Vatan sevdalısı Vahdettin

Katılım
31 Ara 2007
İsteseydi

Vahdettin vefat ettiğinde Mustafa Kemal Paşa, "Çok namuslu bir adam öldü.
İsteseydi, Topkapı Sarayının bütün mücevherlerini götürür ve öyle bir ordu kurup dönerdi ki..." demişti.
Topkapı Sarayını gezenler Vahdettin 'in nelerden feragat ettiğini daha iyi anlar.
Son padişah saltanat kaldırılıpta San Remo'ya gidince şu cümleyi söylemişti:

"Saray ve saltanat yıkılmış ne çıkar, vatan kurtuldu ya."
 
Katılım
31 Ara 2007
Ynt: Vatan sevdalısı Vahdettin

Saltanat ve Teneşir

Vahdettin bir hatırasında, bir yıkımın orta yerinde başa geçtiğni anlatmak için "Ben benden evvelki padişahlar gibi kuş tüyü üzerinde tahta oturmadım. Benden daha iyi veliaht bulunsaydı valla, talla ben padişahlığı kabul etmezdim. Saltanat ile teneşir arasındaki uzaklığı bilirim." demiştir.

Vahdettin, 1. Dünya savaşının sonucu belli olduğunda Osmanlının mağlup olacağı anlaşıldığında tahta geçmişti. Yani kucağına bir cenaze verilmişti. İşgalci devletler ise bu cenazeden pay almak isteyen leş kavgaları gibi davranmışlardı.

Ülkemizde kendisine yönelik eleştiriler yapıldığı dönemde ise ne Vahdettin ne de onun soyundan gelenler bu eleştirilere cevap verecek durumdaydı.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ynt: Vatan sevdalısı Vahdettin

hocam Vahdettinin kör düğümü serv anlaşmasında değilmidir biraz anlatırsanız çok sevinirim ...
bilinir ki Vahdettin fikirlerini kağıtlara iyi şekilde aktarır dı bu konu hakkın da hiç doküman yokmudur?
 
Katılım
31 Ara 2007
Ynt: Vatan sevdalısı Vahdettin

Sevr´i Vahdettin mi imzaladı?

Zannedersem bir çoğunuz bunun cevabını merak ediyorsunuzdur.Araştımalarıma dayanarak bu konu hakkında birkaç cümle ifade edeyim.Sevr´i Vahdettin imzalamadı.Sevr imzalandığı sırada Osmanlı mebusan meclisi kapatılmıştı.Osmanlı da bir antlaşmanın geçerli olabilmesi için önce mecliste görüşüp kabul etmesi sonra imzalaması için Vahdettine göndermesi gerekiyordu.O sırada meclis kapalıydı dolayısıyla sevr Vahdettin´nin masasına hiç gitmedi.Sevr de Vahdettin´nin imzası yoktur.Yani sevr de ne padişahın imzası ne de meclisin onayı vardır .Bu nedenle de sevr antlaşması hukuken geçersizdir .Zeten gerçekçi ve uygulanabilir bir antlaşma olmadığına inanan İtilaf devletleri sevr´i biraz daha hafifleterek Londra konferansını düzenlememişlermiydi.

Sultan Vahdettin tahta geçtiği sırada birinci dünya savaşı bitmiş,Mondros ateşkesi imzalatılmak zorunda bırakılmış,tüm ülke işgal altına girmişti.Yani görülen o ki ülkenin bu konuma gelmesinde Vahdettinin hiç bir etkisi olmamıştı hatta tarih kitaplarında bize anlatıldığı gibi Vahdettin milli mücade hareketine karşı çıkmamış aksine bu hareketi bizzat kendısı başlatmıştı.Mustafa Kemal´i anadoluya milli mücadele hareketini başlatması için bizzat kendisi görevlendirmiştir.Bizzat Kazım Karbekir ve Atatürk´ün gözünden "Ümidimiz sizdedir ve devleti kurtarabilirsiniz" diyen Vahdettin nasıl vatan haini olabilir.
Yoksa Jean Genet´in dediği gibi "Tarih bizi çarpuk çurpuk insanlar haline getirmek için düzenlenmiş bir aldatmacadan mı ibarettir?" sözüne bizde hak mı vermeliyiz.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Ynt: Vatan sevdalısı Vahdettin

Geç kaldım bakmamıştım cevabınıza kusuruma bakmayın
anlatmanız için çok teşekkürler ...
peki yanlış bilinen bir soru daha sultan vahdettin tahta geçişi zorla olduğudur bunu da anlatırsanız
en bahtsız sultanlarımız dan oluşunda hem fikirmisiniz?
 
Katılım
31 Ara 2007
Ynt: Vatan sevdalısı Vahdettin

Öncelikle belirtmeliyim ki şimdiye kadar okuduğum kaynaklarda Sultan Vahdeddin´in tahta zorla geçtiği konusunda herhangi bir bilgiye rastlamadım.Ama şunu söylemeliyim ki uçurumun kıyısına getirilmiş bir imparatorluğun başına Sultan Vahdeddin´in çokta isteyerek geçmesini beklemek doğru olmasa gerek.
diğer mevzuya gelince,Sultan Vahdeddin başa geçtiği sırada birinci cihan harbi bitmiş,Osmanlı Mondros gibi ağır bir antlaşmayı imzalamak zorunda bırakılmıştı.Ülke İtilaf devletleri tarafından işgal edilmişti.Ülkenin bu müşkül durumdan ancak anadolu da başlayacak bir halk hareketiyle kurtulabileceğine inanan Vahdeddin,bu iş için en uygun kişinin Mustafa kemal olduğuna inanıyordu.Murtafa Kemal`in saltanat karşıtı,cumhuriyet yanlısı olduğunu bildiği halde "vatan kurtulsunda saltanat olmasın önemli değil"ifadelerini kullanmış,Mustafa Kemal´e milli mücadeleyi organize etmesi için 40 bin altın gibi büyük bir ödenek yardımında bulunmuştur.
Milli mücadele başarıyla sona erdikten sonra çeşitli kesimler tarafından ağır suçlamalara maruz kalmıştır.Vatanın kurtarılmasında etkili olan bu kişi,hiç hak etmediği uygulamalara maruz kalmıştır.Kısa süre sonra saltanat kaldırılmış,güvenliğini tehlikede gören Sultan Vahdeddin yurt dışına kaçmıştır.Yanında şahsi eşyaları dışında hiçbir şey almamıştır.Bu davranışından dolayı daha sonra kendisi hakkında Mustafa Kemal şunu söyleyecektir"isteseydi tüm Osmanlı hazinesini yanında götürebilirdi ama o hiçbirşey almadı" .
İtalya da kısa ama bir o kadar sıkıntılı geçen hayatı vatan hasratiyle geçen Osmanlının son padişahı ruhunu Rahman'a burda teslim etmiştir.Öldüğünde ev sahibine,bakkala,manava borcu vardır.Bu nedenle cenazesi 15 gün boyunca haciz altında tutulmuştur.daha sonra cenazesi Şam´a götürülerek burda defnedilmiştir.
Yaşadığı süre boyunca sıkıntılar çeken Vahdeddin,bugünde acımasız iftiralara maruz bırakılmaktadır.Üniversitedeyken hocamız şöyle demişti"geçmiştekiler hakkında o kadar atıp tutuyoruz ki,ahirette bunların hesabını nasıl vereceğiz."demişti...
İfade ettiklerimden cevabım anlaşılmıştır zannediyorum.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
Sevri Vahdettin mi imzaladı ?




--- Vahdettin de ayağa kalkınca Sevr’i kabul etti sanılmıştı ---

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Anayasa Mahkemesi'nin 46. kuruluş yılı törenlerinde ayağa kalkmasıyla ilgili haberi fotoğrafıyla veren Hürriyet gazetesi, olayı çarpıtarak Cumhurbaşkanı’nın bu hareketiyle AK Parti’yi kapatma davasını görüşmekte olan Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı’na hulus çakmak istediğini ima etti. Oysa ardından gelen açıklamada Gül’ün ‘nezaket’ gereği değil, salondan ayrılmak üzere ayağa kalktığını anlamış olduk. Hürriyet de düzeltmek zorunda kaldı. Dolayısıyla kasıt aramasak bile haberde en hafif deyimiyle bir yanlış anlama ve anlatma ile karşı karşıyaydık.

Aslında benzer bir çarpıtma tarih kitaplarımızda da yapılıyor. Bundan 88 küsur yıl önce, 1920 yılının Temmuz’unda Sultan Vahdettin’in de başına aynı olay gelmiş ve birileri onun ayağa kalkışını işlerine geldiği gibi yorumlamışlardı.

Bakın hikayesi nasıl?

TBMM’ne uzanalım ve Gizli Zabıtlar’ın 1921 yılına ait cildini elimize alıp başlayalım karıştırmaya. 8 Şubat günü yapılan oturuma gelelim. Biraz önce Mehmed Âkif, Meclis kürsüsünden ilk ve son defa konuşmuş, sonra bazı milletvekilleri Akif’in Padişaha yazılacak mektubun taslağı üzerinde görüşlerini belirtmişlerdir. Nihayet kürsüye Mustafa Kemal Paşa çıkmış ve Milli Şairimizin Sevr konusunda işgal kuvvetlerinin süngüsü altındaki Halife-Sultan Vahdettin’in meşruiyetini kaybettiği için TBMM’ni tasdik ve kararlarını kabul etmesini isteyen ifadelerini eleştirmiştir. Ona göre Meclisin, meşruiyetini başka hiç bir merciye tasdik ettirmeye ihtiyacı yoktur. Kaldı ki, der, Mustafa Kemal, Hilafet makamı aslında “mühmel”dir, yani boştur.

Neden peki? Çünkü, bu “çünkü” çok önemli, Mustafa Kemal’e göre Sultan Vahdettin, antlaşmanın imzası öncesinde, 22 Temmuz 1920’de toplanan Saltanat Şurası’nda “Sevr muahedesini... bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir.” Dolayısıyla TBMM’nin, İngiliz süngüsü altındaki “esir padişah”ın onayına ihtiyacı yoktur.

Peki olay hakikaten Mustafa Kemal’in açıkladığı gibi mi cereyan etmiştir? Yani Saltanat Şurası’nda ‘Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın’ denilmiştir de, Vahdettin de ayağa kalkmak suretiyle onu kabul mü etmiştir? Yoksa...

İşin esası şu: Hadise Mustafa Kemal’e yanlış aksettirilmiş ve onun Vahdettin hakkındaki kanaati, iletişim hatlarındaki “bir kısım” parazitlerden olumsuz yönde etkilenmiştir. O halde nedir olayın iç yüzü?

Vahdettin’in Saray Başmabeyncisi, yani özel sekreteri Lütfi Simavi’nin Osmanlı Sarayının Son Günleri (Pegasus Yayınları, 2006, s. 328) adlı hatıralarında anlattıkları gerçekten de şaşırtıcıdır. Simavi’ye göre Vahdettin bırakın oylamada ayağa kalkmayı, açılış nutkunu okuduktan sonra başkanlığı Damat Ferit Paşa’ya bırakarak salonda durmamış, çıkıp gitmiştir.

Siz gözlerinizi ovuşturmaya devam ederken ben Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’ndaki silah arkadaşlarından ve aynı zamanda Vahdettin’in damadı olan, yani iki tarafa da eşit mesafede duran birinin, Son Sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu İsmail Hakkı Okday’ın Yanya’dan Ankara’ya (Sebil Yayinları, 1994, s. 385-386) adlı hatıralarını masama getirip okuyayım da dikkatle dinleyin:

“Nihayet Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın denildi. Damat Ferid Paşa bu sırada Padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi. Vahdettin dışarı çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâra bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki, bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu açık olarak belirmedi. Hatta Ayandan Topçu Feriki Rıza Paşa, ‘Biz Padişaha hürmeten ayağa kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak Damat Ferid’in oyununu açıkça protesto dahi etti.”

Hadi diyebilirsiniz ki, İsmail Hakkı Okday bu toplantıya katılmamıştı, bilgileri kulaktan dolmadır. Peki şuraya bizzat katılan Sadrazam İzzet Paşa’nın hatıralarında anlattıklarına ne diyeceksiniz:

“Müzakere garip bir tarzda geçti… Ayan’dan Topçu Rıza Paşa merhum, gür sesiyle itiraza kalkıştıysa da, Sadrazam onu çirkin bir şekilde susturdu ve mecliste düşünce ileri sürülemeyeceği, mesele oya konulacağı zaman kabul edenlerin ayağa kalkması, etmeyenlerin yerinde kalması gerekeceğini kahraman bir eda ile ihtar etti. Bunun üzerine Zât-ı Şahane [Vahdettin]: “Böyle müzakere olmaz. Fayda ve zararlarına dair burada bulunanların görüşleri dinlenmelidir” buyurdular. Ferit Paşa bunun üzerine galiba daha önce konuşup anlaştığı bazı kişilerin görüşlerini sormuş, bunlar da hep kabul tarafında görüş ortaya koymuşlardır. Kabul edenler ayağa kalksın denilmesi üzerine Zât-ı Şahane birdenbire kalkıp salondan çıkınca herkes de tabiî olarak ayağa kalkmış, komedya da bu şekilde sona ermiştir.”

Görüldüğü gibi İzzet Paşa bizi olayın iç yüzüne götürüyor. Buna göre Vahdettin, Sevr’i onaylamak için değil, toplantının Sevr’i onaylatmak üzere taraflı bir tarzda yürütülmesini protesto mahiyetinde, belki de biraz öfkeli bir şekilde ayağa kalkmış ve çıkıp yan odaya geçmiştir.

Şimdi o ayağa kalkma meselesinin içyüzü anlaşıldı mı acaba? Özetleyelim o halde:

1) Bir kere bu tür şuralarda padişahın oy hakkı yoktur ki! O konuşulanları dinler, kararın kendisine bildirilmesini ister ve sonuçta onaylar veya onaylamaz.

2)
Ayağa kalkarak oylama yapılması çağrısı yapılınca padişah, konumu gereği dışarı çıkmış ve o çıkarken şura üyelerinin hepsi saygılarından ayaklanmış, bu da Damat Ferid tarafından Sevr’in onaylandığı şeklinde yorumlanmış, yani oylama tam anlamıyla bir oldu bittiye getirilmiştir.

3) Topçu Rıza Paşa ise oyuna geldiğini anlayınca oylamayı protesto maksadıyla yerine oturmuş ve bu yüzden de aleyhte çıkan tek oy onunki sayılmıştır.

Kuşkusuz 1921 Yazı gibi feslerin bir baştan öbürüne uçuştuğu bir ortamda meselenin içyüzünü bilebilecek durumda olmayan Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir gibi Milli Mücadele önderleri, ayağa kalkıp Sevr’in imzalanmasını onayladığı sonucunu çıkararak Vahdettin’in hainliğine hükmetmişler, bu da onun ihanetine yeterli delillerden biri sayılmıştır. Halbuki o toplantıyı protesto maksadıyla ayağa kalkmıştır.


Anlayacağınız, bugün Gül’ün salondan ayrılmak üzere ayağa kalkmasını Anayasa Mahkemesi Başkanı’na hulus çakmak şeklinde yorumlayanlar, bir zamanlar aynı iftirayı Vahdettin’e de atmışlardı.

Allah’tan şimdi hemen düzeltme imkânı bulunabiliyor. Buna da şükür!

Mustafa Armağan[br]Gönderilme zamanı: 04 May 08, 17:48:29 Kimine göre bir hain, kimine göre vatan sevdalısı...

Bana göre ...........
 

Mahşer

 
Katılım
20 Nis 2008
Ynt: Vatan sevdalısı Vahdettin

“Nihayet Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın denildi. Damat Ferid Paşa bu sırada Padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi. Vahdettin dışarı çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâra bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki, bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu açık olarak belirmedi. Hatta Ayandan Topçu Feriki Rıza Paşa, ‘Biz Padişaha hürmeten ayağa kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak Damat Ferid’in oyununu açıkça protesto dahi etti.”

“Müzakere garip bir tarzda geçti… Ayan’dan Topçu Rıza Paşa merhum, gür sesiyle itiraza kalkıştıysa da, Sadrazam onu çirkin bir şekilde susturdu ve mecliste düşünce ileri sürülemeyeceği, mesele oya konulacağı zaman kabul edenlerin ayağa kalkması, etmeyenlerin yerinde kalması gerekeceğini kahraman bir eda ile ihtar etti. Bunun üzerine Zât-ı Şahane [Vahdettin]: “Böyle müzakere olmaz. Fayda ve zararlarına dair burada bulunanların görüşleri dinlenmelidir” buyurdular. Ferit Paşa bunun üzerine galiba daha önce konuşup anlaştığı bazı kişilerin görüşlerini sormuş, bunlar da hep kabul tarafında görüş ortaya koymuşlardır. Kabul edenler ayağa kalksın denilmesi üzerine Zât-ı Şahane birdenbire kalkıp salondan çıkınca herkes de tabiî olarak ayağa kalkmış, komedya da bu şekilde sona ermiştir.”



Yukardaki beyanatlar vakanüvist tarihçiliğin en içinden çıkılmaz örneklerindendir.
tipik "- mı acaba" tarzı ilerleme kaydedilmiş. ıkına ıkına Zatı şahaneyi olaydan sıyırmaya çalışılan taraflı bi gözlem.

Şunu diyemiyoruz Zatı şahanenin zatlığı vede şahaneliği elinden alındığı için Tarihin en HAin adamı ferit ve çapulcularınca kuklaya çevrilmiştir.