üç adet sualim var

Katılım
3 Ağu 2008
#1
dedeefendi muhteremin ( http://www.edebiyatturkiye.com/forum/index.php?topic=5446.msg39745;topicseen#msg39745) ilgili başlıkta ifade ettiği mesele ile alakalı olarak aklıma gelen bir kaç suali tevcih etmek dilerim.

1- bir yazı kıraat edilirken yahut bir fikre muhatab olurken kullanılan kelimelerden hareketle fikre dair peşin hükümde bulunabilir miyiz? bulunamazsak eğer ne sebebten ötürü bulunamayız? bu suali bir misal ile şu şekilde de tevcih etmek mümkün: bir kişi, Efendimiz (s.a.v)'in bildirdiklerine veya Kuran-ı azimüşşan'ın ayetlerine dair -ister makale, ister kitab, ister hitab yoliyle olsun- bir izahatta bulunurken ilk cümlesinin içinde "öğreti" kelimesini istimal ederse ol kişinin sözlerinin devamını dinlemeye hacet var mıdır? yahut ol kişinin izahatının eksikliğine hükmedilebilir mi? (aynı suali aynı şartlarda "göre" kelimesi içinde düşünebilirsiniz.)

2- bu nevi hareketler yalınız bir lisan meselesi midir?

3- usul ve asıl mefhumları bu meselede ne yana düşer?

baki selamlar...
 
Katılım
18 Mar 2009
#2
Ynt: üç adet sualim var

Allah’ın selamı üzerine olsun veya Selamün aleyküm!

Neden bu şekilde selam verdiğimi şöyle izah(açıklayayım)edeyim.Çünkü her iki tarafıda susturmak ve eksik yan bulundurmamak istedim.Şahid olduğum ve belkide sizinde olduğunuz kişiler vardır.Bunlar insanların konuştuklarını ve yazdıklarını kendi düşünceleri ve ideolojilerinden ördükleri elekten geçirir ve okudukları veya işittikleri lafızlar hakkında karara varırlar.Anlatılanların veya yazılanların ne demek istediği hiç önemli değildir.Bazı konular vardır ki onları anlatırken veya yazarken o konuyu taşıyabilecek kelimeler kullanmak gerekir.Bunu şöyle düşünün:Tarihi bir savaşı veya olayı bir şiirde veya düz yazıda canlandırıken nasıl ki o devri ve mekanı yansıtabilecek kelimeler kullanırsak işte aynen öylede bazı mevzular bu çerçeve içinde anlatılır.Bunu anlamayan veya anlamak istemeyenler eleştiri oklarının peykanını acımasızca törpülerler.Şimdi biraz komik bir şey anlatayım.Tophane imamı diye bir komik şahıs vardır.Onun vaazları çok komiktir.Komikliğinin nedeni kullandığı dildir.Bir örnek vereyim size bana hak vereceğinizi sanıyorum.Affınıza sığınarak biraz müstehcen ifadelere başvuracağım.Tophane imamının vaazlarından biri şudur:’’Bir gün lavuk müşrikler Peygamber efendimize(s.a.v) tuzak kurmuşlar.Ulan yer mi koskoca peygamber’’Veya birinde de şöyle der:’’Gitme ya Eba Zer seni marizlerler.’’

Şimdi buradaki dilin hafifliğine bakın.Bu vaazda kullanılan dil sizce konunun kudsiliğini ve ağırlığını kaldırabilmiş midir?

Böyle kudsi veya ilmi konulu bir şeyler anlatılırken veya yazılırken onu taşıyabilecek kapasitede kelimeler kullanmak zorundayız.Bu kelimelerin yabancı kökte olması önemli değildir.Burada önemli olan mevzu şudur: Seçilen kelimenin geniş hacimli ve konunun ağırlığını taşıyabilir olmasıdır.

Kullanılan dil ağırlığı yüzünden divan şiiri bizim kadim milletimize unutturulmaya çalışılmadı mı?Halk edebiyatında Türkçenin en saf hali olan Yunus’un uslübü sizce gözüktüğü kadar basit midir?Basit gibi görünür fakat derin manalıdır.Anladığımızı sanarız amma anladığımız sadece anlatılmak istenilenin bir bölümüdür sadece.Yunus, dil bahsinde bıçağın öbür yüzüdür.Şöyle ki:O’nun kullandığı dil basit fakat mana derin ve ağırdır.Divan şiirinde ise dilde ağır manada ağırdır.Bu farkın oluşmasındaki sebeb ise divan şairlerinin belagat sevdasıdır.Yunus’ta böyle bir kaygı yoktur.

Üstteki paragrafa bakarak bir sonuç bölümü oluşturursak şunları söyleyebiliriz:Konunun ağırlığı ağır bir dil gerektirebilir.Bu yüzden kimseyi kullandığı dile bakarak yaftalamak gerekmez.Çünkü o bunu yapmak zorundadır.Diğer bir yol ise şudur.Basit dil ancak derin mana.Bunu gerçekleştirmekte bana kalırsa en zor olanıdır.O yüzden basit Türkçe kullandı diye o kişiyi övmek demek; arkada kalan manayı bırakıp, şekilde kalmak demektir.Bugün milyonlar Yunus’un şiirini okur ve ondaki sadeliğe hayran kalır.Oysa ki mana giriftliği sebk-i hindiyi aratmaz.

Konuyu dağıtmadan bitirelim.Eksiğimiz,yanlışımız elbet olacak ki öğrenmek denilen yolculuk bitmeyecek.

Selametle…
 
Katılım
12 Şub 2009
#3
Ynt: üç adet sualim var

mehmet baki' Alıntı:
dedeefendi muhteremin ( http://www.edebiyatturkiye.com/forum/index.php?topic=5446.msg39745;topicseen#msg39745) ilgili başlıkta ifade ettiği mesele ile alakalı olarak aklıma gelen bir kaç suali tevcih etmek dilerim.

1- bir yazı kıraat edilirken yahut bir fikre muhatab olurken kullanılan kelimelerden hareketle fikre dair peşin hükümde bulunabilir miyiz? bulunamazsak eğer ne sebebten ötürü bulunamayız? bu suali bir misal ile şu şekilde de tevcih etmek mümkün: bir kişi, Efendimiz (s.a.v)'in bildirdiklerine veya Kuran-ı azimüşşan'ın ayetlerine dair -ister makale, ister kitab, ister hitab yoliyle olsun- bir izahatta bulunurken ilk cümlesinin içinde "öğreti" kelimesini istimal ederse ol kişinin sözlerinin devamını dinlemeye hacet var mıdır? yahut ol kişinin izahatının eksikliğine hükmedilebilir mi? (aynı suali aynı şartlarda "göre" kelimesi içinde düşünebilirsiniz.)

2- bu nevi hareketler yalınız bir lisan meselesi midir?

3- usul ve asıl mefhumları bu meselede ne yana düşer?

baki selamlar...
Lütfen beni yanlış anlamayınız.Ben o yazıyı baştan sona okudum.Peşin fikirlilikle beni yargılamayınız.Elbette birçok insan gibi peşin fikirlerimiz vardır.Ama o mevzuda benim dile getirmek düşünceyi anlatamadım galiba...
Dilin mânâ yönü olduğu gibi mûsıkî yönü de vardır.Hangi dilden olursa olsun,dlimize girmiş ve bu dilin haddesinden geçip dilimize yâl ü bâl olan kelimelerde bir âheng bir hoşluk vardır.Söyleyişte eda,kulakta bir hoş sedadır.

Hangi yazar olduğunu hatırlamıyorum ,Paris'te trende arkadaşıyla muhabbet ederken Fransız bir dilci kulak misafiri olur yazar ve arkadaşına.Trenden inecerlerken o adam arkalarından yetişir: "Ben çok daha sonraki bir istasyonda inecektim,fakat konuşmalarınız öyle güzel,öyle âhenkli idi ki hayran oldum dilinize.Siz hangi dili konuşuyordunuz?" diye sorar. Meğer o adam dillerin mûsıkîsi üzerine çalışıyormuş.Yani dillerin söyleyiş güzelliği meselesi çok mühimdir.
İslamiyet öncesi devirdeki Türkçe metin örnekleri var.Hiç güzel değil.Tangur tungur sesler yükselen bu dilin çıktığı ağızda ne diş kalır ne damak.Öyle sert ki konuşurken insanın ağzı acır.
Dünyanın en zengin dili ingilizcede dünyadaki bütün dillerden kelimeler vardır.Bu kelimeler o dili zenginleştirmiştir.Bizim dilimizde ilişkiye girdiği kültürlerden kelimeler almıştır.Hem de binlerce...Kabul edilen dînin ve yaşanılan yeni coğrafyaların tesirleriyle dilimize her geçen asır giren kelimelerin sayısı artmıştır.Ama dil kendi benliğini ve hususiyetlerini kaybetmemiştir.Bu da dilimizin bu kelimelerle güç kazandığını gösterir.
İthal ettiğimiz kelimelerle meydana getirilen deyimler,atasözleri,kelime grupları ,terimler dilimizin zenginliğine zenginlik,güzelliğine güzellik katmıştır.Bir bilim,sanat dilimiz var idi.Ancak modern Molla Kasımlar dilimizi yok etmek için ellerinden geleni artlarına koymadılar.Dilin mûsıkîsi gitti.Anlam zengiliği kalmadı.Kelime olmadan anlam zenginliğinin olması ne mümkün...
Redhouse ilk basıldığında (1890'lı yıllar olmalı.) 90 bin kelimedir.1940'lı yıllarda basıldığında 40 bin kelime,günümüzde ise 10 bin kelimelere kadar düşmüştür.Düzeltiyorum,düşürülmüştür!
Amacım söyleyişi güzel,anlam derinliği olan bir dildir.İsyan vâri tepki vermekte haklı olduğumu sanıyorum.Çocukluğumda ninelerin ve dedelerin konuşmalarını dinlerdim.Ne zengin ve ne güzel bir dil kullandıklarını şimdi daha iyi anlıyorum...

Eskiden küfürler bile güzeldi.Kâfiyeli küfürler vardı.Biz çirkinliklerimizde bile bir âhenk bir sanat meydana getirmeye çalışmışız. Güzel çirkin sözlerimizin olması dilimizin zenginliği ve hoşluğunun delilidir.Fakat şimdi bu OZAN oyun boazan kelimeler yüzünden dilimizi söyleyiş ve anlam derinliğini kaybetmiştir.Yazarımız,şairimiz,fikir adamlarımız neredeyse hiç yok.Dünya çapında hoş bir seda olan bir sanatkârımız var mı?Yoksa sebebi iğdiş edilmiş dilimizdir...
Bir örnek verip bitireyim:
NeTeVe televizyonunda Oğuz Haksever,öz Türkçe tercih edilmesi gerektiğini dile getirip cevap yerine "YANIT" kelimesini kullanılması geretktiğini söylemişti.Başka bir kelime de olabilir.Ama aynı programda "konsensus,entegre,konjonktür" gibi kelimeleri öz Türkçe kaygısı gütmeden çok rahat bir şekilde kullanmıştır.Zaten öz Türkçe kaygısı güdenlerin tek kaygısı doğudan gelen kelimelerdir...
Dile giren kelime nereden gelirse gelsin,dililn yapısı için güzel bir yer edidnmişse o bizimdir artık...Ölmüş,söyleyiş güzelliği olmayan kelimeleri hortlatmanın,dilimize katkısı olacağını düşünmüyorum.Cevâbın yumuşaklığını YANIT'ın yapmacık sertliğine değişmem...
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#4
Ynt: üç adet sualim var

Efendim konuyu derinlemesine bilmiyorum zamanım çok az olduğu için sadece sizin yazdıklarınızı okuyabildim açıkcası Bakî hocamın yazısını bile adamakıllı okuyamadım :( Yazınızda eskiden dilin musıkî yönünün ne kadar ağır bastığından dem vurmuşsunuz.Evet buna ben de katılıyorum fakat Öz Türkçe 'yani size göre doğu lisanı veya sert tangır tungur olan Türkçe' yerine dilimize sonradan girmiş bizim olmayan ama lisanımızda erittiğimiz, bizleştirdiğimiz kelimeleri almaya bu denli hızla ve çarpıkça devam edersek; acaba o beğendiğimiz küfürleri bile dönüp baktığımızda bulabilir miyiz?Öz Türkçeyi zaten yarı yolda cebimizden düşürdük fakat musıkisi bol olan o ince dili kaybetmekten nasıl kurtarabiliriz kendimizi işte bu nokta önemli.
Aslında başka dillerden aldığı kelimelerin toplamından başka hiçbir şey ifade etmeyen
İngilizce'nin zenginliği aldığı kelimelerin miktarınca derecelendirilmiş sizce; fakat bence Türkçe açısından, 'ithal ettiğimiz' her kelimenin yanında kendi özümüze ait bir kelimeyi daha kuyuya atmamızın hiç de olumlu bir yanı yok.Başka dillerden kelime almalayım,kültür alışverişinde bulunmayalım demiyorum fakat İngilizlerin kendilerine ait bir dili yoktu onlar kendilerine topladıklarıyla bir dil yaratmaya çalıştılar.Biz bu noktada onlardan ayrılıyoruz.Bizim kendi dilimiz varken sahip olduğumuz her kelimeden bu kadar kolay vazgeçerken başka dillerden aldıklarımıza kucağımızı büyük bir iştahla açmamız hiç de mantıklı değil.Böyle yapmaya devam ettiğimiz sürece bu dilimizi zenginleştirmekten çok fakirleştirir.

Dipnot:Dünya çapında hoş bir sâdamız yok gibi bir iddiaya kesinlikle katılmıyorum.Öyle sanatçılar öyle rûhlar var ki Türkiye'de;bu zâtlar kendilerini gizlemekteler.Sanatçılığın büyüklüğü dünya çapında ses getirmekle ölçülemez öyle değil mi..Şöhret olmaktan arkalarına bakmadan kaçan edeb timsali sanatçılarımızı es geçmeyelim lütfen.
 
Katılım
3 Ağu 2008
#5
Ynt: üç adet sualim var

muhterem dedeefendi;

sizi peşin hüküm vermekle suçlamadım. endişe buyurmayın. yalınız sizin "ozan" kelimesi üzerinden ifade buyurduklarınız aklıma "bütün" dediğimiz şeyi getirdi. sizin isminizi ve yazdıklarınızı nazara vererek meseleyi -belki- müşahhas kılmak diledim. kaldı ki sizin yazdıklarınızın bendeki ihsasının (bütün) fark edilebilmesi için birinci suali

mehmet baki' Alıntı:
bir kişi, Efendimiz (s.a.v)'in bildirdiklerine veya Kuran-ı azimüşşan'ın ayetlerine dair -ister makale, ister kitab, ister hitab yoliyle olsun- bir izahatta bulunurken ilk cümlesinin içinde "öğreti" kelimesini istimal ederse ol kişinin sözlerinin devamını dinlemeye hacet var mıdır?
diyerek vuzuha kavuşturmaya çabaladım. hakeza "göre"...

dikkat buyurulursa ben bu hususta sizden çok daha aşırı bir fikrin sahibiyim. yine dikkat edilirse bu nevi "şey"lerin devamını -okuyarak, dinleyerek, tahammül ederek, sabrederek, vs. ile- getirmek fikrine nasıl baktığınızı öğrenmek muradındayım. demek ki benim nazarımda mesele devam edilemeyecek kadar nakıs.

burada şöyle denilebilir: "madem bu kadar peşin hüküm sahibisin; ne demeye insanların fikrini almak istiyorsun? öyle ya peşin hüküm fikir almaz, fikir söyler!" bu sualin cevabı:"müslüman her sözü dinler, sözlerin en güzeline uyar" fehvasınca... şimdi biz bu ayet-i kerime mucibince aceb sözlere kıymet verdiğimiz için mi dinlemeliyiz yoksa muhatablarımızın çalışma şekillerini tetkik etmek, kendi fikrimizin kuvvetli yanlarını ve muhatablarımızın zaaflarını faş etmek için mi dinlemeliyiz? bakın her sual başka bir suale gebe.

şunu açıkca söyleyeyim: bir yazısında yahut sözünde bu tarz bir uslub tutturanın yazısını okumuyorum. zira yanlışlığın kendine yer bulabildiği bir şeyin içinde doğruluk olduğuna inanmıyorum. belki sert ve hatalı bir hareket olarak kabul edilebilir... belki de öyledir... bilemiyorum?!

dediğim gibi her üç sualde bütün dediğimiz şey ile münasebetli.... eğer suallerim kafa karışıklığına sebeb oldu ise şöyle sorayım:

bütün nedir?
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#6
Ynt: üç adet sualim var

Parça bütünün habercisiyse hocam burada bütün nedir ?
 
Katılım
3 Ağu 2008
#7
Ynt: üç adet sualim var

esselam;

evla' Alıntı:
Parça bütünün habercisiyse hocam burada bütün nedir ?
hz. Ali (r.a) efendimize ait bu sözden acizin anladığı şudur:

bütün dediğimiz şey parçaların yekunu yahut müsavisi değil başlı başına bir oluş, bir vahiddir. yani bir şey ya tamamen vardır ya tamamen yoktur. hatta yokluk dediğimiz şey dahi itibaridir. mesela iyiliğin zıttı kötülük aslında iyiliğin yok olduğu durumdur. hakeza güzelin zıttı çirkin ve doğrunun zıttı yanlış... tabii burada, yokluk mefhumunun var dediğimiz şey ile idrak edildiğini görmek lazım. yoksa yokluk dahi yoktur. zira olan sadece "var"dır. bu girizgah bence mühim.

şimdi; kainatta "bütün"lük arzeden bir yapı mevcud. iyi ama bu yapı parçalardan müteşekkildir değil midir? ilk bakışta evet denilecek bu sualin cevabı "itibari" olarak evet, "asli" olarak hayırdır! zira her parça bir diğerinin ya sebebi ya neticesidir ve başlı başına bir vahid değil bütünün ne olduğunu izaha vazifelidir. iyi ama nasıl? bir misal vereyim: bir domatesin var olabilmesi için sadece su, güneş, toprak, hava, tohum değil topyekün bütün bir kainatın var olması gereklidir. işte bütünlük dediğim budur. yani bütünlük, parçanın izafi ve farazi olarak kendi başına hareket kabiliyetinin olduğu amma illa bir kurala/kaideye/nasa boyun eğdiği yapıyı ifade eder. dediğim gibi ilk bakışta her parça kendi hareket kabiliyetine sahibmiş gibi görünür ama aslında o parça istese de istemese de kendinden büyük bir parçanın emri dairesinde harekete mecburdur. kendi vücudumuzu düşünelim: kalp, böbrek, ciğer, mide, bağırsak vs... bu saydıklarımın kendi başına hareket kabiliyeti olduğunu söylememiz mümkün mü? ya insanın iç ve dış organlardan müteşekkil bir "şey" olduğunu söylemek mümkün mü? elbette hayır! iyi ama burada da akıllara şu sual gelebilir: "dediklerin bütünü izahtan çok parçayı izah etmekte. hepsinin kendi vazifesi olması ve bu vazifeleri birbirleri ile irtibatlı bir şekilde ifa etmesi bütünü tarif için kafi değildir ki...?" doğru! kafi değildir lakin meselenin idraki için asgari şart da budur. budur zira "parçanın bütünün habercisi olduğu" meselesi bu noktayı yakaladıktan sonra daha iyi anlaşılacaktır.

bugün kan vermiş olsam ve kanı, ister ensemden, ister kolumdan, ister bileğimden alsınlar; alınan kan aynı kan olacaktır. işte parçanın bütünün habercisi olması budur. bütünün neresinden bir parça alırsanız alın bütün ne ise parça da o olacaktır. yani bütün fasih ise parça fasih; bütün fasid ise parça da fasid olacaktır. burada bir nükte daha var tabii. o da şu: bütün dediğimiz şey tek başına bir oluş ifade ettiği için bütün ya fasid olacaktır ya fasih. yani hem fasid hem fasih olması muhaldır. dolayısiyle parçanın fasid yahut fasih olması bizzat bütünün keyfiyeti ile irtibatlıdır. mesela riya ile imanın bir arada bulunamaması gibi. riya ve iman bir arada bulunamaz zira fasidin olduğu yerde fasihin vucud şartları yoktur. meselelere bir de böyle bakmakta fayda görmekteyim. (ilk başta işarete çabaladığım varlık-yokluk fikri)

şu halde bütün dediğimiz şey lisan meselesinde ne yana düşer? bilmem bu suale ne buyurulur?

baki selamlar...
 
Katılım
20 Nis 2008
#8
Ynt: üç adet sualim var

Bakii yine 600 yıl evvel osmanlı sarayından sesleniyormuşsun gibi yazmışsın. 21. yy da seni anlamaya çabalamakmı ilim sahibi olmuşluğa delalet yoksa senin anlatmaya çabalaman mı?
yoksa seni şıp diye anlayacak adamlarla küçük bir klon mu kuracaksın? hoş anlattıkların anlaşılmayacak kadar karmaşıkda değil ama sende bu karmaşıklığı ironik kroniğe çevirmiş bir Türkçe hastalığı var hala aynısın :).

Heralde "peygamberin "(öğretisine göre)" cümlesi sana kavuğunu yedirtir:) idda ettiğin gibi parça bütünün habercisi ise sen hangi bütünün Türkçe konuştuğunu sanan parçasısın? (meşhur olimpiyatlarda görüşmek üzere:)
 
Katılım
20 Nis 2008
#10
Ynt: üç adet sualim var

evet sen Necip Nazıl olabileceksen ben Nazım olurum :) hala aynısın hala.
Üstat biraz megalomandı teveccüh ettiği pek görülmemiştir.(anlayana)
Nazım Hikmet Memleket ,Memeleket nazım Hikmet :)

kusurada bakma hangi ve bütün kelimelerinin manalarından bi habersin :D
 
Katılım
3 Ağu 2008
#11
Ynt: üç adet sualim var

dıdım dıdım dıdımdıdımdıdımdıdım dı-dı-dıdım..... (hatırlayanlar için film müziği. makamı ile kıraat edile)

birinci "ı" harfinin yerine "e"; ikinci "ı" harfinin yerine "i" koy bakalım ne olacak sevgili mahşerciğim. dur sen zahmet etme. ben söyleyeyim:

dedim dedim dedimdedimdedimdedim de-de-de-dim.... (mahşerin senfonisi. aynı makamla kıraat edile)

sen ne diyorsun kuzum? ;D
 
Katılım
3 Ağu 2008
#12
Ynt: üç adet sualim var

bu arada necip fazıl üstada da megaloman dedin ya... ben sana daha ne diyeyim!? bu dediğini üstad duymuş olsa ne derdi aceb? bu sualin cevabı için bakınız aşağıdaki cümle :)

sen boşver şimdi bütünü felan da egosantrik ile megaloman nedir onu de hele...? bari buna cevab ver be gözüm. :)

sana bir de tavsiye: yazarken biraz düşün aga ;D
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap