zehirli mısralar

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#21
Ynt: zehirli mısralar

iklimin iliklerime kadar işlemiş de
ilmik ilmik yakarış çekmiş tesbihim.
al götür Allahım bunca yılışık yılanı
ez başını, yesin şeytanlar
ağız dolusu suskunluklara mahkum kalsınlar
da haşre dek;
şarkıları ah olsun ateşin şahitliğinde.
yolum karanlık
elimde kör bir kandil
yoklaya yoklaya çıkıyorum düzlüğe
aklımı ararken ruhum kaybolmasın sakın diye
bir ağaç dalına bağlıyorum
kirli bir mendili.
is içinde bir pisi
pislik içinde bir habisi
yokluğun gerdanına def etmekti rüyam
şimdi yol oldu yok
yok oldu çok
ve elimde bir ok
kalakaldım öylece
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#22
Ynt: zehirli mısralar

hicazdı dinlediğim
hicazdı ama
hiç de az değildi
yüreğini on bin parçaya bölüşüm
hiç de affedilir değildi
sen gergefine 'gelincik' işlemek istedin
ama bilemedin
benim rengim zifiri karanlıklardaydı
adına ömür dedikleri şeyi
ben rutubetli kuyularda kaybettim
kına yeşili yosunlarla bağladım birbirine yılları
ıslak yalanlar mırıldandım
ama bilemedin
sen 'gelincik' şerbetiyle
yıkamak istedin ruhunu
ben buhurdanlıkta küflü kokular tüttürdüm
sırlı çömleklere biriktirdim
yalandan gerçekleri de
adına siyah dedim
adına aşk dedim
bendeki aşk siyah renkliydi
ama sen yine bilemedin
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Katılım
13 Nis 2008
#23
Ynt: zehirli mısralar

Bir Elma Vardır Elmada Elmadan İçeri

Gökten üç elma beklerken insanoğlu,

Rableri sadece bir taneyi emanet etmişti.

Önce kara bir sessizlik çınladı yerle gök arasında

Sonra iltihaplı homurtular tüttürdüler buhurdanlıkta

Yürekleriyle akılları arasındaki yolda kaybolmuşlardı…

Korkuları hırçınlıklarını itelerken öne,

Sakin filbahri kokusunu çoktan arkalarında bırakmışlardı.

Önleriyle arkalarında sıkışıp kalan insanlıklarını

Çadırlarında bırakıp elmaya doğru koşturdular.

Hepsi aynı anda durdu…

Aynı anda bakıştı…

Aynı anda soludu derinden…

Aynı anda geride bıraktıkları insanlıkları yerine,

Nefislerinin gebe bıraktığı azgınlıklarını saldı…

Ahh! Ne olaydı hepsine bin bir elma sunmaya gücü yetecek olan,

Bir elmaya ortak etmeyeydi hepsini.

Ne olaydı da filbahrinin ılık kokusuna kanın keskin kokusunu üflemeyeydi

Hepsi içinden böyle geçirdi…

Hiçbiri şeytanın hilesini fark edemedi.

Şeytanlaşan iştihalarını bir selsebil dibinde yemleyenler

Gafillik saltanatında kendilerini kral ilan ettiler..

Oysa ki Rableri hepsini denemişti

Kazanmak hiçbirinin kârı değildi…

Beklenen, paylaştıkça bereketlenecek rahmetin,

Bir elmanın suretinde tecellisiydi…

Sırrın hakikati elmanın çekirdeğinde fark edilmeyi bekledi.

Çok ümitliydi…

İnsanoğlu elmayı üleşememiş,

Elmanın alına al katmış,

Kardeş kanı akıtmıştı.

Yer al, gök al, kara sessizlik bile al olmuş;

Ama yine de elmanın hangi kursaktan geçeceği bilinememişti.

Elma kursaktan geçmeye gelmemiş,

Hakikatin habercisi olmakla şereflendirilmişti oysa ki…

Sonunda ıslak ve pis bir kokuya bulanmaktan yoruldular.

Kalanlar, gidenlerin üzerine basarak ulaşabileceklerini sandılar

Ama yanıldılar…

Yaklaştıklarını sandıkları kadar kandırdılar kendilerini

Kandıkça daha bir uzaklaştılar.

Günler geçti.

Aylar, yıllar…

Elma ne kokusuna ne de tadına mahrem etti

Rablerine kızanlar bu sefer elmaya kızdılar

‘Nasipsiz bırakacaksan bizi neden geldin?’ diye haykırdılar

Elma önce başını hafifçe öne eğdi

Sonra işte tam o anda sırrını aşikâr etmek istedi

Rabbi engel oldu.

'Sus' dedi sükûnetin en tatlı haliyle...

Hakikatle çekirdek arasındaki o kutlu yola bir set vurdu

Adem ile Havva’ya inanmayanlar

Yine bir meyveyle sınandılar

Meyve bu sefer yasak değildi ya

Yakıcıydı…

Zaman şahit oldu

İnsanoğlu aldandı

Elma çürümüştü…
 

Giriş yap