Yahya Kemal ve Gelenek...

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Gelenekten yararlanma ve geleneği yeniden-üretme bağlamında Yahya Kemal

Yahya Kemal'in şiirinde geçmişle ya da Gelenek'le kurulabilecek olan ilişki, Gelenekten yararlanmak ve geleneği yeniden-üretmek düzlemlerinde gerçekleşir.



Gelenekten yararlanmak, Yahya Kemal'de metinlerarasılık dolayımında, mesela, Divan şiirlerinden bazılarına açık ya örtük göndermelerde bulunarak (‘Böyle beş beyti bu guyende redif üzre Kemal/ Naili söylese bir alem-i mana söyler' beytinde olduğu gibi Naili'nin ‘Yok bizde feyz alem-i manayı bilmeye' dizesine telmihte bulunarak) ya da alıntılar yapma yoluyla (II. Selim'in o ünlü beytini tazmin'de, Neşati'nin gazelini tahmis'te, Baki'nin gazelini taştir'de vb. olduğu gibi) gerçekleşir. Geleneği yeniden-üretmek ise, o Geleneğin zihinsel arkaplanındaki Dünyagörüşünü, şiirsel imlerle yeniden-üretmek anlamına gelir. Divan şiirinin Dünyagörüşünü dilegetiren ‘Saray' metaforu, Yahya Kemal'de ‘Saltanat' metaforuna dönüşür ve bu metafor siyasal ya da dinsel İktidar'ı değil, İslam Medeniyetinin Estetik'ini imlemeye başlar. Dolayısıyla, şu kışkırtıcı tespitle işe başlayabiliriz: Yahya Kemal ‘Eski Şiirin Rüzgariyle'deki şiirleriyle Gelenekten yararlanmış, Geleneği yeniden-üretmeyi ise, ‘Kendi Gök Kubbemiz'deki şiirleriyle gerçekleştirmiştir.

Kaldı ki, Eski Şiirin Rüzgariyle'de yer alan ‘tarz-ı kadim' üzre yazılmış şiirleri, Divan şiirine ‘Gelenekten yararlanma' bağlamında eklemlense de, özünde, Fransız Sembolist şiirinin büyük öncülerinden birinin, Paul Verlaine'in ‘Fetes Galantes'ının örnek alındığı şiirlerdir. Yahya Kemal'in, Divan şiiri ile ilişki kurmasına, Fransız Sembolizminin bir başka öncüsünün, Stephane Mallarmé'nin vesile olduğunu biliyoruz. Gerçi, ‘Hatıralarım'da, daha Üsküp'teyken, babasının kitaplığında Muallim Naci'nin ‘Şerare'sini bulduğunu ve 'o mecmuadaki gazelleri yüksek sesle okurken eski şiir lehçemizdeki beliğ ve rindane edaların zevkine var[dığını]’ bildiriyorsa da, Yahya Kemal’in gerçek anlamda ‘Ev’e ya da Geleneğe dönüşü, Fransa’da, Mallarmé okumaları dolayımında olmuştur. Prof. Sadık Kemal Tural’ın Nihad Sami Banarlı’dan naklen bildirdiğine göre, Yahya Kemal Mallarmé’nin ‘şiiri öğrenmek isteyenlere Verlaine’in ‘Fetes Galantes’ini ezberlemelerini öğütl[emiş]’ olmasından etkilenerek bu kitabı okumuş ve ‘Verlaine’in XVIII. asır Versay Sarayı’nı, bahçelerini ve buradaki binaların ihtişamını, o devir hayatının zarafetini, aşk hayatını, hem de o asır kelimeleriyle şiirleştirdiği [...] Fetes Galantes’ın açtığı yoldan geçerek [...] Namık Kemal neslinin gençlere yasak ettiği divan edebiyatının inceliklerini araştır[maya]’ başlamıştır..

Yahya Kemal, Sermet Sami Uysal’la yaptığı ‘Sohbetler’de de, bu meseleye değinir ve ‘Paris’te iken beğendiğiniz Fransız şairleri kimlerdi?’ sorusuna, ‘Verlaine, Rimbaud... Fakat Sully Prudhomme’u sevmezdim. Bilhassa Verlaine’in Fetes Galantes’ını çok beğenmiştim. Şair orada eskiyi dile getirir. İşte bunun üzerine ben de bunu kendi edebiyatımızda denemek istedim. Ve yüz kadar gazel ve rübai yazdım,’ der. Dikkat edilirse, Yahya Kemal, Verlaine’in ‘Fetes Galantes’ını ‘kendi edebiyatımızda denemek’ istediğinden söz etmektedir. Nitekim, Fransa’da XVIII. yüzyıl’ın Devrim öncesi Versay (Versailles) Sarayı ve ‘Ancien Regime’ yaşantısına, Osmanlı tarihinde bir karşılık olarak ‘Lale Devri’ni görmüş olması, ilk şiirlerinin (başta ‘Sene 1140’ başlıklı gazeli) bu dönemi dilegetiren şiirler olmasını bir tesadüf olmaktan çıkarmaktadır. Bir başka deyişle, XVIII. yüzyıl Fransız Saray yaşantısı Verlaine için ne anlama geliyorsa, XVIII. yüzyıl Osmanlı ‘Lale Devri’ yaşantısı, Yahya Kemal için o anlama gelmektedir.

Özetle şu: ‘Eski Şiirin Rüzgariyle’, Yahya Kemal’in Gelenekten Verlaine şiirini model alarak yararlandığı şiirlerdir. Bir paradoks gibi görünecek, ama Yahya Kemal, gerçek anlamda Geleneği, ‘Kendi Gök Kubbemiz’deki ‘beyaz lisan’la ve ‘tarz-ı cedid’ üzre yazdığı şiirlerde yeniden-üretmiştir.

Hilmi Yavuz
 
#2
Ynt: Yahya Kemal ve Gelenek...

Yahya Kemal ve lirik 'imtidad'

Osmanlı-Türk lirik şiir geleneğinin dili (daha doğru bir ifadeyle, o dilin tasviri), herhangi bir dil gibi, Bruce Mayo'nun, Adorno'nun o ünlü 'Lirik Şiir ve Toplum' makalesine yazdığı ‘Sunuş' yazısında belirttiği üzere, 'o dilin kullanıldığı dünyanın kültürel, toplumsal ve ekonomik kategorilerinin yapısal yansımalarını içer [mekte] midir?



Eğer öyleyse, o zaman mesela Yahya Kemal'in lirizminin toplumsal arkaplanını, onun şiir dilinin yapısından çıkarsayabilme imkanı var, demektir.

Şöyle başlayalım: Ahmet Hamdi Tanpınar, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi'nde, Divan şiirinde ' birdenbire bir bütün halinde görülen ve o kadar zevk değişikliğine rağmen asırlarca devam eden [...] hazır hayallerin, değişmez sembollü ve çok renkli hususi bir dil yarattığı[nı] bildirir ve ilave eder: ‘Bütünü ile bakılınca bu hayal ve sembollerin, bu aşk tarzının ve sevgili tipinin alelade bir belagat oyununda kalmadığını, [...] şairin hayat şartlarıyla olduğu kadar içtimai nizamla da alakalı bir sistemi ortaya koydukları inkar edilemez.' Tanpınar, bu ‘içtimai' (toplumsal) düzenle ilgili ‘sistem'in, görünüşteki dağınıklığa rağmen, gerçeklikte ‘saray istiaresi' (metaforu) çevresinde bütünleştiğini de belirtir. Osmanlı lirik şiirinin dünya görüşü bu metaforla temellenir. Prof. Dr. Walter Andrews da, ‘Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı'nda Tanpınar'ın bu ‘okuma'sından yola çıkarak, Divan şiirinin, tasavvufi (dini) ve duygusal (bireysel) düzlemlerin yanısıra, ‘iktidar ve otorite (siyasal) düzlemde de okunabileceğini gösterir.

Yahya Kemal'in şiirindeki lirik ‘imtidad', Divan şiirinde ‘her şeyin onun etrafında dön[düğü] ‘saray'ın yerini, ‘saltanat'ın almasıyla kendini belli eder. Ancak, ‘saltanat', Yahya Kemal'de, Divan şiirinde 'saray' metaforunun gördüğü işlevi ikame ediyor değildir. ‘Saray', Divan şiirinde İktidar'ı işaret ederken, ‘saltanat' Yahya Kemal'in şiirinde Estetik'e gönderme yapar;- bir başka deyişle, ‘saltanat' Yahya Kemal için, siyasal bir otoriteyi değil, Güzellik'i işaret eder. ‘Erenköyü'nde Bahar' şiirinde, "Sandım ki güzelliğin cihanda / Bir saltanatın güzelliğiydi" dizeleriyle bu metaforun, onun estetiğindeki temelkoyucu konumuna gönderme yapar.

‘Saltanat', Yahya Kemal'in şiirinde, sadece estetik bir programın metafor olarak dile geliyor olmasında kullanılmaz. ‘Itri'de, ‘Söylemiş saltanatlı Tekbir'i' dizesinde, müziğin güzelliğine;’ ‘Hayal Şehir'de, ‘Az sürer gerçi fakir Üsküdar'ın saltanatı' dizesinde, güneşin son ışıklarıyla aydınlanan bir semtin güzelliğine; ‘Deniz Türküsü' şiirinde, ‘Ve nihayet görünür gök ve deniz saltanatı' dizesinde, tan ağarırken yavaş yavaş aydınlanan göğün ve denizin güzelliğine atıfta bulunur.

Yahya Kemal, Sermet Sami Uysal'la yaptığı sohbetlerin birinde, Mehmet Akif'i ‘İslam Akaidi'nin, kendisini ise ‘İslam şiirinin şairi' olarak nitelendiriyor. Bu nitelemeyi genişleterek, Yahya Kemal'i İslam Medeniyetinin şairi olarak da tanımlayabiliriz: Eğer bu tanım doğruysa, Yahya Kemal'in 'saltanat' metaforu ile temellendirdiği Estetik, İslam Medeniyetinin Estetiği'dir. Yahya Kemal bu estetiğin kuşatıcılığını, sadece İslam kültürünü değil, ama Tabiat'ı da içerecek bir biçimde genişletir;-Tabiat'a biçim veren İlahi Estetiğin ‘Güzellik' konsepti de, İslam Estetiği'nin ‘Güzellik' konseptiyle bütünleşir.

İlahi Estetiğin ‘Güzellik' konsepti, Yahya Kemal'de ‘ışık'la temellenir. Bu ‘ışık', 'Deniz Türküsü'nde gün doğarken, ‘Hayal Şehir'de ise gün batarken inşa ettiği aydınlıkla Güzellik'i yaratır. ‘İnşa ettiği' demem boşuna değil;- zira, ‘Hayal Şehir'de, bu kozmik Güzellik'i yaratanın ‘Şarkın ışık mimarı' olduğu bildirilir: "Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı / Böyle mamur eder ettikçe hayal Üsküdar'ı."

Hilmi Yavuz
 
S

SERTER

#3
Ynt: Yahya Kemal ve Gelenek...

Yahya kemeal Büyük bir şairdi hem fiziksel:) hemde eserleriyle.
fakat kısıtlı bir edebi anlayışı vardı mesela o sadece İstanbul Şairi idi ve öyle kaldı. ve Türk tarihini 1071 den başlatır ondan öncesi muamma der.
hatır için yazdığı -ok- şiiri haricinde aruzun en abartı örnekleri ondadır. Yahya kemal park otelin lobisinde Türk kahvesi içilirken okunur yada piyer lotide.
salon edebiyatçısıdır özetle.
ahenk muazzamdır musiki gibi yazar üstad.
bir keresinde üstada şu mısraları okutmuşlar(kendisi bilirsiniz pek beğenmez herkezi Faruk nafiz hariç)
"dünyasına sünyasına
çabuk aldanma dünyasına
dünyasına aldananın
dün gittik dün yasına" okuyan üstad demişki -bunu bir insan yazmış olmaz-
düşünün azgın deniz şiirinde "serin" kelimesi için üç yıl beklemiştir.
sonunda "serin selviler altında...." diye bilmiştir. bu titizlikteki bir adam bu mısralara bu yorumu yapar.
halktan kopuk diplomat hayatı yaşarsan olacağı bu.
sanatın şahsiliği elbetteki önemli önce kendin için-sonra sanat için - pektabiki hepsi halk için olmalıydı.
 
S

SERTER

#4
Ynt: Yahya Kemal ve Gelenek...

onun döneminin örnek aldığı fransız şairlerin özel hayatlarına bi göz atın derim.
hepsi birbirinin sevgilisi (hem cinse ilgi duyan anti sosyal kişilikler). bu çok utanç verici daha fazla frenkefalist gözükmek için meclis kürsüsünde bile bu şairlerin şiirlerini okudular.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#5
Yanıt olabilse : Yahya Kemal ve Gelenek...

SERTER' Alıntı:
fakat  kısıtlı bir edebi anlayışı vardı mesela o sadece İstanbul Şairi idi ve öyle kaldı.
Yahya Kemal'in -hepsi birbirinden güzel- İstanbul şiirleriyle ön plana çıkmış olması onun sadece İstanbul şairi olduğunu göstermez. O bütün şiirlerinde milli ve manevî değerlere bağlı kalmıştır. Sadece Süleymaniye'de Bayram Sabahı ve Akıncı şiirlerinde dahi onun Türk Tarihine ve kültürüne ne derece bağlı kaldığını gör(ebil)mek mümkündür.

SERTER' Alıntı:
hatır için yazdığı -ok- şiiri haricinde aruzun en abartı örnekleri ondadır. Yahya kemal park otelin lobisinde Türk kahvesi içilirken okunur yada piyer lotide.
salon edebiyatçısıdır özetle.
Yahya Kemal'in şiirlerinde ustalıkla kullandığı aruzun da etkisiyle kulağa hoş gelen bir ritim vardır. Vermeye çalıştığı anlamın yanında ses ve ahenk bir bütünlük oluşturmuştur. Bu güzellikleri siz de kendi cümlelerinizde belirttiğiniz halde "Aruzun en abartı örnekleri ondadır" gibi bir ifadeyi neden kullandığınızı ve bu sözü nasıl bir temele dayandırdığınızı merak ettim doğrusu. Diğer bir husus da üzerinde fazla durmak istemediğim ve de öylesine söylenmiş bir söz olarak kabul ettiğim "salon edebiyatçısıdır özetle" gibi bir ifadeyi kullanmış olmanız. Bunu büyük bir talihsizlik olarak nitelendiriyorum. 

SERTER' Alıntı:
halktan kopuk diplomat hayatı yaşarsan olacağı bu.
Kendi Gök Kubbemiz adlı şiir kitabını okuduysayız, kitabın "Yol Düşüncesi" bölümünde aşk, ihtiyarlık, ölüm, ayrılık, vuslat, gibi insana özgü duyguların ve kavramların daha fazla ön planda olduğunu görmüşsünüzdür. Kendi Gök Kubbemiz kısmındaki tarihi iklimi, milli duyguların coşkunluğunu ve manevîyatın derinliğini söylemeye bile gerek yok. Nasıl bir halktan kopukluktur sizin bahsettiğiniz. O bu hakareti sırf bu milletin vekilliğini yapmış olduğu ya da diplomatik görevler alarak ülkesini temsil ettiği için mi haketti.

İkinci mesajınıza da diyecek bir şey bulamıyorum artık. Ama bizlere gönüllerinin tüm güzelliklerini açarak eşsiz eserler bırakan milli ve manevi değerlerimize olan bağlılıklarıyla en çok da şu dönemde zihinlerimize ışık tutan çok değerli büyüklerimize birazcık saygılı olabilsek keşke. Birazcık...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#6
Süleymâniye'de Bayram Sabahı...

Süleymâniye'de Bayram Sabahı

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.

Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.

Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...

Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.

Bu sukünette karıştıkca karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;

Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.

Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.

Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.

En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarının.

Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsi tepeyi;

Taşımış harcını gazileri, serdarıyle,
Taşı yenmiş nice bin işcisi, mimarıyle.

Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevi bir kapı açmiş buradan gökyüzüne,

Taa ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..
Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.

Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bügün mağrurum;

Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,

Senelerden beri ru'yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.

Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;

Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;

Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i

Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?

Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,

Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;

Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;

Vatanın hem yaşıyan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,

Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Karşı dağlarda tutuşmus gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.

Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.

Çok yakından mı bu sesler, cok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?

Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;

Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd'dan, Van'dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.

Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,

Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:

Kosva'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;

Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..

Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi

Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?

Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine.
Çok sükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine

Yaşıyanlarla beraber bulunan ervahı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.


Yahya Kemal Beyatlı
 
S
#7
Ynt: Yahya Kemal ve Gelenek...

"Kalbimde vardı Byron'u bedbaht eden melâl."

Yahya Kemal yalnız şiirleri, nesirleri, fikirleri ve sohbetleriyle değil aynı zamanda yirminci yüzyıl Türk edebiyatının ve Türk toplum hayatının da şüphesiz en dikkate değer şahsiyetlerinden birisidir. "Bu dil ağzımda annemin sütüdür." dediği dilimizin güzelliklerini ve ifade imkanlarını tam anlamıyla keşfederek halk arasında yaşayan canlı ve sade Türkçe'nin en sağlam yapılı ve en kalıcı şiirlerini yazmış bulunan bu değerli şair, bugün artık tamamiyle millete mal olmuştur; çünkü o, ilerde de belirteceği gibi Türk milletinin çeşitli talihsizliklerini ve mesut anlarını yetmiş beşe yıla varan ömründe üç padişah, üç cumhurbaşkanı, bir hayli memleket, farklı rejim ve insan unsurlarını görüp tanımak suretiyle hayat macerasını şiir macerası ile birleştirmiş ve şiirleriyle olduğu kadar sohbetleri ve çok değişik konuları işleyen zengin muhtevalı nesirleri ile de devrinin aynası olmuş, oldukça popüler olan şahsiyeti ile hemen her kesimden pek çok insanı kendisine hayran bırakmış bir sanatkardır. Edebiyatımızda bir "ekol şahsiyet" olma özelliği taşıyan Yahya Kemal'e karşı Türk fikir ve sanat çevrelerinin, Türk şiir ve sanatseverinin bu hayranlığı, öyle sanıyorum ki bugün de devam etmektedir!

"Ne harâbî ne harâbâtîyim,
Kökü mazide olan âtîyim."


Yahya Kemal'in şiir dünyasında dolaşırken daima üstün bir sanat zevki ile büyülendim. Gönül bahçemde derinlere kök salmış, zamana meydan okuyan, vakur ve gururlu şahane güzellikte çiçekler açtı. Dil zevkim yeni bir lezzetle tazelendi, tarih ve medeniyet kültürüm zenginleşti, millet ve vatan anlayışım yepyeni boyutlar kazandı. Böyle benzersiz bir şiir ustasını ve kültür adamını yetiştiren büyük milletime bir kere daha hayran oldum.


"Hazan da erse Kemâl el çeker mi cânandan
Lebinden ol mehe îmâ-yı arzu dökülür."
 
S

SERTER

#8
Ynt: Yahya Kemal ve Gelenek...

hıhı öyledir umarım Yahya Kemal.
İçinde Oğuz kağanın geçtiği bir şiirini gösterinde rahatlıyalım bari.

"kendi Gökkubbemizden" ni okudum malesef.
ve yine malesef o sadece vekil olduğu partisine hazırlanmış bir eserdi.(tez niteliğinde) hocalarına bi sor istersen.
Esermiydi evet yinede eserdi Yahya Kemal tarzının enbüyük edeibidir(yani salon edebiyatı) ki siz bu salon tabirinden ne anladınız bilmem ama edebiyat literatürü
saray avlularında, hükümet konaklarında veya polit tabakanın düzenlediği sazlı (c)azzlı kokteylerde eline mikrofon alıp yada"birdakka" diyip bütün ilgiyi üzerine çeken (hıncal Uluç :) tazı (popülistizm) mantığıyla lakırdayanlar için öyle der.
onların işi gücü senelerce o ahengte şiirler yazabilmek için önlerinde bir kalıp aruz bir kalıp beyaz peynir bir adet kefal vede rakı eşliğinde (ıkına ıkına mısra dizmeye çalışmaktır) Yahya Kemal bunlardan en edeplisi vede en dindarıdır okadar.
Uşağı vede bakıcısı olan o yalıdan bu yalıya(nazım hikmetin anasına aşık)"top sesleri eşliğinde cocuklargibi şen kafilelerle gezip durdu.(20. yüzyılın nedimi)
Milli mücadele içindeki o en kanlı dönemde kaçtane eseri vardır ve mücadeleye dahil olmuşmudur(mutareke şiiri dışında ben rastlamadım)hayır.
Mehmet Akif dersen kılcallarıma kadar katılırım sana.her yönüyle büyük
ama yahya kemal salon edebiyatı uzmanı ve enbüyüğü sanatında kusursuz tambir profesyonel anlayışa sahip.
bide neyi göremediğimi daha iyi biliyorum :kendi doğrusunu tek sanan bir edebiyatçı.
Yahu birini eleştirmek demek sevmemek anlamına mı geliyor.
"yani zeki müren harika sesli bir adamdı ama giyimiyle kuşamıyla efemine tavırlarıyla kaç kuşağın etkisi alanında ortaya( naylon leylalar çıktığını biliyormusunuz.
ve Milli değerler boyutunda irdelemiş olmanız çok kırıcı.
Ben bir Türk aşığıyım yalnız benim tarihbilincim malkaç oğluyla akıncılarla sınırlı(kısıtlı) değil.
Lise vede dengi okullarda sayısız seminerlerimiz var lütfen bu konuda çok hassasım.(özleikle konu gelecek nesillerse)
Yahya Kemal Milli mücadeleye tam destek verseydi isviçreye gideceğine belki musul vede canım kerkük milli sınırlarda kalırdı.
 
S
#9
Ynt: Yahya Kemal ve Gelenek...

"Fransa toprağı bin senede Fransız milletini yaptı."

Selçuklu ve Osmanlı asırlarını kapsayan tarihimizi yerli ve yabancı kaynaklardan kronolojik bir sıra ve bütünlük içinde yeni bir bakış ve anlayışla okuyup öğrenen Yahya Kemal, vatan toprağının bir milletin teşekkülünde en büyük rolü oynadığını ve benimsenilen yeni vatanın er geç yeni bir millet vücuda getirdiğini görür. O sebeple de milli tarihimizi 1071 Malazgirt Muharebesi ile başlatmayı uygun bulur; çünkü ona göre Türkler bu tarihten sonra yayıldıkları coğrafi mekanlarda yeni devletler kurmuşlar, siyasi bir güç olarak da başka millet ve kavimlerle çarpışıp kaynaşmışlardır. Böylece "Malazgirt Muharebesi'nin açtığı bu vatanda yeni bir millet, üst üste kan çatışmalarıyla yeni bir ırk teşekkül etmiştir." Onun bazı şiirlerinde ve bilhassa "Bir Tepeden" adlı şiirinde, bir İstanbullu kadının güzelliğini tasvir ederken ırk, iklim, tarih ve savaş kavramlarıyla zenginleşen bir portre çizmesinin sebebi işte budur:

"Irkın seni iklimine benzer yaratırken
Kaç fethe koşan tuğlar ufuklarla yarışmış
Tarihini aksettirebilsin diye çehren
Kaç fatihin altın kanı mermerle karışmış."


"hocalarına bi sor istersen" ifadenizi şık bulmadım doğrusu. Her hocanın öğrenciliği sürse de bu ifadeniz müstehzi idi.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#10
Ynt: Yahya Kemal ve Gelenek...

Nedense yazdıklarınızı okurken farklı lisanlarda konuşuyormuşuz gibi bir intiba oluştu bende. Ama yine de birkaç şey daha söylemek istiyorum. Öncelikle bir şairin milliyetçiliği konusunda fikir beyan edebilmek için, onun eserlerinde Oğuz Kağan isminin kullanılıp kullanılmadığı ile ilgili bir araştırma mı yapmalı, yani Türk milliyetçisi olabilmenin ölçüsü sadece bu mudur? Salon  tabirinden anladığım şey de aşağı yukarı sizin anlattığınız şeylerle örtüşüyor. Belirtmek istediğim bir başka husus da şu. Ben hiçbir şairin eserini özel hayatına göre değerlendirmedim değerlendiremem de. Bunu yapacak olsam okuyacağım şair sayısı belki de yarı yarıya düşecektir. Buradan hareketle gelelim Yahya Kemal'e: Bu insan bana yazdıklarıyla tarihimi tekrar yaşatabilmiş mi? Geçmişe duyduğu özlemini ve akıncı cedlerine olan hasretini bana da hissettirebilmiş mi? Bir de bunları yaparken manevî iklime hakim olabilmiş, edebî kaygıyı da yanında sürdürebilmiş mi? İşte benim için ölçü odur.
Yok efendim İsviçre'ye gitmiş, Pariste yaşamış, Fransız edebiyatçıları örnek almış... Kabul, kabul, kabul... Ama sonunda ne olmuş. Vatan hainliği mi yapmış? Neyse daha fazla uzatmak istemiyorum, ve de konuyu kendi adıma noktalıyorum. 

Hocalarıma sormam gereken konu hakkında da sorduktan sonra bir şeyler söylerim belki. Selâm ile...
 
Katılım
5 Ağu 2018
#12
Bugünü 60.ölüm yıldönümü
Allah rahmet eylesin,İstanbul üniversitesinde panel var bugün 14.30 da bunu da duyurmuş olalım...
Bu konuyu görmemiştim, @Dirvas a hem hoşgeldin diyelim hem de konuyu güncellendiği için teşekkür edelim.
Konuya devam edelim inşallah
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#14
Hoşgeldin @Dirvas hocam.
Allah gani gani rahmet eylesin.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#15
Amin amin ecmain:)
 
Beğeniler: Sav

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#16
Hoş buldum, teşekkür ederim @UluğBey :)

"Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan
Kasketimi eğip üstüne acılarımın"


Elhamdülilillah hocam, iş güç işte... Her zaman gelemesem de burası, buradaki kıymetli arkadaşlar gönlümdesiniz hep. Daha sık gelmeye çalışacağım inşallah. Siz nasılsınız hocam?

Elhamdülillah. Mecliste olan bekçiliğimiz devam ediyor . Siz dostlarımız geldiklerinde sobayı soğuk bulmasın diye dostlarla meclisi sıcak tutuyoruz sizleri bekliyoruz:)

Selamlar
 
Katılım
20 Haz 2018
#17
Yahya Kemal 134 yaşında...

Yahya Kemal veda edeli 60 yıl olmuş."Donen yok seferinden " dizesi onun yokluguyla sevenleri tarafından bir daha tecrübe edildi.

Sana bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir
yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”

Gerçek bir İstanbul âşığı , yazar, şair ,siyasetçi ,mütefekkir Yahya Kemal Beyatli‘yı vefatının sene-i devriyesinde saygı ve rahmetle anıyoruz.

Veda gazelinin şu satırları hep bir ağızdan :

"Tekrar mülâki oluruz bezm-i ezelde
Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler."

:)
 
Katılım
5 Ağu 2018
#19
Ynt: Yahya Kemal ve Gelenek...

Yahya kemeal Büyük bir şairdi hem fiziksel:) hemde eserleriyle.
fakat kısıtlı bir edebi anlayışı vardı mesela o sadece İstanbul Şairi idi ve öyle kaldı. ve Türk tarihini 1071 den başlatır ondan öncesi muamma der.
hatır için yazdığı -ok- şiiri haricinde aruzun en abartı örnekleri ondadır. Yahya kemal park otelin lobisinde Türk kahvesi içilirken okunur yada piyer lotide.
salon edebiyatçısıdır özetle.
ahenk muazzamdır musiki gibi yazar üstad.
bir keresinde üstada şu mısraları okutmuşlar(kendisi bilirsiniz pek beğenmez herkezi Faruk nafiz hariç)
"dünyasına sünyasına
çabuk aldanma dünyasına
dünyasına aldananın
dün gittik dün yasına" okuyan üstad demişki -bunu bir insan yazmış olmaz-
düşünün azgın deniz şiirinde "serin" kelimesi için üç yıl beklemiştir.
sonunda "serin selviler altında...." diye bilmiştir. bu titizlikteki bir adam bu mısralara bu yorumu yapar.
halktan kopuk diplomat hayatı yaşarsan olacağı bu.
sanatın şahsiliği elbetteki önemli önce kendin için-sonra sanat için - pektabiki hepsi halk için olmalıydı.
Hocam siz bi zahmet yorum yapmayın ya
Hayır bu kadar yanlış bilgiyle nasıl böyle bir özgüven
Yahya Kemal ‘in “Açık Deniz” diye bir şiiri var fakat söylediğiniz “serin serviler altında”ifadesi “Rindlerin ölümü” şiirinde geçiyor
 
Katılım
8 Kas 2018
#20
Hocam siz bi zahmet yorum yapmayın ya
Hayır bu kadar yanlış bilgiyle nasıl böyle bir özgüven
Yahya Kemal ‘in “Açık Deniz” diye bir şiiri var fakat söylediğiniz “serin serviler altında”ifadesi “Rindlerin ölümü” şiirinde geçiyor

üslup ayniyle insandır.Her seyin bir üslubu var miniklik adıyla büyüklük taslayan @Mina .
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap