yunus emre

mustafabalci_07

"Sabır" eey gönlüm...
Katılım
28 Kas 2007
YUNUS EMRE
________________________________________

1238'de doğduğu 1320'de öldüğü tahmin ediliyor. Yaşamına ilişkin bilgiler sınırlı. Doğum ve ölüm yeri kesin olarak bilinmiyor. 13’üncü yüzyılın ortalarına doğru Moğol istilası ve Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemde Anadolu’da yaşadığı sanılıyor. Bu dönemin sarsıntı ve acıları Yunus’un eserlerinde derin izler bıraktı. Babasının adı İsmail. Çocukluğunda medrese eğitimi gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf tarihini inceledi. Ahmed Yesevi'nin müritlerinden Hacı Bektaş Veli ya da Sinan Ata’nın halifesi Taptuk Emre’nin dergahında hizmet etti. Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu köy köy kasaba kasaba dolaştı. Eskişehir Sarıköy, Manisa Buna ve Emreköy, Erzurum Dutçu Köyü, Isparta Keçiborlu ve Karaman’da adına yapılmış mezarlar var. Ama nerede öldüğü ve gömüldüğü kesin belli değil. "Vahdet-i vücud" (varlık birliği) tasavvuf yorumunu benimseyen Yunus Emre, keskin bir gözlem gücüne, derin bir hoşgörüye sahipti.


Ah Ölüm
Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Kiminin başında biter ağaçlar
Kiminin başında sararır otlar
Kimi masum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler

Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutman bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler

Yunus derki gör taktirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler


İLİM KENDİN
BİLMEKTİR

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne
Kişi Hak’kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir

Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen
Abes yere yelmektir

Dört kitabın ma’nisi
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır

Yiğirmi dokuz hece
Okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca
Ma’nisi ne demektir

Yunus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir


NEYLERSİN EY GAFİL
DÜNYA MALINI

Neylersin ey gafil dünya malını
Yiyeceğin hiç fikrine düşmez mi
Bin yıl ömür sürsen bir gün ölürsün
Öleceğin hiç fikrine düşmez mi

Gine aklar düştü siyah saçına
Ölmeden tövbe et gizli suçuna
Kara yer altında kabrin içine
Gireceğin hiç fikrine düşmez mi

Niçin dinlemezsin âlimler sözün
Niçin ağlayamaz şu iki gözün
Kızmış saç üstünde kalmış namazın
Kılacağın hiç fikrine düşmez mi

.......
.......
Azrail hiç fikrine düşmez mi
Alacağın hiç fikrine düşmez mi

İşte geldin gördün bu dünya fena
Günahına ağla sen yana yana
Teneşir üstünde sen döne döne
Yunacağın hiç fikrine gelmez mi

Ettin mi dünyada bir iyi fikir
Dilinden gitmesin zikirle şükür
Kara yer altında Münker’le Nekir
Soracağın hiç fikrine düşmez mi

Yunus Emre eydür eyle niyazı
Bozulmaz Mevla’nın yazdığı yazı
Eğnine biçerler şu kefen bezi
Giyeceğin hiç fikrine düşmez mi


GEL GİDELİM DOSTA GÖNÜL

Bir karardan durmayalım
Gel gidelim dosta gönül
Hasretinden yanmayalım
Gel gidelim dosta gönül

Kılavuz ol gönül bana
Gel gidelim yârdan yana
Canım kurbandır canana
Gel gidelim dosta gönül

Kara haberin almadan
Can bedenden ayrılmadan
Azrail bizi bulmadan
Gel gidelim dosta gönül

Gerçek murada varalım
Yârin hatırın soralım
Yunus Emre’yi alalım
Gel gidelim dosta gönül


KALANLARA SELAM OLSUN

Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun

Ecel büke belimizi
Söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
Soranlara selam olsun

Tenim ortaya açıla
Yakasız gömlek biçile
Bizi bir asan vech-ile
Yuyanlara selam olsun

Azrail alır canımız
Kurur damarda kanımız
Yuyacağın kefenimiz
Saranlara selam olsun

Sala verile kasdımıza
Gider olduk dostumuza
Namaz için üstümüze
Duranlara selam olsun

Dünyaya gelenler gider
Hergiz gelmez yola gider
Bizim halimizden haber
Soranlara selam olsun

Miskin Yunus söyler sözün
Yaş doldurmuş iki gözün
Bizi bilmeyen ne bilsin
Bilenlere selam olsun


AŞKIN ALDI
BENDEN BENİ

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni

Aşkın aşıklar öldürür
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni

Sofulara sohbet gerek
Ahîlere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni

Yunus-durur benim adım
Gün geçtikce artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni
 

Dilhun

 
Katılım
20 Haz 2018
Divanda Yunus Emre ile ilgili kaynakça isteminde bulunanlardan,bir çok konu başlığında şiirleriyle zikredilen Yunus Emre 'den buraya düştü yolum.Bastan belirtmek isterim ki paylaşımlarımin kaynakçası İlhan Basgöz'ün Yunus Emre adlı incelemesidir.

Şimdiden hayrını görsün dostlar :)
 

Dilhun

 
Katılım
20 Haz 2018
Yunus Emre ,şiir alanında ilk büyüktür.Yalnız sanatı ile değil,şiir dilimizin kurucusu olmakla da ,dil reformculuğu ile de ilktir.Batı edebiyatı için ,eski olmak bakımından ,Yunan ve Latin klasiği neyse bizim için de Yunus 'un eseri odur .

Yunus'tan sonra gelen derviş şairlerin ,Sait Emre'nin ve başkalarının,Yunus Emre 'nin eserini güzel şiirin örneği saydıkları ,onun gibi yazmak istedikleri bilinir.Bunların içinde şiir -adını Yunus koyarak ,onun gölgesinde dalgalanmak isteyenler de olmuştur.Ama divan şairlerimizin de Yunus Emre den etkilendikleri pek bilinmez.Oysa divan edebiyatının kuruluş dönemi olan 15.yy.da söz gelimi,Necati Bey de Yunus Emre'yi biliyor,onun şiirinden etkilenmiş.Şu örneklere bakalım .

Yunus Emre
Acep şu yerde var' ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin

Gezdim Urum ile Şam'ı
Yukarı illeri kamu

Necati Bey(öl.1509)

Bağrı başlı gözü yaşlı yıldızı
Her kişi düşmen olur ger eylese kavga garib

Geh Mısır iklimlerin seyrettirir geh Rum ilin
Geh Acem mülkün temaşa kıldırırken sevda garib

(Ali Nihat Tarlan,Necati Beg Divanı s.161)

Yunus Emre:
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni

Necati Beg:

Dünyayı bir yana kosalar bir yana seni
Bana seni gerek seni ey bî-vefâ seni
(Divan s.517)

Ben 17.yy.ın büyük divan şairi Nedim de bile ,yer yer Yunus 'un havasını bulurum.Nedim 'in...."yeni bağrımda başım var"gazeli bana hep Yunus 'u hatırlatmıştır.

Yunus 'tan iki yüz yıl sonra ,İran 'da halkın dili ve şiir biçimleri ile yazan Şah İsmail de ,bu büyük ustanın etkisinde.Şah İsmail'in bir şiiri neredeyse Yunus Emre ninkinin neredeyse tam kopyası.

Hatayı(Şah İsmail):

Sözünü bir söyleyenin
Sözünü eder sağ bir söz

Pir nefesin dinleyenin
Yüzünü eder ağ bir söz
(İ.Z.Eyüboğlu s.124).

Yunus Emre:
Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü bişirip diyenin işini sağ ede bir söz.
 

Dilhun

 
Katılım
20 Haz 2018
Yunus Emre Yorumları

Yunus Emre'yi halkın ve kültür geleneğinden alıp aydının dar ama etkili kültür dünyasına aktaran Fuat Köprülü olmuştur. Köprülü'nün 1918 yılında yayınlanan kitabı (Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar Yunus için yapılmış ilk bilimsel çalışmadır .Dağılan imparatorluk topraklarında olduğu kadar çürüyüp dökülen Osmanlı kültüründe de dayanacak bir yer bulamayan Türk aydınına ,Yunus Emre'nin şiiri tutunacak bir çiçekli dal gibi uzanmıştır.

Hangi dünya görüşünden ,hangi toplum katından olursa olsun aydınımız Yunus'un şiirinde kendinden bir nakış, kendinden bir inanış bulmuş .Böylece çeşitli Yunus yorumları ortaya çıkmıştır. Dar zümrelerin, mezheplerin, dinlerin ve ulus birimlerin üstüne çıkarak bütün insanların ve bütün zamanlar dilinden konuşan Yunus'un değişik yorumlara uğramasına şaşmamak gerekir. Onda hepimiz kendimizden bir şeyler buluyoruz Bu nedenle Yunus 70 yıldır tüm aydınlar'ın gönlündedir tıpkı 700 yıldır halkın da gönlünde olduğu gibi.

Yunus için ilk çalışmayı yapan Köprülü bize ilk Yunus yorumunu da verir. Köprülü'nün Yunus'u islamın tekniği ile "Türk zevkinin hususi dehasını" birleştiren basit ,coşkulu ,ümmi bir derviştir. Ama bu ümmilik eski tezkire yazarlarımızın sandığı gibi "hecenin harflerini seçmeyecek" bir cahillik değildir .Yunus düzenli bir medrese eğitimi görmemişse de kendi manevi kabiliyeti sayesinde İslami bilimlerin hepsini öğrenmiştir. Mevlânâ 'nın şiirlerini anlayacak kadar da Farsça bilir .Hiçbir sanat kaygısı duymadan şiirinin büyüklüğünün farkına varmadan kendi ruhunun çalkantıların ı tabii bir şekilde terennüm ederek Sakarya ormanlarında dolaşan bu derviş'in şiirinde gerçek doğa ve gerçek toplum bulunmaz. Tabiat levhaları onun şiirinde ara sıra belirse de yerini hemen bir mistiklerin soyutlamasına bırakarak kaybolur .Başka şâirlerde gördüğümüz ne kadı adalet dağıtır ne imamda İmamet var yollu toplumda yakınmalarda Yunusta yoktur.

Onun batıniliğini de katı bir batınilik saymamak gerekir. Yunus Batınive Sünni inançları birleştirmiştir ancak Mevlânâ kadar Batıni sayılmalıdır .Ama Yunus ta ne Mevlana'nın İranlı belagatı ne de Aşık Paşa'nın derin bilgisi vardır .Etkileri edebiyatımızda köklü ve sürekli olan Yunus, Türk tasavvuf edebiyatının kurucusu sayılmalıdır.( Köprülü ,Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar' dan özetlenmiştir.)
 

Dilhun

 
Katılım
20 Haz 2018
İkinci Yunus Emre yorumu Burhan Toprak'tan gelir. 1933'te yayımladığı Yunus Emre adlı kitabı Yunus'u çağdaş şiir anlayışı içinde inceleyen ilk çalışmadır. Toprak, Yunus Divanı Alp Dağlarında bir sanatoryumda hasta iken ele geçirerek okur ve Yunus'la kişisel bunalımlar içinde çalkalanan bir ruhun dramını bulur ona göre:

Yunus Emre "Türk ortaçağın zirvesidir "onun Divanı da bizim Divinia Comedia mızdır. O kitapta Yunus'un divanında ruhun büyüklüğü ,vücudun faniliği ,kendi talihimizi yaratamamak felaketi ,varlığımızın kadın erkek taraflarının yani aklımızla hassasiyetimizin mücadelesi i,nsaniyetin bütün sefillik ,yücelik, ızdırap ve tesellisi vardır .O kitaptaki ızdırap ,bacağı kesilen adamın ızdırabı kadar doğrudur .Gözyaşı ,gözyaşıdır .Özlemek, özlemektir .Heyecan kelimeleri doldurur ve kelimeler karşımızda kuru kafalar gibi sırıtmaz. Yunus'un her mısrasının gayesi tefekkürdür. Burada sanat oyun değildir. Bu kitapta korkuları, ümitleri ,pişmanlıkları, isyanları ,şüpheleri, teselli ve imamları ile bütün bir beşeri Hayat vardır.(Toprak, Yunus Emre Divanı ,1943 2. baskı ,Başlangıç)

Kur'an'dan ve hadislerden örnekler getirerek Yunus'un Arapçayı iyi bildiğini açıklar .Köprülü Yunus'un tek kaygısı "irşad etmektir "demiştir Toprak der ki Zavallı Yunus bunu duysa kim bilir ne kadar gülerdi. Yunus halkı irşad etmek aydınlatmak için değil kendi kafasındaki kaostan kurtulmak için yazmıştır .Kendi can evinde yangın varken Yunus kimi irşad edecek hangi yangını söndürmeye gidecekti .


Yunus Emre yorumlarına 1936 yılında Yunus Emre/ Hayatı adlı eseri ile Abdülbaki Gölpınarlı katılır. Gölpınarlı Yunus'u bir din adamı olmaktan çok bir çağdaş, sanat eri olarak değerlendirmeyi yeğler. 1971'de toplanan Yunus Emre seminerinde yaptığı konuşmada ise Gölpınarlı ,Yunus'um Mevlevi olduğunu ileri sürecektir .Bu değişme Gölpınarlı'nın kendi dünya görüşündeki gelişmeler ile bağlantılıdır .Bektaşi ve Mevlevilikten Hümanizmi, Hümanizmden de Sosyalizme açılan Gölpınarlı ömrünün son yıllarında yeniden mistiklere sığınmıştır.

Gölpınarlı'nın Yunus'u, Bektaşi- Batıni inançlı bir derviştir. Onun yaşadığı yıllarda bir tarikat olarak Bektaşilik daha kurulmamış olduğu için Yunus bektaşiliğe varan temel inançları ve töre, törenleri benimsemiş görünür. Ali ve 12 imamı yüceltir, içkili, semahlı, müzikli törenlere katıldığını söyler. Tanrıyı ,korkular değil sevgiler kaynağı bir varlık olarak görür.

Kur'an'dan, hadislerden , Mevlânâ ve Sadi nin eserlerinden örnekler aktararak Gölpınarlı, Yunus'un Arapça ve Farsça'yı çok iyi bildiğini ,İslam bilimlerini kaynaklarından okumuş olduğunu ortaya kor.

Derslerinde Gölpınarlı Yunus Emre'nin mistikliğini kökü havada dalları yerde bir ağaca benzetirdi. Biz o vakit bu benzetmeyi bir söz oyunu diye pek ciddiye almazdık .Yunus'u yeniden okuyunca şimdi gözlemin doğru olduğunu daha iyi anlıyorum şundan .Kimisi mistikliği hem doğayı hem insanı tek vücuttan tek yaratıcıdan doğmuş suretler olarak görür. Bu ilahi gerçekten başka gerçek tanımaz .Böylece gerçek doğa ve insan ancak soyut kavramlar olarak belirir. Mistiklikte Yunus ise bunun tersini yapıyor. Mistikliği soyutluyucu bir felsefe olarak kullanacağına, insanı da duayı da sık sık soyutluktan kurtarıcı bir sistem olarak kullanıyor. Gölpınarlı ya göre Yunus soyut bir tanrı sevgisinden de yola çıksa insan sevgisine, maddi sevgiye ulaşmıştır.

Yunus yorumuna 1960'tan sonra Sabahattin Eyüboğlu da katılır. Onun Yunus Emre (1972 )adlı kitabının daha ilk sayfasında Eyüboğlu Yunus'a selam yollarken bu selamda biz sadece bir araştırmacının değil bir sanat ve gönül erinin de yorumu ile karşılaşırız. Bu selam bizce Yunus'u bir şiir dilinden yorumlayan bir incelemedir şöyle der :

"Selam olsun Anadolu'nun orta yerinden Türkiye halkının bağrından dünyaya seslenmiş Yunus Emre'ye;

Halkı seven ,halkın sevgilisi olmuş Yunus Emre'ye;


Yüreğini düşüncesi ezenlere karşı ,ezilenlerden yana koymuş Yunus Emre'ye;

İnsanları birliğe ,doğruluğa, barışa,çağıran; yaşamayı seven ama ölümden korkmayan Yunus Emre'ye;

Şairler şairi, insanlar insanı, garipler garibi dostlar dostu, Türkmen kocası Yunus Emre'ye 1972 yılı Türkiyesinden selam olsun.
 

EnesBey

NesBey
Katılım
28 Ara 2007
Pirdasa muhabbetle selam etmek icap eder
 

Dilhun

 
Katılım
20 Haz 2018
Kendi değerini bir mağarada başka dervişlerden öğrenir .Akşam olunca bu dervişler Tanrıya yakararark ondan yiyecek dilerler .Tanrı tarafından bol yemek indirilir .Yunus sorar: "kimin yüzü suyu hürmetine dilediğiniz de Tanrı size bu yemekleri gönderdi?" Dervişler:" Tapduk kapısında Yunus derler bir ulu kişi varmış. Onun yüzü hürmetine derler" Yunus, öz derecesini ,yüceliğini böylece anlamış olur.
 

Dilhun

 
Katılım
20 Haz 2018
Taptuk Baba bir gün dervişlerinden çiçek toplayıp getirmelerini istemiş .Dervişler kırlara çıkıp demet demet çiçeklerle dönmüşler .Yunus hangi çiçeği el attıysa çiçeğin kendi dilince Tanrıya yakarma da olduğunu duymuş; koparmaya kıyamamış .Tek bir çiçekle dönmüş doğanın üstüne böyle titremesi şeyhini daha çok sevindirmiş.


Yunus'un şiir tomarı Molla Kasım denen bir yobazın eline geçmiş .Şiirleri okudukça Molla bu şiir dine diyanete aykırıdır diye yırtıp yele verir. Bu Tanrıya asi olmaktır diye koparır suya atarmış .Böylece şiirlerden bini yele verilmiş bini de bir ırmağa atılmış geriye kalan şiirleri okurken Molla Kasım şu dizeye rastlamış:

"Âşık Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme
Seni sıgaya çeker bir Molla Kasım gelir"

Olacakları olmadan bilen bu kerâmete pek şaşan Kasım, Yunus'un erenlerden olduğunu anlamış .Geri kalan şiirleri korumuş. Kaybolan şiirlerden binini suda balıklar binini gökte melekler okumakta imiş bize de yırtılmayan bin şiir kalmış.
 

Dilhun

 
Katılım
20 Haz 2018
Bu dünyaya kanmayalım
Fanidir aldanmayalım
Bir iken ayrılmayalım
Gel dosta gidelim gönül.

Biz bu cihandan göçelim
O dost iline uçalım
Arzu hevadan geçelim
Gel dosta gidelim gönül.

Yunus Emre