Yoğun Bakım

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
YOĞUN BAKIM

Nicedir “yoğun bakım”la ilgili bir yazı yazmak üzere bir köşeye notlar alıp durmaktayım. Bu konu ile ilgili dostlardan da pek çok talep geldi. Benim de bizzat müşâhedelerim var. Evet, hastanelerde “yoğun bakım ünitesi” bir zaruret. Elbette bu bölüm olacak. Ancak bir de –açık konuşalım- öleceği belli, hattâsekerâta girmiş olanlar var. Bunları yoğun bakımda tutmak ne derece doğru? Şahsî kanaatime göre bu çok yanlış. Bu yanlıştan âcilen dönülmeli. Bir ahbabın babası iki ay yoğun bakımda kaldı. Yanına giremiyorlar, konuşamıyorlar, ona Kelime-i Tevhid’i söylemesini hatırlatamıyorlar. Yanında Kur’an-ı Kerim okuyamıyorlar. Bacanağın annesi iki aya yakın yoğun bakımda kaldı. Neredeyse bütün hayatî organları cihazlara bağlanmış.

Rahmetli anacığım hastanede bir hafta kaldı. Gerekli tahliller neticesinde durumu netleşmişti. Hastalık akciğerini tamamen kaplamış, oradan vücuda yayılmıştı. Diyalize giriyordu. Ancak nâfile. Doktorlar net konuşamıyor. Hasta yakınlarının göstereceği şiddetten, tepkiden çekiniyor. Valideyi yoğun bakıma kaldırmak istediler. Biraderlerle buna karşı çıktık. Doktorlara şöyle dedik: “Bizler Kadere teslim olmuş insanlarız. Her nefis ölümü tadacaktır. Buna inanmışız. Annemizin tedavisinin mümkün olmadığını biliyoruz. Biz istiyoruz ki son anlarında yanı başında olalım.” Yoğun bakıma bizim yatırmadığımıza dair gerekli evrakları imzaladık. Anam odasında kaldı. Biraderlerle nöbetleşe yanında kalıyorduk. Son gece benle eşim yanında kaldık. Devamlı Kur’an-ı Kerim okuyorduk. Su istedikçe zemzem veriyorduk. Annem de devamlı Kelime-i Tevhid, Kelime-i Şehadet söylüyor, “Allah Allah” diyordu.


Ertesi günü nöbeti biraderlere devrederek eve gidiyordum ki yolda iken aradılar, “Abi çabuk gel!” dediler. Anam o vaziyette iken beni çağırdıklarını işitmiş, “Burhan uyumadı. Eve gitsin, yatsın!” demiş. Ana yüreğine bakın! Geldim, evet, anacığımın son demleriydi. Çocukları, torunları başucundaydı. Dayım Mehmet Bozgeyik de gelmişti. Hep birlikte tekbir getirdik, Kelime-i Tevhid’i, kelime-i şehadeti söyledik. Anacığım da bizimle birlikte tekrar ediyordu. Son nefesini teslim edinceye kadar o mübarek kelimeleri tekrar etti. Sonunda ruhunu Rahmân’a teslim etti. Halamın torunu Dr. Bahri o hastanede görevliydi, o geldi, kontrol etti. “Başınız sağolsun” dedi.

İşte binlerce, on binlerce hasta yakını bizim yaşadıklarımızı yaşamak istiyor. Oysa hasta yoğun bakıma yatırılınca bu mümkün olmuyor. Bakınız hastanede pek çok ölüme şâhit olmuş bir sağlık görevlisi o hastaların son anlarını nasıl anlatıyor:

“Sayamayacağım kadar çok ölüme şâhit oldum. Hepsinin ortak özelliği; son anlarında ağızlarındaki oksijen maskesini atıp, üzerindeki kabloları sökmeye çalışıyorlardı. Biz kabloları geri takıyorduk. Tekrarı olursa, bu defa ellerini bağlıyorduk. Böyle de can veriyorlardı.”

Eskiler, “Üç gün yatak, dördüncü gün toprak!” derlerdi. “Üç gün yatak!” demelerinin hikmeti, yakınları ile helalleşmek, vedalaşmak. Yoğun bakımda ise ne helalleşmek var, ne de vedalaşmak… İnsan orada şöyle gönül huzuru ile Kelime-i Tevhid getire getire ölemiyor…

Ölüm, zor bir hâdise. Ruh bedenden çekiliyor. Ruhun bedenden çıkması öyle kolay mı? Bütün zerrelerden sökülüp alınıyor. Azrail Aleyhisselam’a müvekkel meleğin işi öyle kolay değil. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) son anlarını hatırlayın. Çektiği ızdırabı gözünüzün önüne getirin. Hz. İbrahim Aleyhisselam’a mânâ âleminde ölümü nasıl bulduğu sorulduğunda şu cevabı vermiş: “Bir serçe kuşunun kızgın tavada pişirilmesi gibi.”

Rabbim cümlemize, yakınlarımıza, sevdiklerimize hayırlı, imanlı, uzun ömür nasip eylesin. Ama eninde sonunda ölümle yüzleşeceğiz. “El mevtühakkun”, yani ölüm kesin bir gerçektir. Allah hepimize “güzel ölüm” nasip eylesin. En güzel ölüm, elbette şehâdettir. Ondan sonra imanla can vermek gelir. Bizler mü’miniz, muvahhidiz. Rabbimize teslim olmuşuz. Bu bakımdan şu yoğun bakım meselesi âcilen ele alınmalı.

Hasta artık Rabbine kavuşma yolunda ise, bu durum güzellikle hasta yakınlarına anlatılmalı ve öylesi hasta yoğun bakıma konulmamalı. Öylesi hasta, yakınlarının arasında, vedalaşarak, yanında Kur’an tilavet edilerek, kendisi Kelime-i Tevhid’i söyleyerek son nefesini vermeli, verebilmeli. Kısaca buna “İmanla ölme hakkı” diyelim… Bu hak, her Müslüman’a tanınmalı, verilmeli…

BURHAN BOZGEYIK

#Hacegan
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Yoğun bakım kapısından içeri girdiğimden beri kafamda dolanan bir konu.bir ağızdan söyleniyor ya Allah düşürmesin,eksikliğini de göstermesin.Yalnız içler acısı halden kendini kurtarabilmiş değil.bir sağlık çalışanı gibi düşünemem.düşünemem ise rahatsız olmama engel değil.kesinlikle yeniden düzenlenmesi gereken ve üzerinde ciddi bir şekilde çalışılması gerekiyor.
İlk personel eğitimi
Özel odalar da yoğun bakım (kasaphane hissiyatından kurtarır)