yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

  • Konbuyu başlatan SERTER
  • Başlangıç tarihi

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#21
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Mecnun Leyla ‘nın aşkından kendini çöllere vurup gezerken farkında olmadan namaz kılan bir müminin önünden geçer.
mümin namazı bırakır der ki
_ mecnun nasıl olurda namaz kıldığımı görmez ve önümden gecersin
mecnun:
_ey mümin der:
ben Leyla ‘nın aşkından senin önünden geçtiğimin farkında değilim de sen nasıl Allah aşkıyla başını koyduğun o secde de nasıl olurda benim geçtiğimi görürsün!
(çoğu kişi bu hikayeyi bilir ama ben bunun üstüne hikaye tanımam paylaşmak istedim)
 
S

SERTER

#23
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Atatürk’ün ricası…

Yıl 1934.

O yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı Ulus'tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin Özmen'dir.

Bakan Özmen makamında çalışmaktadır. Kapı çalınır.

Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla bakanın makam odasına girer.

Bakan, yaverin kendisine uzattığı zarfı açar. Mektup Cumhurbaşkanı Atatürk’ten gelmektedir. Mektupta özetle, yaveriyle iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderdiğini, bu çocukların uygun görülecek bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydının yapılmasından söz edilmektedir.

Bakan Abidin Özmen, hemen Orta Öğretim Genel Müdürü'nü çağırtır ve şu direktifi verir:

"Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukları Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının 'Veli ve ödeyen hanesine Mustafa Kemal Atatürk ismini yazdırarak bana getiriniz." der.

Bakanın emri hemen yerine getirilir. Bakan Özmen ayrıca, kısa bir mektup yazarak
Yaver Bey'le Çankaya Köşkü’ne Atatürk’e yollar. Mektupta özetle; “Yaver Bey'le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için; bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte
takdim ediyorum..."

Atatürk, Milli Eğitim Bakanının bu mektubu üzerine, dönemin Başbakanı İsmet
İnönü'yü telefonla arar ve "Bak, senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı" diyerek olan biteni anlatır. Başbakan İnönü, bakanı adına özür dileklerinin kabul edilmesini ister. Atatürk, "Yok, der. Özür dileme. Aksine çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve bizlere doğruyu gösterebilse..."

Nasıl, muhteşem bir tarihi anekdot değil mi?
 
S

SERTER

#24
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Üniversitenin büyük amfisinde 800 kişinin katıldığı bir imtihan...
Süre iki saat... Profesör son derece sert ve sürenin esnetilmesine
imkân yok.

Cevapları yetiştiremeyen kalıyor. Bu yüzden bütün talebeler harıl
harıl kâğıt dolduruyorlar.

Ama birisi ağırdan gidiyor. Biraz düş ünüyor biraz yazıyor. Hiç
aceleci bir hâli yok.
Derken süre doluyor. "Getirin kâğıtları çocuklar" diyor profesör ve
herkes bitirebildiği kadarıyla kâğıdını getirip masanın üzerine koyuyor.
Veren çıkıyor, veren çıkıyor, masanın üzerindeki kâğıtlar birikiyor.
Sınıfta hiç talebe kalmıyor. Bir kişi hâriç. Bizim ağırdan giden
talebe Hiç istifini bozmadan yazmaya devâm ediyor.

Böylece biraz daha zaman geçtikten sonra, bizimki kalkıp kürsüye
gidiyor ve kâğıdını bir sonraki ders için hazırlıklarını tamamlamakta
olan profesöre uzatıyor.

Profesör kızarak: -Hayır! Çok geç kaldın. Artık senin kâğıdını alamam...
Bizimki ters ters bakıyor:
Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
Yoo, aslında bilmiyorum. Ne olacak?
Talebe bakışlarını dikleştirerek tekrar soruyor:
Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
Hayır bilmiyorum! Üstelik bu hiç de mühim değil!
İyi öyleyse, diyor bizimki ve yığılı duran imtihan kâğıtlarının bir
kısmını kaldırıyor ve araya kendi kâğıdını koyup kâğıtları tekrar düzeltiyor

Sonra da: -İyi günler hocam, deyip profesörün şaşkın bakışları

arasında yürüyüp gidiyor."
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#25
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Namık Kemal Osmanlı Devleti'nin pür-melâlini kötü görüyor ve 'Bu memleket battı batacak ! ' deyu sağa sola uyarılarda bulunuyordu. Uzun zaman sonra bir tanıdığı ünlü şairimizi yakaladı ve sordu.

-hani sen yirmi sene önce memleket batacak diyordun, bak sapasağlam ayaktayız?

Namık Kemal hiç istifini bozmadan cevap verir:

- Ya hu bu bizim oduncu Mehmet Ağa'nın cenazesi değil ki hemen kaldırılıp defnedilsin,altı yüz yıllık bir devletin cenazesi,elbette 70-80 senede kalkar...

ve sükût :)
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#26
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....


son yıllarını Maçka Palas'ın bodrum katında bir dairede geçiren Abdülhâk Hamid, bir gün kapısının önünde ayakkabılarını boyar.Oradan geçen bir komşu alay etmek için:

- 'Hayırdır,yoksa kendi ayakkabılarınızı mı boyuyorsunuz? 'der.

ve şairimiz cevabı yapıştır:

Evet, ya siz kiminkileri boyarsınız ?

:)
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#27
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

bu gece son bir anektod daha yazayım sonra devam ederim...

Abdülhak Hamid'e biri şöyle bir sual eyler:

- Üstad, Âşık ile sevdiği güzel kadın hakkında neler düşünüyorsunuz?

o da şöyle cevap verir:

Âşıkı olmayan bir dilber
Hastası olmayan tabip gibidir!
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#29
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:

-İyi ama ben çok az bir parasına oynuyordum; diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:

-Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Katılım
13 Mar 2008
#30
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Mehmet Akif'i küçük düşürmek isteyen biri: "Afedersiniz, size veteriner diyorlar, doğru mu ?" diye sorar. Adamdaki alaycı ifadeyi sezen Mehmet Akif de : " Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?" diye cevap verir.
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#31
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Haşim'e kadınlar hakkında ne düşündüğü sorulmuş idi.Haşim görüşünü şöyle açıklamış:

Şu kadınlar hesabta çok kuvvetlidir;kendi yaşlarını daima bölerek söylerler, başka kadınlarının yaşlarına ise daima beş ilave ederler :)

***

Üstad Necip Fazıl bir konferanstadır.Konferans sırasında kürsüye bir hıyar atılır.Üstad hiç istifini bozmaz ve ayağının altındaki hıyarı alır ve kalabalığa seslenir " biri kimliğini düşürmüş,gelip alsın"

:)
 
Katılım
18 Mar 2009
#32
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Bir gün ben okulun koridorunda bizim köyün tabiri ile soruduyordum(dikiliyordum)Bir öğrenci koridordan geçmekte olan hocaya:

-Hocam,surname ne demek deyü bir sual yöneltti.Hocada bana içten içe kıl zaten.Ve benim bilemeyceğimi tahmin ederek:

-Sence ne demek dedi?Bende cevapladım:

-Soyisim demek hocam:)
 
Katılım
26 Nis 2007
#33
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

Şeyhu'l İslam Ebû Suud Efendinin soru zembiline şu soru bıraklır;

"Âşık mı üstündür yoksa Mâşuk mu? Lütfen insaf edilip fetva verile!"

El-cevap:

"Azizim! Mâlumdur ki âşık kelimesi iki gözlü harfle yazılır.

'Ayn'la ve 'Kaf'la. Binaenaleyh âşık iki gözle bakar ve sever.

Fakat 'ayn'ın ağzı açık olduğu için aşkı dışa dönüktür.

Mâşuk kelimesi dört gözlü harfle yazılır, 'mim', 'ayn', 'vav', 'kaf'.

O ise mukabile dört gözle bakar ve sever. Aynı zamanda 'ayn'ın kafası kapalıdır.

Yani bu aşk derûnî aşktır.

"Saman alevi gibi dışa dönük değildir."
 
Katılım
3 Ağu 2008
#34
Ynt: yaşanmış gerçek hikayeler ve kıssalar....

ahmed arvasi hocaya bir talebesi ders esnasında "insan maymundan gelmiştir" der. hazret istifini hiç bozmadan şöyle cevab verir: "o halde çınar ağacı da maydanozdan mı geldi?"
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap