yazı yazılacak! yaz!

Katılım
3 Ağu 2008
#21
Ynt: yazı yazılacak! yaz!

şişşşşşş... pişşşşş... evvel ki küçüklere sonraki büyüklere. neyse.

sanırım hissizleşiyorum yahut öyle zannediyorum. canım az mı yanıyor yahut mukavemet kabiliyetim mi artıyor? emin değilim ama ikisi birden galiba. oluruna bırakmayı öğren derlerdi bana. öğrendim sanırım. çabuk öğrenemediğim kadar öğrendiğimi de Allah'ın hikmeti icabı unutmadığım malum olmalı değil miydi? bir sır vereyim insanın canının nisbeten az yanması da aslında can yakıcı ama bir farkla: bir film sahnesinde boğazı kesilen adam izler gibi. değişik bir his, yorucu bir fikir, el, kol, bacak ve sair uzuvlardaki uyuşma hali gibi. eski halini alması zaman meselesi yani. zaten hangi şey zaman meselesi değil ki... ne güzel demiş şair: "zaman korkunç daire ilk ve son nokta nerede"

bir pencere camı düşün şimdi sevgili okuyucu. buğulanmış. o incecik buğu incecik bir zar gibi iki ayrı sathın birbirini temaşasına engel. ince; o kadar ki ufacık bir dokunma zarı kaldırıp atmaya yetecek. hani resim yaparlar ya buğulu camlara -ki hepimiz yapmışızdır zahir- işte o buğuya dokunmaktan korkanlar var mıdır aceb? hani önünü görmek için onu silmek lazım gelirde yahut otobüsten dışarısını izlemek için ama gah eli ıslanacak diye gah eli bulaşmasın diye gah soğuk diye o buğuyu silmemek... işte hayat aslında biraz da böyle. gözlerimiz buğulu, kalbimiz buğulu, dilimiz buğulu, zaman buğulu... şair ucundan kıyısından da olsa işte bu buğuya işaret ediyor olmasın?! kim bilir? işin aslı herkes bilir de kabul etmez, edemez zahir. ister ki... aman işte; insandır; ister.

zaman yavaşlıyor. 3-4 yaşımdaki hallerimi yaşamaya başladım. şu yaşıma kadar ifadeden en aciz kaldığım haller. kelimeye gelir tek yanı yok. madem kelimeye gelmez o halde niye yazıyorum değil mi? buğulanan aklımdan zahir. sanırım kendi kendini kendi içine çeken bir şey oldum. kendini yutmak mümkün mü acaba? ha bak şey dedim aklıma bir mısra geldi: "bir şey koptu benden şey, her şeyi tutan bir şey." neyse.... tek ifade edilebilir olan müthiş bir yavaşlık hissi. vardır bir hikmeti. ya delilik ya vehim yahut bir üçüncüsü neyse o şey artık... buğulandı bir tarafım belki de her tarafım.

buğularımızı silecek bir el aranıyor...
 
Katılım
25 Ağu 2010
#23
Ynt: yazı yazılacak! yaz!


Her ne hikmetse ben çok mecbur kalmadıkça yazmayı sevmiyorum. Daha doğrusu yazamıyorum. Elim çok mu cimri yoksa yüreğim mi tutmuyor bilemem amma, yazmam için ille biri damarıma basacak. Mesela burayı kaç kere okudumda ne yazsam diye düşündüm ve aklıma birşey gelmedi...
 
Katılım
3 Ağu 2008
#24
Ynt: yazı yazılacak! yaz!

ne yapmalı?
sükut etmek, çaresizlik; konuşmak, ukalalık; paylama, hadsizlik; hareket, manasız gelirken ne yapmalı?
ne tutmalı?
bütün bir hayat seni yalnızlığa iterken ne tutmalı?
ne söylemeli?
kelimeler şirazesinden çıkıp iyi bile kötü manasına gelirken ne söylemeli?
ne bilmeli?
bildiğinden emin olduklarından bile şüphe tohumu ekilirken ne bilmeli?
ne dinlemeli?
nefs ve şeytanın fısıltıları ile mülevves kulaklar ile ne dinlemeli?
ne akletmeli?
akıl bir küçük sandıkken ve dahi içinden büyük bir çare çıkmayacağını bilirken ne akletmeli?
ne düşünmeli?
hakikatte mesele olmayan şeylerin mesele olmasından ötürü ne düşünmeli?
ne?..
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#25
Ynt: yazı yazılacak! yaz!

yazı yazılacak!yaz!
yazayım mı ? günahımı günahını ,hasretimi sevgimi öfkemi...yazayım mı ? cidden mi anlatalım.yalansız saklamadan hiç bir kelimenin arkasına sığınmadan anlatabilir miyiz? yazabilir miyiz?ne kadar kızarsan kız ne kadar öfkelenirsen öfkelen.ne kadar hayatın çıkılmaz bir noktasını geldiğini düşün....düşün işte orada ben varım.şimdi ey okuyucu anladın mı ? haydi oradan ne anladın.depresif ve pisişik karakterlerimiz de bir kaç göz yaşı kim kimi anlamış!!!!bak dikkatini çekerim 5 ünlem sonsuz soru işareti insan.şimdi diyeceksin ki orada dört ünlem var zahiri o batını göremedikden sonra.haydi koro olalım ve gizli ünlemler yapalım.olmadı noktalı virgülle ayırır hayatımıza yeninden yeniden ve yeniden eskimiş porsumuş bunalmış daralmış yıpranmış bir halde başlayalım.sonra da bir kitap arasın da biri kalkıp yıkamadığı şey sana güç kazandırır desin biz ağzımız açık bakalım.haydi oradan ömrün bitiyor ve sen delinip geçiliyorsun.geçer tabi geçer top atışı ile son bulur.pardon olgun olmalıydım.olgun olmalıyım.pardon öfke gelince akıl gidermiş değil mi? yarım saat sonra bu duygular kalmayacak....bekle bekle gidiyor öfke yerine kim geliyor kim geliyor (makamıyla söyle bilmiyorsan makam uydur şu an) hüzün...acı acı acı...olgunlaşmakmış ham meyve olmadan çürüdü.dalın da pişemeyen meyve gibi kendi ağaçının dibine bile düşemedi.artık yer çekimi kanuna bir başka çözüm bulsunlar...bağlasınlar quantuma ...sıkılırlarsa başka yere bağlasınlar.haydi oradan isteyen istediğine yüklensin.seçimler değil mi seçimler.büyüklerin sedirler de oturup gözlerime baka baka iyilikten maraz doğar derlerdi.yaşlılar heyeti...görüp geçirmek...geçti de be nene ne geçti diyesim var. sanki dede 'de nine de dinleyecekmiş gibi. şu t"" harfi yerine "d" kullanıdığım da altın da kırmızı çizgi oluyor ya ifrit oluyorum ona.onu da diyeyim...bari dökülüyor her şey benden bu da çıksın gitsin....ooohhh dedim rahatladık sanıyorsunuz dimi...durun daha yorganın altı yastığın üstü var...dön babam dön."yazı" yazılacakmış...yazılsın bakalım.
 
Katılım
3 Ağu 2008
#26
Ynt: yazı yazılacak! yaz!

120 gün olmuş! canlandırmak lazım! çiçeğin suya muhtaç olduğu gibi, yahut toprağın yağmura. düşünün o toprak ki yağmurun en sert şekilde tenine temasına bile ses etmiyor. yağmur, toprak gık demiyor diye diyebilir mi ki: "canı yanmıyor?!"

sulamak lazım azizim. şairin dediği gibi: "bekleyin su yükselsin belki kurtulur gemi" elbet şair farklı minvalde söylemişti amma halimize tetabuk ediyorsa istimali caiz olur zahir... nice 120ler geçti hayatımızdan. nice 120leri tükettik, tükettiler. hani diyor ya şarkıda: "benden sana son kalan bir avuç resim şimdi" (resimdi değil mi??) bilmem kaç tane 120den sonra etrafına bak ve.... her neyse. artık çok konuşmamak lazım. hatta çıt bile çıkartmamak lazım! yola revan vaktidir! errefik badel tarik deyuben ettarik badel refik yapanlara inat! yol da benim refik de benim! bundan sonra böyle!
 
Katılım
3 Ağu 2008
#27
Ynt: yazı yazılacak! yaz!

"mürüvvetmend olan adudan kam almaz" diyor şair. doğru da diyor.

kan davası gütmek cahiliyye adeti. kan davasını hep şöyle anlamışımdır: hayatın belli bir anına sıkışıp kalmak! bir senden bir benden değil sadece... dikkatle nazar edilirse görülecektir inşallah. mesele bir "an"a sıkışıp kalmak daha doğrusu kalmak istemek belki de... emin değilim. bildiğim bir şey varsa acı söze acı ile mukabele etmek, yumruğa yumruk ile mukabele etmek, kötülüğe kötülük ile mukabele etmek kan davası gütmenin farklı tezahürlerinden sadece Allah'ul alem. ne kadar becerebiliyoruz muallakta elbette. tevbe kapısı çok şükür açık... Allah tevbesini kabul edenlerden eylesin. amin!

"dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey surur/bir hanede olamaz mihman mihman üstüne" diyor şair. doğru da diyor.

insan bazen ama kısa ama uzun vadeli dertlere gark olur. hatta bazen o dertlere ram olur. lutuf sahibine yaraşan odur ki halden anlaya ve derdi ile hemdertlene; olmadı derdi ile yalınız bıraka Allah'ul alem.

"merdanelik asaleti meydanda bellidir/hayber günü babasın kim sordu düldülün" diyor şair. doğru da diyor.

merdliğin nidüğü için insanın vaziyet ve haller karşısındaki takındığı eda ve tavra bakılması lazım Allah'ul alem.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap