertlerdir. Ve dünya da eşi benzeri yoktur. Tayyip Erdoğan türbanlı kızların Robin Hood’luğuna soyundu... Onlara üniversite özgürlüğü ve belki de başka neleri neleri verecek...

Ülke nüfusuna bakınca, türbanın üniversitedeki varlığını özgürlükler açısından “yerinde” görüyorum ama açık söylemek gerekirse... Başörtüsü, “Allah beni Adem’in kaburga kemiğinden yarattı” demenin, görünen, en açık şeklidir. Söyler misiniz, bu düşünceyle bir bilim merkezinde hangi işin ucundan nasıl tutabilirsiniz? Faiz haram iken ekonomiyi... Erkek namahrem iken anatomiyi nasıl öğreneceksiniz? (Bu noktada iş bulma ve çalışma özgürlüğü konusuna girilmesi gayet gereksiz. Çünkü işsizlik oranının en yüksek olduğu kesim, üniversite mezunları).

Dolayısıyla türbanı samimi biçimde, dini inanç ve İslam’ın emri olarak görüp takan bir kadının modern üniversite ile ilgili hedef gütmesi zaten çelişkili. Çünkü İslam’a göre kadının çalışma alanı kendi “ev”idir.

İşte bu açıdan bakınca, üniversitelerde türbanı legalleştirmek, hardallı bir sandviçe reçel sürmek gibi oluyor...

Ben bireysel özgürlükler açısından türbana karışılmasını doğru bulmuyorum. Ancak bilimsel bir kurumda türbanın neden yeri olamayacağını da gayet iyi anlıyorum. İşte o yüzden, bana artık türban destekçisiymişim gibi sorular yöneltilmesinden bunaldım. Ben gayet iyi tanıdığım o mağdur kızların destekçisiyim sadece... Üniversitede türbanın değil.

Belki de “türban”ı artık demokrasi ya da Atatürkçülük kapsamında falan değil, bilimsel kurumlarda yarattığı çelişki, meydan okuma açısından tartışmamız lazım... O zaman vicdanımız daha rahat, aklımız daha berrak olur.
 
G

gülücüğüm

#75
Ynt: Türkiye'de Uygulanan Başörtüsü Yasağı!!!

çok sinirlendim çok. bu kadının bir zamanlar bir imam hatipli olmasından utanç duyuyorum. Allah ıslah etsin. ağzımı açmayayım, böyleleri yüzünden günaha girilmemek lazım..
 

dilmurg

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz
Katılım
15 Mar 2007
#76
Ynt: Türkiye'de Uygulanan Başörtüsü Yasağı!!!

Bu yazı cehalet ve ön yargı örgüsüyle örülmüş bir yazı...Neresinden tutalım...

Bir kere İslam, dinlerden bir din değil. İslam ile Hırıistiyanlığı bir tutarak ancak saçmalayabilir insan. Kadın yazarımız da böyle demiş...Onun bahsettiği Hıristiyanlık için geçerlidir.
İslam'da "Allah beni Adem’in kaburga kemiğinden yarattı." diye bir şey yoktur. Bu da Tevrat'tan kotarılmış ve İslam'a yamanmıştır. ( Bakınız. http://www.haber10.com/makale/6767/ Kadın erkeğin ‘kaburga kemiğinden’ mi yaratıldı?)

Aslında bu tür din(islam) cahili insanların yazdıkları şeyleri tartışmak gereksiz bence. Bunlar kim ki, bunları muhatap olarak kabul ediyoruz.

Gerçekten bu tip insanlar mmuhatap alınacak insanlar değil. Din(İslam) ile bilim arasında bir karşıtlık varmış. Yani bu saçma sapan düşünce mi muhatap alınacak?
 
Katılım
3 Ağu 2008
#77
Ynt: Türkiye'de Uygulanan Başörtüsü Yasağı!!!

esselam;

:D

pek sevimli bir yazı.insanın göz kayması yaşayınca hadiselere nasıl nazar ettiğinin çok hoş bir numunesi.
efendim bu mahlukların has ismi "avdeti" olup adetleri gereği eski hallerine saldırmayı pek severler yalınız ufacık miniminnacık bir fark ile o fark da şudur vaktiyle içinde olduklarını tanıdıkları iddiası güderler ve bu halleri ile "harbi" olmaktan çok garib garib girdaba doğru seyr-u sefer eyleyen "garbi" bir gemiden farksızlardır.
avdeti mahlukata kızmaya luzum yok hatta onlara "bak sen şu hususda yanılıyorsun demeye ise hiç luzum yok" zira onlar "aslı" ile rabıtasını koparmış insancıklardır. insancıklar kelimesinde geçen "cık" muhatabımızı küçültmek için değil aksine merhametimizin büyüklüğünü ifade içindir.
aman yanlış anlaşılmaya sakın...cık cık cık... kafaları olmuş cacık ne yapalım Allah hıyarsız komasın...
bu duaya amin diyen dillere cehennem ataşı dokunmasın

baki selamlar...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#78
Ynt: Türkiye'de Uygulanan Başörtüsü Yasağı!!!

mehmet baki' Alıntı:
insancıklar kelimesinde geçen "cık" muhatabımızı küçültmek için değil aksine merhametimizin büyüklüğünü ifade içindir.
aman yanlış anlaşılmaya sakın...cık cık cık... kafaları olmuş cacık ne yapalım Allah hıyarsız komasın...
bu duaya amin diyen dillere cehennem ataşı dokunmasın
Bu duaya suhulet ve içtenlikle amin demek istedim.Efendim matbu zeminde zahiri sıfatları önplana çıkararak bu kişilere köşe veriyorlar.Netekim bu kardeşimiz de Ahmet Hakan gibi biri işte.Nerden iktibas edildi bu yazı bilmiyorum, yazının girizgahında " aykırı ihl li" diye bir girişe yer verilmesi dahi yazının nasıl neticeleneceğini söylüyor bize.Zaten bize en büyük kazığı atanlar bir zamanlar bizimle olduğunu iddia eden zât-ı muhteremler oluyor.Netekim bakın çevrenize bu tip insanlarlar çoğunlukta, sakal bırakıp ya da namaz kılıp türlü fesatlıklar çeviren pek muhterem amcalar veyahut teyzeler hanım ablalar pohpohlanarak ön planaa çıkarılub birilerinin diyeceklerini tutî gibi ötüyorlar.

Zannımca biz biraz fazla merhametliyiz.Ecdadımızdan damarlarımıza işleyen kanda zannımca biraz fazlaca merhamet duygusu hâkim.Netekim devlet-i osmanî bu zihniyyete zamanında kirbit suyu dökseydi, bugün bunlar burada her yoğurda hıyar olup cacık olarak meydana çıkmayacaklardı.Ne büyük bir ecdada sahibiz ki aynı ceddimiz gibi halen sizin bu lakırdılarınızı hoşgörüyle karşılayabiliyoruz.Ey Sevim hatun ! Ulu orta yerde İ.H.L nin adını ağzına alıp da bizi rezil rüsva eylemeyesün ha.Kafana göre takıl sen.Bazen birilerinin şarlatanlık yapıp bizi güldürmesi gerek.
 
Katılım
27 Mar 2006
#79
Ynt: Türkiye'de Uygulanan Başörtüsü Yasağı!!!

Bu kadının progmanına bir iki kere şahit olmuştum,hiç aklıma gelmezdi i h l li olduğu öğrenince hayretler içinde kaldım ve ufak bi araştırmasını yaptım buna benzer bi sürü yazısı var.. Zavallı kadın bastırılmış duygualrını kendi yetiştiği okullara saldırarak telafi ediyor.. hiç hatırlamıyor mu bu kadın orda sadace başörtmek öğretilmiyor diğer fenni ilimlere yer veriliyor! O okullara elbette aile zoruyla gelen insanlar da vardı ama bunlar yapacakalrını yine yapıyorlardı..Bu demekki ailesinden baya bi baskı görmüş ve bu da geri tepmiş.. Ne diyelim Rabbim hidayet versin.Güzel Allah'ım kimlerin kalplerini çevirmedi ki,Hz.Hamzayı parçalayan Hind'i bile...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#80
Terörü hazmederim türbanı asla!


ÜAK Başkanı Akaydın'ın bir TV programı-nda, üniversitelerde PKK'nın simgelerinin kullanılmasına müsamahayla yaklaşılması gerektiği yönünde açıklama yaptığı ortaya çıktı.
Akaydın, bir ay önce Kanaltürk'teki Ceviz Kabuğu programına katıldı. Başörtüsünün siyasi simge olduğunu savunarak üniversitede yer alamayacağını iddia eden Akaydın'ın, sunucu Hulki Cevizoğlu'nun "Gittiğiniz üniversitelerden birtanesinde PKK sembolü asılıydı. Öğrenci kılığındaki bazı kişilerin de bunu sergilediği yönündeki bilgiler basında da haber olmuştu." sözlerine cevabı ilginçti: "Bazı şeyleri görmezden gelmek, hoşgörülü davranmak, sıkıntı yaratmadığı takdirde tahammül etmek zorundasınız. Yani, sarı, kırmızı, yeşil renkler kışkırtmak için kullanılıyordur; ama biraz tahammül edebilirsiniz buna."

Akaydın'ın sözleri salondaki konukları da şaşırtıyor. Cevizoğlu, "Sözleriniz çok tartışılacak." derken, rektör bir süre sonra ne söylediğinin farkına varıp durumu toparlamaya çalışıyor: "Galatasaray yeşil sahada sarı-kırmızı renklerle görünüyor diye Galatasaray'a tepki mi göstermem lazım?"
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap