Üstâd Necip Fâzıl Kısakürek - 2

fazıl hilmi

"Bana öyle geliyor ki" diyebilmeyi istiyorum.
Katılım
23 Nis 2011
#1
II. Abdülhâmid Han’a Ermeni komitacılarınca yapılan bombalı suikast hâdisesinin tarihî mahkemesini yapan Maraşlı Meşhur Kısakürekzâde Mehmet Hilmi Efendi’nin torunu; Mekteb-i Hukuk mezunu Abdülbâki Fâzıl Efendi’nin ve Girit muhacirlerinden Mediha Hanım’ın oğlu; Perşembe günü sabaha karşı doğduğu konağın biricik mirasyedisi konumundaki Merhum Ahmet Necib, görünen kısmıyla ufak bir hatırlatma veya bilgilendirme yapacak olursak eğer 26 Mayıs 1904’te doğmuştur.

Dört veya beş yaşındayken, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinaf Reisi olan dedesinden okuma ve yazma öğrenmiş; hareketliliğini ve yaramazlığını mütevellit bir odaya kapanmak suretiyle kitaplarla vakit geçirmeye başlamıştır. Hayal gücünün inceliklerini buradan kazandığını düşündüğüm Ahmet Necib, farkındaysanız eğer, harama bakmaya zamanı olmadan doğrudan kitaplarla haşır neşir olmuştur. Babasının annesinden ayrılıp başka bir kadınla evlenmesi, Büyükbabasının ve kız kardeşi Selmâ’nın ânî ölümü, annesinin ahvâli, O’nun çocukluk psikolojisini etkileyen ailevî hâdiselerdir.

Çocuk olarak Ahmet Necib, el üstünde yetiştirilen, şımarık, haylaz, sevimli ve bilhassâ zekî sıfatlarıyla diğer aile fertlerinden ayrılmıştır.

Ahmet Necib’in zekî olduğunu, Büyükbabasının “Zekî torunum benim.” diyerek onu sevmesinden anlamak istemeyenlerin, ileride mürşidi olacak İslâm büyüğü Abdülhâkim Arvâsî Hazretlerinin: “Keşke bu kadar zeki olmasaydın!” diye yakınmasından anlamalarını temennî ederek, zekî sıfatına lâyık olduğunu göstermek için bir tane hazırcevaplığını nişân veriyorum:
“Yanına gelen yakın bir dostu Necip Fâzıl’a geliyor ve hadiselerden haberdâr olup olmadığını anlamak, haberdâr ise susmak, değilse haberdâr etmek maksadıyle yanına sokuluyor. Ve diyor ki:
- Üstâdım dünya çapında şâirleri tanıtan bir kitap hazırlanıyormuş ve Türkiye’den de iki büyük şâir…
Yakın dostu sözün devamını getiremeden, Necip Fâzıl:
- Diğeri kim?”

Mistisizme olan istidâdı ve o mistik hissedişi yazma, anlatma mevzuundaki kâbiliyeti 1921 senesinde kaydolduğu Dârü’lfünûn Felsefe Bölümü’nde inkişâf etmiştir. Ve hayatının geri kalanını belirleyecek bir arayışın içine burada düştüğünü hissettiğim Necip Fâzıl, bu tahsilini yarıda bırakarak Paris’e, Sorbonne Üniversitesi’ne, Felsefe tahsil etmeye yola çıkmıştır.

Paris’te yakalandığı fikrî buhran onu kumar gibi bir oyalayışa sürüklemiş ve “Gündüz gözüyle görmedim.” deyip vaziyetini hülâsâ ettiği Paris’teki hayatı boşluk(lar) içerisinde devam etmiştir. Kanaatimce, üniversiteyi de çalışmayla değil, zekîliği vesilesiyle bitirmiştir.

Paris’te duyduğu vatana hasret; onu çok fazla gurbette tutmayacak, ülkesine dönüp hayatına ülkesinde devam etme fikrine önayak olacaktır.

Ülkesine döndüğünde tanıştığı şahıslar, onu, “çetin dâvâ” diye tabir ettiği İslâm’a hizmet için yönlendirecektir. Hayatının kalan kısmını bu dâvâ için mücâdele ve mücâhede ile geçirecek olan Necip Fâzıl; takvim yaprakları 25 Mayıs 1983’ü gösterirken Erenköy’deki evinde, rivâyeten son nefesinde “Demek böyle ölünürmüş.” diyerek ‘mezrâ-i âhiret’e vedâsını etmiştir. Fâtih Câmii’nde , muazzam bir müslüman cemaat ile ihtişamlı bir cenaze töreninin ardından, mükemmel bir yürüyüşle Eyüp sırtlarındaki ebedî ve mütevazî istirahatgâhına devredilen Necip Fâzıl, hâlen fikir dünyamızın sahibi, mimarı, misafiri, bekçisidir.
Vesselâm.

fazıl hilmi
 
Katılım
3 Ağu 2008
#2
Ynt: Üstâd Necip Fâzıl Kısakürek - 2

merhum necib fazıl bey iyidir, güzeldir, hoştur, kıvrak ve keskin bir zekadır. her şair gibi okuyusucunu kendi topraklarına mahpus eder amma bir farkla: merhum okuyucusunu tam manası ile güder.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap